Miadı Dolmuş Bir Takvimin Son Yaprağı
Hüküm yüklü dünlerde
kaybolduğum, güdümlü telaşların derinden nüksettiği kıdemli sırdaş imgelerin
çığırtkanlığında sığındığım bir gölgenin esaretinde yol bulmak adına yol
verdiğim…
Emsalsiz düşlerin
pervasızlığı yaksa da canımı, cansız bir mevsimin himayesindeyim: Aşk’a sırdaş,
gönle yoldaş bir ikilem devindikçe ruh, kan revan içinde bahşedilen yürek.
Notalar ahkâm kestikçe,
yaralar kanadıkça ve harflere sığındıkça peyda olan tüm yüklemsiz özneler bir
başına sırıtmakta sayfanın tam da ortasında. Eklediğim adam ve kadınlı
izleklerin belli ki bir maruzatı var belli ki hayli kaygan tutunmaya
çalıştıkları ve kayıp verdikçe ömürden, kaybolduğum yıldızsız geceler bile ahkâm
kesmekte: hayli yüzsüz ve hayli yorgun hayli amansız bir illet içine düştüğüm.
Günden geceye uzadıkça
yarına kol açmış anlık bir zaman dilime içine sığdıramadıklarıma boylu boyunca
tam da önümde serili.
Şüphemden şüphe
duymaksa o emsalsiz var oluş, yokluğa meyletmek benimki.
Kovaladığım mutluluk
ise kaçmakta direnen varlığıma rest çekmek seninki.
Sahte bir yanılsamanın
tutarsızlığında, silik o ruhani ve edilgen sanrı yüklü gölgeler: Yıpratan, toz
konduramadıkları benlikleri egonun esaretinde çöreklendikleri kuytular: Eremediğim
bir nihayet kadar gıybet yüklüler hanidir uzağında kaldığım en azından mecalim
tükendikçe tükettiğim nefesimin buharında saklı imge yüklü fısıltılar canhıraş
bir edimle vakıf olası bir hükümranlığın iz sürüşü kadar ayan beyan tanık
olduğum ne varsa yine de somut olmayan bir dalgalanma peyder pey reva görülen
asılsız olsa da ansızın yüreğime yükledikleri…
Kulak astığım hiçbir
cümle yok her ne kadar ihbar yüklü söylencelerinde boy verse de onca ahkâm.
Kopuk yaratılar, kaçak
göçek devinen karartılar, süklüm püklüm o bağnaz yalnızlık haricinde hiçbir
gaye gütmediğim bir teselli benimki sığındığım o ağaç kovuğunda tahtakuruları
işgal etse de sessizliği yine de sessiz çığlıklarım kısır bir açılım, döngü
rağbet etmese de kırılgan bir yok oluş aslolan.
Dengeler sağaltmakta
kayıp rotaları.
İnanç güdülenmekte
tanımsız metaforlar tarafınca.
Yürüyen bir yalnızlığın
yürüttüğü bir yasa kadar makul bir öngörüde saklı tüm beyanatım: Vasıfsız
addedilen o kimliğin izdüşümü meylettiğim her yeni gün beraberinde taşıdığı umut
zerrecikleri iken gök kubbeden sızan; ellerimle topladığım meyvelerin özünde
saklı o rehavet yüklü kekremsi tat her nasılsa edindiğim bir izlenime rağbet
edip gölgelensem de gün ışığında bu yüzden dokunaklı her şarkıda kendimi bulup
ardından kaybediyorum rahvan bir gülüşe sakladığım gözyaşlarım aktıkça bir
çırpıda kayboluyorum hangi boyut ise sığamadığım…
Marazi bir alışkanlık
benimki bir o kadar zararsız ve hüznü soluyup akıttığım bir buhran ne de olsa
gelişen hiçbir kurguya müdahil değilim varsıl gösterilerine sığdıramadıkları o
maskeler ile peyda oldukça adım başı ve işte yeniden başladı o sahte gülücükler
ardına gizlendikleri imkânsızlık yüklü öngörüleri ile cezalandırdıklarına kani
oldukları.
Muğlak yetilerimin
girizgahında işgal ettiğim o farkındalık sayesinde anlam bulduğum anlamsızlığın
seyrinde bir nebze de olsa yansıttığına vakıf olmadığımı asla sanma.
Iskalandığım her
güdümlü vuruşta kaybolduğuma kani olup bir çiçeğe dönüştüğüm yıldızsız gecede.
Vakur bir
vurdumduymazlık iken peyda olan kıblemi sol yanımda saklıyorum içine
tıkıştırdığım hüzün bulutları meyletmişken.
Hazin yüklü bir imgenin
sırdaş çaprazında gizlediğim emsalsiz dokunuşun ile var olduğuma dair bir inanç
geliştirdim: öyle ya, yoklukla imtihan olduğum bir ömrün ertesinde kırık
gölgeler bile istifledikleri ile yol vermişken bir kez aşk’a.
Haznesinde saklı
yükümlülük, gıyabımda ne çok tereddüt yüklü sakıncalı ve müphem sanrılar,
kıdemliyim ne de olsa hem de kendimi bildim bileli. Bir kıvılcım ise gök
kubbede çakılı gök gürültüsüne eşlik eden nicedir tasarrufundayım öznel ve
nesnel hükümlerin. Mümkün mertebe yok oluyorum her gün bitiminde ve karıştıkça
bağnaz yalnızlığıma görünmez olduğuma kabi bir tahakküm ile eşlik eden donatıda
yer veriyorum alaycı pervasızlığına komik yargıları iken düşen payıma.
Aşkın yüzüne hürmet,
donanımlıyım bir izlekte saklı iken son görüntün: yokluğa hibeli ve içindeki
bin bir yanılsama ile rücu etmiş bir melekmişçesine çalıp çırpıyorum
mizansenlerde saklı kırık imgeleri ve seğirtiyorum bir yakadan ulaşılmazlığa
yelken açmışken: hüznün coşkusu, gönlün yortusu ve bilinmezliğin mizacında
yığılı evrimlerde can bulmaksa fazlasıyla yorgunum yine de pes etmek yok
lügatimde tüm beklentileri geri püskürtüp.
Bir eklentide mızrabı
kırık bir nüansın tevekkülü iken yüreğe doğan ve tümlenen bir uzantı iken hayat
pazarında serdim sereli benliğimi sersem sepelek kıvranıyor sevda okları nokta
atışlarına aldırmaksızın yer veriyorum yoldan çıkmış dürtülerin gıyabında can
çekişen mısralarda yığdığım anlık tereddütlerimi ve vakıf olmadığım her ne ise
sadece O’na havale ediyorum biliyorum ki geri dönümü merhamet ve sevgi yüklü
dokunuşlar tahayyül ettiğimin de çok ama çok ötesinde zire yüreğim hayli kırgın
ve durgun nüktedanlığı bir marifet bilip için için ağlayıp zaman zaman boğulsam
da rehavete.
Teamülü hazin,
Sarnıcı kayıp
Döngü muhtelif
Aşk ne de muzdarip.
Kıvrak bir serzeniş
benimki tüm muhalefetimi sakıncaları ile gölgede bıraksa da demli bir yenilgi
çoğunun nazarında: Ya nedir senin payına düşen?
İzlemedeyim ve farkında
da her ne kadar muğlâk bir öngörü geliştirmiş olsan da.
Çeperinde yığılı iken
gök kubbenin nazarında ne ise tekabül ettiğim.
Yılgı bildiğim o
yanılgı kadar asılsızsın belki de varlığının güdümlü rehavetinde kaybolduğuma
vakıf olduğum sessiz bir şarkının nakaratında gizli bir yoksunluksun yok
bildiğin tümcelere kerelerce yığıp sunumunda iken döngüye muktedir bir
yalnızlığın sarkaç bildiğim deviniminde bu yüzden ne çok gel-gitten muzdaripim,
muğlâk bir sancıya yaslanıp yansıttığım: bil mukabele ey anlamsızlık ve hoş
geldin sevaplarım bir ömre yığdığım ve sakındığım nefret yüklü nöbetler her
nasılsa mizaçların vazgeçilmezi işte bu yüzden töhmet altındaki vasıfsızlıklar
ile asla muhatap değilim bilfiil işgal edilmiş iken varlığım ve yüreksiz
dokunuşlara sakladığım acının kırık lehçesi.
Yılgısında
cesaretlendiğim söz öbekleri iken ahkâm kesmenin çok ötesinde, payidar bir
hüzün telkin etmekte o durağan kıtalarda kaybolmuşluğuma mahal vermez iken
rötuşlu insan suretleri.
Kıyama durdukça ve
mesken edindikçe rabıtası ulaşılmaz mahremiyet yüklü tüm gölgelere atıfta
bulunmaksa yoksun kılındığım son bir izlek kadar berhudar sayısız safsata.
Bir edimde yitik tüm
söylence, bir rehavet çökerken istimlâk edilmiş metnin yüreğin ellerimin
titremesiyle boca ediyorum mürekkebi: Durağan satırlara gizlediğim öfkeli
beyanatları bilinmezliğe mahal verip de tedirgin yüklemleri ayrı tutuyorum olur
da kaybederse yolunu. Bir çocuk kadar masum tüm yetileri zamanın bizler
kirlettiğine kani olup bol bol sayıp sövdükçe. Lehçesi anlaşılmaz iken kural
dışı tüm bağnazlıklar el veriyor yüksünlüğe ve pervasızlığa. Anlık nüanslar
kadar karmaşık ve bir o kadar çetrefilli söz yumakları sırıtan imgeler devingen
ruhun bir girizgâhı iken kıdemli bir var oluş evrenin tahakkümünde yine de
ıssızlığın meziyet bildiği kuytularda saklanmak payıma düşen tüm kemirgen ve
hülasa aykırılıklar tabi olsa da anlaşılmazlığın çeperinde beyanat verdikçe
kader.
Demli satırlar nemli kâğıtlarda
can buluyor, kırık aynalar yokluğa nazire edercesine çoğaltıyor tüm yansımaları
belki de aşkı tutuklu ve tutkulu kılan bir meziyet bizlerin tabi olduğu evren: Rücu
etmekse döngüye, dönencenin tabi olduğu ne çok evrede gizli o tahakküm. Yerli
yersiz yoran ve yordayan sahipsiz cümleler bir kıbleyi yön tayin etmiş yeri
geldi mi gıybeti. Mühimmat deposu o infilak eden ve kemiren bağnazlık. Öznel
bir rakıma ulaşmışken evren, irdelenen her dokunuş ayrı anlam yüklüyor. Ve
eklentili cümleleri zar zor zapt ediyorum olmadı dönüyorum sırtımı ama
geçemediğim bir aşkın tılsımı iken yüreği esir alan bin bir aldanış yüklüyorlar
dolgun ve rahvan yarım kalmışlıklara sığdıramadıkları öfkeyi.
Kâh bir vasıf kâh
kemirgen bir mizaç kâh bir dokunuş kâh bir yok oluş ve kaybolmaksa marifet
yüksünmüyorum nizamı kayıp çehrelerden ve saklı kıldığım sakıncaları göz ardı
edip defalarca düşüyorum yola düşkün yılgıları bir maharetmişçesine soyup
soğana çeviriyorum sızan ne ise gönül çeperimden hele ki ah ettiğim sükûtu
ikrardan sayanlara nazire edercesine o tutanağa istifliyorum hitabetleri yıkık
dökük şehirlerin saklı coğrafyasında hüküm süren yoksun ve batıl itikatları ile
solunan havayı rahvan bir çöle dönüştüren ne varsa.
İsraf edilen yeri geldi
mi pay edilen fazlasıyla tahammülsüz ve edilgen bir hüküm iken sonunu
getiremediğim bir cümleye mal ediyorum üzünç yüklü imgeleri tüm sırıtkanlığı
ile rest çekmişken kâinata ne de olsa yerli yersiz bir dokunuş tahayyül
ettiğimden de öte.
Miadı dolmuş bir
takvimin son yaprağında ıstırap yüklü gizlediğim yine de aşikâr kıldığım ve
muvaffak olamadığım söylenceleri serpiştiriyorum yürüdükçe ve gözden kaybolan
her acıyı gömüyorum en derine biteviye örselensem de yok sayılsam da.
- Yorumlar 2
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.