Günlerden Bir Gün...
Önceleri arıyordum
aradığımın ne olduğunu bilmediğim bir ömrün güncesi iken her sayfaya dokunup da
yakalayamazken ipin ucunu. İp tamamen koptu zamanla ve soldu yaprakları
sayfaların. Ben de solmuştum aslında solduğuma kani bir ömrün niyazıyla ara vermiştim
pek çok şeye. Duraksadığım hangi dönemeçti de durgun bir nehirdi arzu ettiğim…
Biriken tümcelerdeki
kaybolmuşluğumu fırsat bildi duygu simsarları ve durduk yerde nefret bürüdü
gözlerini. Sanır mısın ki ben asla onlar gibi olmayacaktım? Denedim hem de
defalarca ve solduğum bir gülün kırık dalında, yeşeren bir umuda rast geldim
ansızın. Ya ebediyen solgun bir çiçeği milat bilecektim ya da sığınacaktım
sadece sevginin kullanılan bir lisan olduğu Yaratıcı ve kulu arasında bitimsiz
bir ahenkle süregelen.
Soluduğum hangi duygu
olabilirdi rahmeti gölgeleyen?
Aşikâr olan tek şıkkı
görmezden geldim öncesinde ve benzemeye çalıştım nefret püsküren
buhranlarındaki en sefil tınıyı görmezden geldiğim ve çürümeye başladım ölüm
öncesi. Kerelerce öldüm bir daha doğmamak üzere. En sefil rahimdi büzüldüğüm,
bir kez daha uyanma ihtimalimin olmadığı. Ama… Hiçbir açıklaması yoktu inan ki:
Ne zifiri karanlıktı büzülen izbelerde ne de kokan bir çürümüşlükle aslını
inkâr eden bir faninin hicap yüklü bekleyişi, şeytanla olan randevusunu asla
tehir etmeyen…
Gülen yüzlerdi tamah
eden ve asılsız fısıltılardı kulaktan kulağa yayılan.
Demli bir haykırıştı
bir o kadar hezeyan yüklü.
Ve en dokunaklı şarkı
henüz söylenmemiş…
Kimdim? Ya, sen? Ve
onlar ki asla karşılaşmadığım suretlerden yayılan nifak tohumları hayatla olan
bağımı örselemekle mükellef.
Merak da etmiyordum
asla ne de kabulleniyordum ama gönül gözümün naçar sessizliği ile zimmetliydim
bir kez evrene ve hak eden bir süreç değildi asla riayet ettiğim.
Günlerden bir gün ışıdı
gökyüzü. Hem de karanlığın en delici acımasızlığı ile yürekleri soğutan bir
kelamı kifayet bildikleri. Güneş bir kez doğardı oysa ve gün evrilirdi anbean.
İkinci bir şansım olabilir miydi yoksa sonsuzluğa mı karışmalıydım ölümü yâd
edip ve dokunurken Kara Melek usulca ve haince bir ikrarı temsil eden orağında
kurumuş kanın pıhtısında kaybolan ümitlerim kadar hezimet yüklü?
Anlardan ibarettim ve
mazi iken tekelimde ve çok uzağındaydım gök kubbenin oysaki asılıydım ipin
ucunda. Asılmıştım mademki ulaşılmazlığa, ulu orta boyun eğmek miydi payıma
düşen? Suçumu adlandıramazken suçlu addedilen sadece doğurgan imgelerde hayat
bulan duygularımdı. Hissetmekten hüküm giymiştim kısaca sevgiye ihanet eden o
bulamacı silmek nihai vazifemdi.
Yalan torbam da yoktu
ki, çıkarıp çıkarıp aykırı mizaçlarına teğet geçen bir pervasızlıkla
iliştireyim her birine.
Sorumluydum ama
öncelikle kendimden.
Sorunluydu yerküre ve
sorumsuzluğun göreceli isyanında hayat bulan bir haykırış iken evrenin çağrısı.
Elimi çabuk tutmalıydım
madem de neyin nesiydi bu tükeniş?
Asılsız kıyımlarda can
veren masumiyet ne zamandan beri suç teşkil ediyordu da örselenmekti düşen
payına?
Soruların
devingenliğinde, hiçbir cevaba tekabül etmeyen anlamsızlık ne hidayetti ne de
kabul görür bir açılım ve soluduğum sevgiyi asla çalmalarına izin
vermeyecektim.
Günlerden bir gün düştü
yolum sizin oralara ve çarpıldım bir akıma rast gelip, en münafık imgeyi
görmezden gelip. Bu ben olamazdım: Ne tokalaşan kahkahalardı kabul gören ne de
zehirli bir simge iken o asılsız sükûnetken büründüğüm oysaki bilinmezin
göbeğinde çalan bir şarkıydı söylemekten kendimi alıkoyamadığım…
Bir ritim bozukluğu
muydu yoksa kaybolan değerler ve gölgeli bir yalnızlık mıydı asla hoş
görülmeyen? Ve zikredilen onca yalan iken, imgelere rast gelmeyen, sağanaktaki
rahmeti aşk bildim. Aşkı nakşettim günbegün. Çoğaldım bir yandan ve kayboldum
yeniden bulmak adına kayıp yarımı. Bir boyunduruğu mademki reddediyordum,
insanlığım asla sorgulanamazdı O’nun haricinde hele ki bana sunulan yaşam iken
sadece tevekkül bildiğim onca maruzatı gönülden kabullendiğim.
Bir menkıbede saklıydı
aşkın şifresi. Bir kifayetsizlikti münafık gölgelerin çağrısı. Bir kayboluştu
inancın sorgulandığı ve en vakur duyguydu yalnızlık sadece O’nun himayesine girmişken.
Mesuliyetim ne bir isyandı ne de serzeniş bir o kadar ölümün çağrısını
kabullenmez iken münferit kaygılarını görmezden gelen kim varsa. Ve her kim
ise, görmezden gelindiğim ya da diken addedilen aşkı yok sayan o ceberut
sanrılardaki tahakkümü hak gören…
- Yorumlar 1
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.