Efsunlu Bir Yoksunluk...
Doldurdum haznesini
düşbaz sevinçlerimi çalan ırgat düşlerin tesellisi iken o metruk gölge.
Yıktım teker teker hele
ki kırık bir tekerin ucube gölgesine sığdırdığım o nazenin tekerleme.
Bir oradan bir buradan
çaldım biteviye en kırık niyazlarda saklı tuttuğum gönül pazarı imgeler iken en
çığırtkan bilmece.
Gönüllü gönülsüz yâd
ettim dünün en kalender terennümüne sığdırdığım basiretsiz yürek izini ve sıdkı
sıyrılmış bir gönlün tefekküründe, sıra dışı bir külliye iken onca doğurgan ve
kırık imge.
Sağalttım ardından ve
saydım birer birer hele ki yıkık mihrabın en sadık yüreği iken tensiye ettiğim
yoldaşı iken şu gölgenin isyan bildiği güneşin çalıntı aşkına nazire eden
yıldız takımında sığınak bildiğim ve yitip gittiğim bir ömrün seyrine
kaptırdığım illet sağanağı onca imge simsarı husumetten ibaret ne çok insan
silueti.
Kapıp koyuverdim
pervazında asılı tuttuğum hücremin en aykırı tutsağı iken aşka delalet bir sızı
kadar kaygan bir zeminde baş aşağı düşerken müebbet sefaletin ucu kırık niyazı
ve peyder pey sarf ettiğim en münafık sillesi çalıntı ve rahvan, o soytarı
iklimlerde satılmışlığı yüreksiz kimsesizler cumhuriyeti.
Varlığımı adadığım yine
de addedilen en hazin durakta asılı kaldığım bir hezeyandan ibaret iken o
gönülsüz rotam.
Efsunlu bir yoksunluk
kadar kıyımına yüreğin muktedir ve en asil sancı iken o bağnaz, yol iz bilmez
yalnızlığın türküsü dolanmışken yüreğime.
Yoldan çıkmak en ağır
külfeti belki de o isli yoksunluğun akla zarar intiharı iken soluyan kayıp
mecrada.
En zaruri ve en debdebeli
tükeniş her halükarda gölgeli bir aşka sığınmak adına bedel ödemekle yükümlü
olduğumuz.
Muteber bir hutbe
dilden dökülmeyen ama yüreğin haczinden öte ebediyen ait olmayı sürdürecek hele
ki kaderle tokalaştığım nazenin bir kaygıdan da öte.
Muğlâk ve bir o kadar
kemirgen ki çatallaşan yüreğin ne isi ne de tozu arda kalan. Kala kala
detayları yüklediğim ve genelleme yapamadan son vermek kadar da kaygı verici.
En temkinli cümleyi
arıyorum telaş yüklü bir günü gömmeden, bir rivayete kurban gidiyor yetilerim
ve yetemediğim ne ise, sükûtu ikrardan bilen efsunlu bir bilmeceye denk düşüyor
yolum.
Yolsuzluklardan ibaret
ne çok ömür güncesi ve çalıntı aşkları bile yok sayan bir teselli iken şu
muğlâk gölgeler kadar somurtkan yine de yâd ettiğimden ziyade yar olamadığım…
Yarenlik yapmak mı yan
çizip yoldan çıkmak mı?
Belki de hiç biri.
Hiçliğin tenezzül etmediği o serkeş tınıda kala kaldığım en ters açı ve dönüp
dönüp başa sardığım hangi kare ise, içinde olmaktansa seyirci koltuğunda oturma
lüksünden mahrum bırakıldığım.
Yetemediğim, yetmezden
öte görüntüden ibaret iken sureti şu kırılgan tümcelerle tükettiğim bir ömür
kadar da hicap yüklü.
Bir daldan düşen ve
asla eski günlere kavuşamayacağının isyanı iken yürekten taşan. Günah hem de
nasıl yine de alıkoyamazken kendimi, cüce bir tümceye rast geliyorum:’’Sus!’’
Oysa ne çok sus payı
söylemden mahrum bırakılmanın da ötesinde düşünmekle cezalandırıldığım ve her
seferinde demli bir hezeyan ile acı çöreklenirken en derinde. En ucube sırdaşım
iken hele ki kırılgan kalem, yeknesak bir duyguyu bertaraf edip, sığınmakla
kendimi avuttuğum…
Temkinli alabildiğine
yine de yetersiz ne düşerse zihnimden damla damla ama yine de coşkudan ziyade
yüreğin miracını erteleyen ve en sakil durakta asılı kalmak iken ödenen bedel.
Zaruri olsa da yetemediğim, gönüllü olsam da kıyamet kopsa bile ertelendiğim ve
her nasılsa çözülüp dolandığım… Tekerrür eden ama unutulmaya mahkûm; zor olsa
da kolaya kaçtığım ve mimlendiğim bir gönülde demlenmekle mahkûm kılındığım…
Hiçlik fatura keserken
istikrarlı kaybolmuşluğumdaki muvaffakiyetime anlık bir ihbarını
değerlendiriyorum koşullanmışçasına ve karşı koyamazken kadere.
İstimlâk edilmiş ötesiz
düşlerime sahip çıkmak adına tüm patavatsızlığımla soluduğum hiçlik makamındaki
vazgeçişlerim.
Riya yüklü bir gönle
konuk olmayı mademki maharet bilmedim sebepli sebepsiz konuk ediyorum kâh
ezilmişliğiyle kâh mahcubiyetiyle yolumun tam da ortasında selam veren kim
varsa.
Adsız şarkıları diline
pelesenk edinmiş kahramanları sokak çalgıcılarının ve görmeden sevdiğim düş
cambazları her nasılsa aynı ipte yürümeyi beceremediğim ve karşı gelmeden tüm
varlığımla kabul gördüğüm.
Bir rivayete göre, diye
başladığım bir hikâyenin soyut tezahürü aslında aklımdan geçenler ve salkım
saçak dağılmışlığımı bir hikmet bilip aniden coştuğum satır arası gecelerle
donattığım soluk sayfalar en az yüzüm kadar ve yüzden geriye sayıp bir türlü
eremezken sıfıra yine de sıfıra koşullandırdığım o beklentilerin yüzüne suyuna
hürmeten, aldığım her darbeye paye biçiyorum, bir solukta tükettiğim ve aniden
türettiğim.
Yakan aşk mı yoksa
rahmet bellediğim acı mı ki henüz gün dönmeden geceye, kaybolmuşluğumu fırsat
bilip de Hakkın rahmetine kavuşmuş mazim mi?
Devrik ve satılmış
cümlelerin kabzasına kazıdığım ismimin baş harfi ki günceme asla dâhil
etmediğim bir sırdan ibaret o süklüm püklüm vazgeçişlerimden mütevellit onca
durağı görmezden gelen her kim ise…
Bir sekmeden diğerine
seğirtmek ne kadar yorucu olsa da yitip giden güven duygumun arkasında pupa
yelken açmışken bağrımı rüzgâra ve bir ölü imgeye riayet edip, bir zamanlar
sorgulandığım bir tümceye rast geliyorum akşam pazarı hayallerimi henüz
kaptırmamışken…
‘’Rüzgâra kapılmış
giderken neyin önemi var ki?’’ dememle ahkâm kesen dost yarım o yürek tüm
bağnazlığıyla kınarken beni:
‘’Yönünü sen tayin
edeceksin, asla unutma bunu!’’
Adını unuttuğum kalan
yarımdan arda kalan bu hitabet her ne kadar eskisi kadar etki etmese de yolumun
kesiştiği kim varsa, savuşturmakta teselli bildiğim şu kavruk cümlelerde tüm
satılmışlığını evrenin yâd ederken günün bitiminde ve bitimsiz bir aşk ile
sarıldığım kalemi sırdaş bilmenin de ötesinde aşk ile donatırken boş sayfayı
hele ki boşluk bırakmaya dahi kıyamadığım satır aralarında, tüm kaybolmuşluğumu
görücüye çıkarırken bitimsiz bir istikrarla konuşlandığım masa başında.
Rağbet ettiğim her ne
ya da her kim ise mademki yitip gitti ve mademki bilinmezliği merkez edindim,
çapını bilmediğim o daireyi çizip de ortasında raks ederken melun mahzun, sorup
soruşturmadığım hangi sarkaç ise tedavülden kalkmış, coşkumun dalgalı
muhafazakârlığını da rahmet bilip gönülden ettiğim dualarımı kayıt altına
alırken koruyucu meleklerim.
‘’Kapıldığım rüzgârı es
geçemesem de kaptırdığım düşlerimin yasını tutmayı bırakalı oldu bayağı sanırım
düş kurmayı bırakmanın zamanı geldi de geçiyor.’’
Düne dair bir serzeniş
olduğu oldukça aşikâr bir yanılsamanın da ötesinde hayatımı biçimlendiren en
serkeş tınısı şu görgüsüz yalıtılmışlığıma geçirdiğim kılıftan arda kalan tek
kare ve hiçlikle sınanmanın ötesinde varlığına şükrettiğim: Kâh hazanı ömrün
kâh kazanımları verdiğim kayıpların yanında kıymete binen…
Kınamaktan öte
kanıksadığım bir felsefenin boyutsuzluğunda ve sığ bir kıyıdan ötede enginlerde
boğulmanın en güzel yanı iken doğduğum her yeni gün her ne kadar kimlik
çatışmasını sorgulamakla geçiren onca sakıncalı ve külyutmaz hezeyanlara
sığdırdığım bir görüntü kadar isli olsa da bunca safsata ve her halükarda
gönlün isyanını bir kalemde dindiren o metruk hayallerin uzantısında bir bir
şekillenirken düş kırıntılarımdan mütevellit yürek birikintim ve tek solukta
tükettiğim ama ertesinde türettiğim onca istikrarsız sanrıya rest çekmekten öte
içten içe kanayan ama henüz kanmadığım bir yalan olsa da kulağıma çalınan o
fısıltıda kaybolduğum en mahrem düş.
Tüm varsayımların
gölgesinde en muteber tekerleme yine içine düştüğüm o kördüğümde, varsıl bir
ikametgâhmışçasına soyutlanmam kadar acziyeti sorgulayan bir kelamda var olan o
tıkış tıkış sanrı yüklü bilinmezlik ki yalnızlığın en nazenin telaffuzu
bilinmezin tekerinde boş vermişliğim kadar beyhude olsa da serzenişim…
Mabedimin, mahremimin
ve yitip giden dengimin…
Mağlubiyetin,
tevekkülün peyzajında soluk bir insan karesi ki seneler evvelinden rehin
tutulduğum o siyah beyaz fotoğrafta solmuş bir gülüş iken çocuk imlerin tehdit
ettiği en sakil insan portresi ki yetişkin bir imden yola çıkıp da duraksadığım
hangi ara durak ise, sonsuzlukla raks eden kaderin kısık sesinde soluduğum ve
solduğum günbegün.
Bir milat mı bir son mu
yoksa sonsuzluğun girdap bildiği en derin ve korkutucu hamle mi?
Kezzap döktüğüm mazinin
en yaralayan telaffuzu belki de yitip gidenlerin yürekte saklı mabedinde rast
geldiğim yeni bir başlangıç ki peyder pey tüketildiğimde hem fikir iken iç
sesim hele ki kaybolmuşluğumun coğrafyasında rast geldiğim o ketum ve münferit
tepkilerle dolup taşarken yürek.
Muhtelifim belli ki ama
asla muktedirliğin gücüne erişmemiş…
Muteber bir yalnızlığın
asılı kancasında gölgelendiğim ama gölge olmazken harici bir varlıkta üstelik
katıksız severken yine indinde saf bir teselli ve en masum çağrı benimki,
sessizliğime denk düşen reçine gözleri keder yüklü bir hezeyana denk düşmekten
öte hali hazırda şükür yüklü sarnıcımın gömülü isyanlarına rast gelmekten de
öte en aykırı peyzajda saklı kırık bir niyaz.
Tümceleri savurttukça,
savrulmuşluğumun bileşkesi aslen şu beyan verdiğim öz benliğimden sızan ama her
nasılsa sonlanmayı bilmez bir eda ile bağdaş kurmuşken, kayıp benliğimin
sularında soluduğum ve kaybolmaktan hoşnut bir eda ile tevekkülü hamd bilmiş
bir beşerin en büyük zaafı iken muzdarip tutulduğu belki de muhalefetin
kıskacında kendi eksenimde çizdiğim bir zig zag kadar akla zarar bir istikameti
rahmet bilmenin de ötesinde hatmetmişken belli ki işkillendiğim en aykırı nizam
yine şu savrukluğumun kıvılcımlarından doğan o büyük yangın.
Zaaf yüklü nice beşer.
İs yüklü ve kara gözlü
nirengi noktası yine cehennemden kaçan tahakkümlerin cennete girme telaşı.
Ya ben, demektense
aykırı bir planda tüm yalıtılmışlığımı mazur görmenin de ötesinde en sefil
tümceyi saf tutmuşken bağıran iç sesimin pervasızlığında nöbete durduğum bir
sayfanın sol alt köşesinde yine solumda saklı iken adı Aşkın…
Demli bir niyaz benimki
ve en ağır sancı yine bilinmez bir güce denk düşüp sadece O’na sığınırken…
Kesilen ahkâmlardan
payımı fazlaca alıp bir gölgeyi yoldaş bilmişken…
Ritmik bir tezahür
yüreğin çırpınışında saf tutan benliğim.
Kıskacında kavruk bir
notaya denk düşüp adsız bir şarkıda mihrap bellemişken aykırı bir yalnızlığı ve
her nasılsa yolum düşmüşken düşkün bir kırağıda acıların yükümlü ve hükümlü
olduğu bir ritüel çalakalem anlattığım sonu bilinmedik bir detayda kayıp
vermekten muzdarip olmanın da ötesinde kucakladığım umut tanecikleri.
- Yorumlar 1
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.