Yolumuz Sevgiden Geçerken...
Boyutsuzluğumu
kurcalıyorum ve sorguluyorum. Öncesizliğin ritüelinde devrik bir tümceye
sığınıp, kırağı çalan öksüz yüreğime danışıyorum melül mahzun:
Güdümlü bir mermi
olmayı mı yeğlersin?
Yorgun coğrafyalardan
gelmişiz madem, sığınıyoruz birbirimize. Varlıksız terennümler biriktiren tüm
isyanları görmezden gelip, sıra dışı bir sıradanlık biriktirmenin telaşı ile
hem de tüm rencide edilmişliğimize inat…
Saygıda kusur etmeden
ve sebepli sebepsiz yolumuz sevgiden geçerken…
Nidalar savruldukça
hele ki duyulmazken sesim/iz…
Gıpta ile baka
kaldığımız evrenin arkasından serpiştirdiği çakıl taşları: Kundaklanmış
gönüllerde nasıl mahrem kalabilir ki, demelere aldırmadan ve payidar
olacağımızın kıvancı ile…
Geçit vermez karlı
dağların yalnızlığı ile özdeşleşen ama mağlup kılınmayı da bir türlü
yediremeyen. Sanrıları satıp gerçekler aldığımız belki de asılsızlığın
yorgunluğunu sineye çektiği/iz her duygu ki ifşa edilesi yine de utanç kaynağı
iken çıplak bir yürek.
Yol iz bilmemek belli
ki cebelleştiğim/iz onca tahakküm…
Israrlı sakıncalar
biriktirmek hem de asılsızlığın göreceli tanıklığında kıyama durmak kadar da
olağan ve rahatlatıcı bir edim iken ayarlamaya çalıştığım o frekans.
Yitip gidenlere rahmet
okumakla da eşdeğer hem de olası sakıncalarını sineye çekip kendimi alamazken
öncelikle kırık bir sarnıcı mesken eylemek ardından bir gölgeyi evlar edinmek
ve hangi cürüm ise işlemediğim haksızlığın boyutsuzluğunda göreceli bir
söylemde yine sıra dışı bir eylem niteliğinde hazır ola geçmek cümlenin ve
günün başında.
Biriken ama taşmayı
erteleyen.
Sevip de sevilmemelerin
intizarında müebbede çarptırılmak hem de ne için…
Kırık bir rotada,
kırılgan bir nidada ve kırıcı olmamayı mesken edinip kırılmalara razı…
Sükûtu derinlerde saklı
niyazında evrilen aklım gibi ve yitik sevdalar iken nazire eden hem de iki
yakası bir araya gelememiş şu şehr-i İstanbul kadar da yorgun ve dermansız.
Muğlak bir tını belli
ki aşkın rotası.
Sıra dışı bir tezahür
belli ki her bir benliğin içine düştüğü o yangın belki de bir milat her ölüm ve
yeni yetme bir sevinç yine yüreğin pazarlığında güme giden nice beyhude aşkın
telaşı ve yâd ettikçe dünleri, kıt kanaat sevgi kırıntılarına maruz kalıp o
koca dilim ekmeği pay etmeye doyamadığımız bir tahayyül yine aşkın pazarında
dilaltı hapıymışçasına sevdadan ve sevmelerden yana iken tüm telaşımız ve
imlerin yağmurunda bir dirhem ıslanmadan kuru sıkı bir tabanca ile öldürdüğümüz
ilk gençlik hayallerimiz…
Büyüdükçe küçülen
umutlarımız.
Küçüldükçe büyüyen
sevdamız ve yetilerimiz ki mermisi en derinde ve acısı duyulmaz yine de payidar
kılmaya yeminli bir dümen üstelik her kırdığımızda yine varlığımızın
uzantısında bir tılsımı buyur ederken öncelikle iç dünyamıza sonrasında evrene
yine de doyumsuz bir ruhtan yana şansımızı fazlaca zorladığımız.
Gömülü bir bildirge
mahiyetinde tüm o yeknesak ama yürekten beyan ettiğimiz yine de gümbürtüye
giden muğlâk bir tınıda kaybolmaya ant içmişsek bir kez…
- Yorumlar 1
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.