Kıyamam ne elimdeki çiçeğe ne de sana. Sanıyor musun ki uzağındayım ya da haricinde düşlerinin.

 

Ne varsa haricimde ve ne varsa beni ben yapan. Ne imgeler, ne sıfatlar ne de kesilen ahkâm.

 

Haricinde herkes şu dünyamın. Muhteva eden ne varsa zaten bilmektesin. Olması gereken değil, gerçeğin ta kendisi.

 

Mümkün olan değil belki ama bir bir sıraladığım adını her andığımda. Ve adım her anıldığında tarafınca.

 

Hep düşmandım zamana öncesinde ve hep kavgalıydı akreple yelkovan. Takılıp kalırdı zaman, mıhlanırdı dakikalar şimdi kalbimin mıhlandığı gibi.

 

Saat kaç? Günlerden ne?

 

Ne zaman tekelimde ne de nezdindeyim başkalarının. Başkaları, başka dünyalar, başka zihniyetler. İçinde varmışım yokmuşum değil düşünmek aklıma bile gelmiyor.

 

Mümkünatı olmayan bir düş olduğunun farkındayım. Binlerce ışık yılı ötedesin peki nasıl bu denli yakın hissedebilmekteyim… Sebep aramıyorum artık ya da bahane.

 

Boyut denen mefhum da çok uzağımda. Kavramlar, sanrılar, tüm kötülükler.

 

Saflığımın boyutu inanılmaz bir ivme kazanmışken şimdi hayallerim yarışa girdi gerçeklerle. Bazen karışmıyor değil olan ve olması gereken ya da olmasını istediğim.

 

Mecburiyetler saf tuttu ömrüm boyu. Yıkılmaz kaideler, mermer suretler, çelik ruhlar ve onca kifayetsiz ve yalancı tutum. Hep görmek istediğimi gördüm keza görmek istedikleri bir profildim, bir önyargıydım hatta taştan bir heykel.

 

Gerçi anın tek getirisi hayatımdaki bu devinim bazen hızlı bazen yavaş. Sancılar için için yakmadı mı canımı ya da solumadım mı o boğuk havayı nerden kaynaklandığı belli olmayan.

 

Meğer derin bir nefes almam gerekiyormuş. İsli, puslu bir hava ve binlerce yanılgı ve bir o kadar öngörü.

 

Öfke çoğunlukla, fazlaca hayal kırıklığı ve bencil istekler, dayatma ve derken sürecin içine girdiği o dönüm noktası.

 

Tanıdığımı sandığım ve köşeye saklanmış bir ben. Ve derken bir ben, bir ben ve içi kof bir bebek, kolu kanadı kırık. Kırık olan nice bebek içimde saklı, hırpalanmış, örselenmiş hatta ötelenmiş.

 

Naif, asil, nazenin ve derken öfke, hüzün ile yoğrulmuş bir alt kimlik içten içe yanık ve savruk.

 

Kolay ve doğru ne varsa ve her kim ise öncü birliklerin komutanı şimdi de ben tayin ediyorum artık rotamı. Ne varsa tayin edip belirlediğim kısaca döngü tersine döndü.

 

 Işıklar çoktan sönmüş derken bu sefer güneş batmaz oldu yeni dünyamda. Ne karanlık ne kötülük ne de ihanet…

 

Ne yalan ne riya ne de aczi yet: Ne tarafımca ne de tarafınca. Olsa olsa pembe yalanlar, olsa olsa küçük tümsekler aşılması mümkün.

 

Gerçek en az ölüm kadar.

 

Zor biliyorum en az hayat kadar.

 

İmkânsız belki de en az dönmemek kadar.

 

Hatta belki de bir düş uyandığımda sona erecek.

 

Ne fark eder ki, o düşü bir kez görüp yaşadıktan sonra.

 

Yaşanmamış onca eksiklik eksik diye tasavvur bile etmediğim ya da onca yaşanmışlık dertle, acıyla örülü.

 

Belki de bir yumağım ne çözebildiğim ne de çözülebilme imkânının olduğu. Aslında adım kadar eminim çözümümün olmadığının ama ben çoktan geçtim çözmeyi de anlamayı da. Beş duyu organım da işlevini yitirdi bunca şeyi görüp hissettikten sonra. Bunun için ne anlamanın derdindeyim ne de anlaşılmanın.

 

Düzenekte yer teşkil etmediğimin bilinci belki de bu kadar gözü kara ve fütursuz yaptı beni. Zira mücadelem aralıksız sürdü keza sürmekte de. Ama sonucun ne olacağı ya da nasıl olması gerektiği tamamen ilgi alanımın dışında.

 

Olsa olsa hayal kırıklığı kalır elimde ki öylesine de alışkındır bünyem. Panzehiri yalnızlıktır, bilirim ve sessizlik ki bir ömür boyu muhafaza ettiğim o kısır döngü.

 

Tekilden çoğula uzayan bir süreç ama her an tekil kalma olasılığının baki olduğu.

 

Ve çoğul mefhumuna asla uyum gösterememiş, dirayetsiz bir kimlik.

 

Onca kazanım geçti elime ve derken verdiğim sonsuz kayıp. Kala kala kimliğim kalmıştı kaybetmediğim. Şimdi farklı tezahürlerle yoğuruyorum olmasını istediğim gibi.

 

Ne arayışındaydım ne de beklenti dâhilindeydi. Gerçi hala da bir beklenti taşımıyorum ama o yanıp sönen ışık her şeye bedel; her an görmek istediğim ve kaçamadığım. Kaçmak gibi bir niyetim de yok diğer yandan. Kaçak bir ömür ve kaçak göçek yaşanmış yıllar çoktan miadını doldurdu. En az miadını dolduran tüm tedavülden kalkmış duygular kadar.

 

Hayır, rüzgârına kapılmadım tam tersine o esintiyi duyumsamak en güzeli.

 

Duyumsamak tüm varlığımla ve sonsuza kadar…

 

( Kıyamam başlıklı yazı GÜLÜM-ŞİİRİN TEK H/ECESİ İKEN AŞK... tarafından 3.07.2014 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )
Okuduğunuz Yazının Site Kurallarını İhlal Ettiğini Düşünüyorsanız, Site Yönetimine Bildirmek İçin Tıklayınız.
 

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu