Tema
Üye Ol Giriş Yap
Anasayfa Şiir Deneme Hikaye Makale Serbest Kürsü Yazarlar Forum Sohbet Online Üyeler

Etkili Yorumlar

Yüreğinize emeğinize ellerinize sağlık Değerli kalemdaşım⚘ Sözlerinizi büyük bir beğeniyle okudum. Kaleminiz kavi ilhamınızın daim olması temennisiyle En kalbi duygularımla esenlikler dilerim. SELÃM DUÃ VE MUHABBETLE..!🖊🤲🐞
Sadece çayı demlemeyelim, zamanı da demlemeyi öğrenelim" cümlesi, metnin kalbi gibi atıyor. Zamanı demlemek; telaşı bir kenara bırakıp, kaderin ve rızkın akışına teslim olmaktır. Rilke'nin dediği gibi, cevaplanmamış sorularla barışık yaşamak, o kapıların önünde sükunetle bekleyebilmek bir zayıflık değil, aksine en büyük ruhsal güçtür. Tebrik ederim.
Yaşlı bir eski İstanbul Beyefendisi fırına giriyor ve tezgahtaki satış yapan elemana '' Evladım, rica etsem bana iki ekmek verebilir misiniz?'' Diye soruyor. Tezgahtaki satıcı '' Bey amca ekmeği paranla aldığına göre ne diye rica ediyorsun ki'' diye cevap veriyor. Şimdi bu olayda ayrık otu olan yaşlı beyefendi midir yoksa tezgahtaki kişi mi? Evet günümüzde nezaket ve nahiflik maalesef güçsüzlük olarak görülüyor ama zararlı olan ayrık otu gibi ta kökünden kopartılıp atılması gereken o yani nezaketsizlik, kabalık, yontulmamışsızlık ve hepsinin bileşkesi olan cehalet değil midir? Kısaca değerli hocam! Her ne kadar bazı karşılıklı fikir teatileri bu daracık ortamda yapılamasa da bence asıl ayrık otları, içimizden sökülüp atılması gerekenler siz, biz, bizler değiliz. Çünkü zararlı olan bizler değiliz. Bizler başak tarlasındaki yabani semizotu olabiliriz,...
Hikayeyi okumaya başladığımda böyle bir son beklemiyordum. Arada korkunç bir olay yaşanmış olsa da her şeye rağmen kate için mutlu sonla bitmiş diyebiliriz. Evet, sürükleyici bir hikayeydi. Tebrik ederim. Selam ve saygılar.
Kıymetli Ahmet Hocam, ele aldığınız konu son dönemdeki en önemli konulardan birisidir. Bilimsel bir disiplinin, rehberlik etmesi gereken genç zihinleri korumak yerine, adeta bir ideolojinin veya popüler kültür akımının taşıyıcısı haline gelmesi asıl sarsıcı olan kısımdır. Eğer bir dernek veya kurum, tıbbi gerçeklikleri bir kenara bırakıp sadece rüzgâra yelken açıyorsa; orada artık tedaviden değil, bir neslin kimlik karmaşasından söz ediliyor demektir. Özgürlük, insanın kendini bulma yolculuğudur; henüz kim olduğunu bilmeyen bir çocuğun eline cerrahi bir müdahale pusulası vermek ise özgürlük değil, olsa olsa çocuğu bir daha geri dönemeyeceği bir boşluğa itmektir. Emeği geçenlerin ve bu yönlendirmeye sessiz kalanların, bilimsel tarafsızlık kılıfı altında neyi feda ettiklerini bir kez daha düşünmeleri gerekiyor. Aşk ile eyvallah.
şiir, aşkın manevi zirvesinde coşan bir ruhun direnişini ve saf sevgiyi destanlaştırıyor. Karanlık kindarlara, nefsani bentlere karşı inadına büyüyen içsel nehir gibi, sabırla harmanlanmış umut ve şükürle yükseliyor; anne kokusuyla örülmüş ezan fısıltıları, ebabillerin okşayışında zirveye ulaşıyor.Kutluyorum
Bu etkileyici dizeler, ruhun dünyevi çilelerden süzülüp ilahi bir teslimiyete varışını muazzam bir zarafetle işliyor. Şiirde dış dünyanın gürültüsüne ve haksızlıklarına karşı, kişinin kendi içsel "öznesini" yeniden bulması, en büyük zafer olarak nitelendirilmiş. "O güneş asla batmayacak" vurgusu, umudun kaynağını dünyadan değil, doğrudan Yaradan’dan almasına bağlanmış. Seccade ile zirveleşen o sükûnet, dış dünyadaki "hezimete" karşı en güçlü kalkan olarak sunuluyor. Kutluyorum
Şu yazıya ve özellikle de ''Anladım seni '' diyenlerin artması dileklerinize sayfalarca yorum yazabilirdim ama başka bir şey yapacağım. Yıl 1976 Şarkıcı Neco güzel bir şarkının hem sözlerini yazar hem de besteler. O sözler şöyledir: Dünyaya getiren onlar, Besleyip büyüten onlar, Baş tacımız, kadınlarımız, Onlaaar... Ninniler söyleyen onlar, Sevgiyi öğreten onlar, Kalbimizde onlar, Gönlümüzde onlar... Köylerde yaşayan onlar, Kentlerde çalışan onlar, Kanlarımız, canlarımız onlar... Yemyeşil ormanlar kadar, Karlı dağlar kadar, Yücedir onlar... Masmavi gökyüzü kadar, Toprak kadar, ekmek kadar, Kutsaldır onlar... Yıl 2018 Bodrum'da yaşayan şarkıcı Neco, Kendisinden 25 yaş küçük sevgilisini darp ettiği için hakim karşısına çıkar ve üç ay evden uzaklaştırma cezası alır. ****** Evet, erkek mil...
Bu sözler, çaresizliğin en yalın hali gibi duruyor. “Dur” diyen yok, unutulmak zorunlu, kurtuluş yok. Kadın cinayetlerinin döngüsü tam da bu. Her kurban, bir sonrakinin habercisi oluyor. Toplumun yarası kapanmıyor, çünkü kimse gerçekten sarmıyor. Korkunç bir döngü ve çok acı. Hâlâ gerçekleşiyor olması çaresizlik değil . Yeter artık. Dünya kadınlar gününüz kutlu olsun Üstadım. Selam ve saygılarımla
Güneş ilk olarak ne dağların tepelerin ne de engin denizlerin ufuklarından doğar. Onun ilk doğduğu yer insanın yüreğidir. İnsan, içindeki güneşi yaşatırsa dışındaki güneş de doğar. İnsanın içindeki güneş ölmüşse gök yüzünde tek bulut olmasa da güneşi görmek mümkün değildir. Selam ve saygılar.
Dünya kadınlar gününüz kutlu olsun Deni Hanım Yazıda ki sözleriniz, bir çığlık kadar gerçek ve bir yara kadar derin. "Güçlüsünüz" demek, o zorunluluğu alkışlamak gibi; oysa istenen sadece nefes alabilmek, narin olabilmek, korunabilmektir. Ateşten doğan phoenix gibi yeniden şekillenmek zorunda kalan her kadının hikayesi bu Zırh değil, zorunlu kabuk. Anlaşılmak değil, sadece var olmaya izin verilmesi… Bu metin yüreğe dokunuyor çünkü gerçekler söyleniyor . Güç övgüsü değil, adalet talebi. Ve evet, o çelik bakışın arkasında hâlâ bir çiçeğin soluşuna üzülebilecek bir kalp var . Lakin dünya buna izin vermiyor. Kadın güçlü olmalı ki ayakta durabilsin . Yoksa her gün şahit olduğumuz dramların baş aktörü kadın oluyor. Her şey gönlünüzce olsun Üstadım. Hayırlı Ramazanlar.
Jean-Dominique Bauby'nin hikayesi gerçekten ibretlik . İnsan ruhunun kırılmazlığını gösteren en çarpıcı örneklerden biri. Locked-in sendromuyla vücudu demir bir kafese (dalgıç giysisi) dönüşürken, zihni hâlâ kelebek gibi özgürce uçuyor; bunu tek bir göz kapağı hareketiyle kelimelere dökebilmesi inanılmaz bir irade ve sabır mucizesi. Bu kitap, felcin hemen ardından hayattan kopuşu değil, hayata tutunuşu anlatıyor . Şiirsel ve akıcı bir üslup ve acıtıcı derecede samimi. Yazıldıktan sadece iki gün sonra (Mart 1997) zatürreeden ölmesi ise trajediyi zirveye taşıyor. Eserini göremeden gitmesi, sanki kelebeğin son kanat çırpışı gibi dokunaklı. Film uyarlaması da muhteşem olsa da, asıl mucize o metnin kendisi... Bir insanın en ağır mahkûmiyetinde bile yaratıcılığını kaybetmemesi bizlere örnek teşkil ediyor. Hayatın en karanlık köşesinde bile ışıldayan bir kelebek kanadı. Okuyanı derin düşüncelere sevk...
Dünya her zaman kadın ve erkeğin birlikteliği ile güzel ve daha yaşanılır bir yer olacaktır. Bunu erkek milletinin de bir şekilde anlaması lazım. Kadınlar, bizim kadınlarımız, öpülesi, okşanası, sevilesi ve hatta baş tacı yapılası varlıklardır. Kimi zaman yârimiz, sevgilimiz, kimi zaman anamız, bacımız ya da teyzemiz halamız... Saçlarının bir teline bile zarar gelsin istemezsek de bazı duyarsız hemcinslerimiz kadınların, kadınlarımızın sevilesi saygı gösterilesi varlıklar olduğunu unutup, dayak, yaralama, hatta öldürmeye kadar gidiyorlar. Tabi bu kadınlara reva gördükleri yanlış davranışların hesabını hem dünyada hem de ahirette misliyle ödeyecekler. Bir gün 8 Mart Kadınlar Günü ne güzel kutlayalım, etkinlikler yapalım, farkındalık yaratalım ama, her gün sevelim, sevmeyi beceremezsek bile en azından eziyet etmeyelim aşağılamayalım. İnsanlık bunu gerektirir. Tabi birileri olarak siz insanlıktan nasip alamamışların safındaysanız diyecek konuşacak da bir şey kalmayacaktır... Kutlu olsun 8...
Şiir, Sevgidir derler. Şiiri gönülden sevenler yazar. Bu şiirler daha sonra şarkı olur, Türkü olur dillerde dolaşır. Böyle güzel şiir yazanları kutlarım. Selamlarımla!..
Şiir, Sevgidir derler. Şiiri gönülden sevenler yazar. Bu şiirler daha sonra şarkı olur, Türkü olur dillerde dolaşır. Böyle güzel şiir yazanları kutlarım. Selamlarımla!..
İRADE En sevdiğim olgu temel özellik en azından bana dair İrade gücü beyinle ilintili ruhla da Bu güç olağanüstü bir farkındalık yüklemekte insana Herkes her şeyi kolaylıkla utanmadan Allah tan korkmadan söylüyor İrade Her şeyin üstünde her şeyin de bir ömür ÜSTESİNDEN GELDİĞİM ve yazınızdaki karakter çok da şaşırmadım çünkü akıl gücü ve irade beraber yol aldı mı insan her şeyin üstesinden geliyor İnanç da çok önemli bir unsur Pekişen adalet duygusu Ve hasıl olması muhtemel mucizeler Zafer sadece bu güne ait değil Nefsine tapanlar asla ilgi alanımda olmadı bu duygum öylesine nüksetti ki hele ki son zamanlarda Ben nasıl kendimi sevmem nasıl duyumsamam içimdeki bahçeyi? Ve bu yazının ana karakteri Yetinmek bir noktadan sonra büyüyen bir istek ile beynin kullanılmayan hücrelerini de harekete geçiren<br...
Evet bütün kainat ona muhtacız , O ise samed Saygılar
Sayın Hocam; emeğinize, zekanıza, bilginize sağlık. Aşk ile eyvallah.
şiir, yorgunluk ve fıtratın devasa hazinesinde beyazın saflığına, aşkın zirvesine ve tevekküle sığınan bir ruhun coşkusunu taşıyor. Renklerin asilliğiyle zehirden arınan, zaferleri omuzlamayan ama yüreğe sığdıran bir müridin yangınını mükemmel bir anlatımla sunuyor...Rabbine, Peygamber'e ve içsel zenginliğe methiye düzerek, adaletin hem ilahi hem hukuki tecellisini müjdeleyişi ve Kırık kanatlarla yeniden havalanan bir dervişin özgürleşmesi, neşeli-yaslı duyguların şafak ve mehtapla delaletidir – derin bir manevi zafer marşı gibi...Kutluyorum.
Önce sorunuza cevapla başlayayım: ''Kendi adıma bin kez, milyon kez A.B.D. ve İsrail’i yönetenleri lanetliyorum. Ya siz?'' Diye sormuşsunuz. Cevap veriyorum: Ben de kendi adıma bin kez, milyon kez A.B.D. ve İsrail’i yönetenleri lanetliyorum. Ancak bu vahşet ve zulüm beni şaşırtmıyor. Zira Hıristiyanların Eski ahitinde de Yahudilerin Talmud'unda da aynen şöyle deniyor: ''Şimdi git, Amalekliler'e saldır. Onlara ait her şeyi tümüyle yok et, hiçbir şeyi esirgeme. Kadın erkek, çoluk çocuk, öküz, koyun, deve, eşek hepsini öldür.'' ( 1. Samuel 15:3) Kendi elleriyle tahrif ettikleri kitapları ne emrediyorsa onu yapıyorlar. Selam ve saygılar.