Küçük Saba...
O geldikten sonra, Saba, merdivenlere çok seyrek
çıkmaya başlamıştı. Evlerinin kapısı önünden geçerek merdivenleri çıkarken,
içerden gitar ritimleri eşliğinde Mehmet"in şarkı söylediği duyuluyordu.
Saba, kendisine gitar çalıp şarkılar söyleyen "Muhterem abisiyle"
benden daha çok arkadaşlık yapar olmuştu. Bunu pek fazla önemsemiyordum
aslında; kız için yazdığım masallar atıl kalmıştı, ona üzülüyordum.
Ortaokulu bitirmek üzereydim. Babam nereden
taktıysa kafasına takmış, bana, "senin öğretmen olmanı istiyorum,"
dedi. "Seni öğretmen okulu sınavlarına sokacağım. Derslerine ona göre
çalış, emi!"
Bu emri aldığımdan itibaren ders çalışmaktan
başka hiçbir şeyle ilgilenmez oldum. Yoğun bir şekilde sınavlara hazırlandım.
Babam öğretmen olmamı istemişti. Olacaktım. Hırslıydım.
Mayıs ayında babamla birlikte Ankara"ya
gittik. Atatürk Orman Çiftliği içindeki okulda girdiğim yazılı sınav ve mülakat
sonrası, sınavı üçüncülükle kazandığımı öğrendik. Sonra, okullar açılmadan önce
tekrar gelecek, okula kaydımı yaptıracak ve okulun yurduna yerleşerek okumayı
Ankara Erkek Öğretmen Okulu"nda sürdürecektim.
Sınav stresi üzerimden kalktıktan sonra, babamın
da arttırdığı harçlıklarımla gezip tozuyordum.
Küçük Saba"yı da özlemiyor değildim hani.
Eve döndüğüm bir gün onu gene merdivenlerde otururken buldum. Sandım ki, o da
beni özlemiş, dönmemi bekliyor. Fakat yanıldığımı az sonra anladım. O, Muhterem
abisini bekliyordu.
"Nasılsın Sabah?"
"İyiyim."
"Senin için yazdığım masallardan birini
getirip okuyayım mı sana? İster misin?"
"Çı-ıh! Ben sünnetçilik oynamak istiyorum.
Muhterem abim gelince, onunla sünnetçilik oynaycaz…"
Küçük kızın ne söylediğini birden kavrayamadım.
"Sünnetçilik mi?" diye sordum tekrar.
"Sünnetçilik."
İyice anlamaya çalışarak, "nasıl oynanıyor
sünnetçilik? Ben bilmiyorum," dedim.
Elleriyle ve mimikleriyle tarif ederek anlatmaya
başladı: "Muterem abim sünnetçi oluyor. Bööle… Ben külotumu indiriyorum.
Bööle… Pipimi, kesiyo, sünnet yapıyo, böle…"
Daha fazlasını dinlemeye tahammül edemedim. "Böyle
oyun mu olurmuş be!" diye öyle bir haykırmıştım ki, kızcağız o andaki
halimden korkuya kapılıp ağlamaya başlamıştı.
Öfkeden suratımı ateş basmış, suratımın
kıpkırmızı kesildiğini hissetmiştim.
Meryem teyze ve annem evlerinden fırlayıp
merdiven başında toplaştılar.
"Ne var? Ne oluyor oğlum?"
Sinirden anlatmakta güçlük çekiyordum
öğrendiklerimi.
Duyduklarından sonra Meryem teyzenin boş bir
çuval gibi yere yığıldığını gördüm. Beti benzi bembeyaz…
Mehmet, olanlardan habersiz eve döndüğünde, onu
bekleyen polisler tarafından göz altına alınıp bileklerine kelepçe takıldı ve
semtin karakoluna götürüldü. Karakol önündeki insanlar galeyana gelmiş, onu linç
etmek istemekteydi.
Karakolda, içerde, Küçük Saba" nın annesi
bir vahşi kedi gibi, çığlık çığlığa saldırmaktaydı ve polis memurları engel
olmasa oğlanı paralayacaktı.
Mehmet, yaptığı sapıklığın ortaya çıkmış olduğunu
anlamış, bir medet umarcasına, annesine bakınmaktaydı.
Küçük kızın annesi hıçkırıklarla ağlamakta,
saldırmakta…
Mehmet"in gözleri annesini aramakta…
"Annem? Annem nerede?"
Onu tutuklayarak getiren polis memuru, ona
nefretle baktı ve "Annen, Devlet Hastanesinin morguna kaldırıldı,"
dedi.
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.