Saklı Tut Yüreğinin Frekansını
Seğirten cümleler
semirmekte üstelik boykot ederken imleri ve tekerrür eden hüzün de
kundaklanmışken lakin…
Az evvel buyur ettim
geceyi: Kokarca misali kaçtığım tüm pis kokuları rencide ediyorum hem de tüm
acımasızlığıma bastırıyorum iç sesimi:’’Yetmedi mi?’’
Sükûtu delen bir nizam.
Sonrasızlığımı bıçak
altına yatıran bir milat hani oldum olası haz etmediğim özel günlerden önüme
damlayan yeni bir suret bu hem de pervasızlığımın kıblesinde bir dosta atıfta
bulunduğum kısaca ölen bir benliğin reenkarnasyonu.
Damıtılan bir niyaz
benimki.
Acılarla yoğrulan ama
her nasılsa acımaya doyamazken üstelik ne için?
Devinen gölgelere mi
rahmet okuyacağım?
Sorular ve entrika
yüklü seçenekler:
Şıkları çoğaltıyorum bu
sefer.
a-sıradan bir standart
sapma: Adı üstünde bariz ve hayli de kelli felli bir seçenek. İşin yoksa
dolduruşa gel ve aç bayraklarını…
b-muzip bir tarla: Ektiklerime
bakıyorum bir de semiren başaklara. Yine yanlışım yine yansızım yine yalnız…
Başka sefere mi, desem?
c-hükmetmesem de
hükmedilen benliğimin sırasız ve gönülsüz beyanatında artık esir aldığım kim
ise: Yan odadan gelen sese odaklanıyorum:’’Yine mi başladın?’’
Neye, dememe gerek
kalmadan fark ediyorum rüştü ispatlanmamış sevincimin boş olduğunu meğerki
yazıcının kartuşu bitmiş ve boş sayfaların çıktısını alıyorum.
d-seçenek sunmuyorum bu
sefer ve ne yazık ki soruyu da unuttum. Yoksa soru soran da mı güme gitti bu
kadar karmaşa içerisinde?
e-belli ki uykum geldi
ve sayıklamışım. Ee, ne olacak şimdi, dememle küt diye devrilen dolaba
odaklanıyorum. Oysaki içi boştu bu mu sebep oldu yoksa devrilmesine?
İçimin boşluğuna
astığım tüm askıları pervasızca fırlatıyorum yere ve dağılıyor oda boydan boya.
Toparlaması en fazla yarım saatimi alır ya toparlamaya çalıştığım onca duygu…
Tefrikasını kaybettiğim
bir suretini de yok saydığım belli ki soluklanmam gereken bir dürtü idi içimde
kaybolduğuma dair bir inanç geliştirmişken. Ve istifledikçe yenilgilerimi,
biriktirdikçe kaybettiğim insanları bu dolu yüreği kime hibe edeceğimi
düşünüyorum hem de destursuz bir kelamda sıkışıp kalmışlığımı göz ardı edip…
Sonrasızlığımın mükâfatı
belki de ansızın kopan o gürültü hele ki öncesizliğimin mimarı iken gölge
yetilerim bir solukta tünüyorum yüreğimdeki kırpık yıldıza ve aynı anda aynı
soruyu deşifre ediyoruz:
‘’Sen de mi kayboldun?’’
Kaybetmektense
kaybolmak fena bir seçenek olmasa gerek, dememe kalmadan bir fısıltıya
odaklanıyorum: Rahvan bir kayıtsızlık, sünepe bir kelam ama bir o kadar yüreğe
ferahlık veren…
‘’Yeter ki saklı tut
yüreğinin frekansını her ne kadar sık sık kanal değiştirse de.’’
Sanrılara eşlik eden
beyhude umut zerrecikleri hem de baş tacı yaptığım yine de eşlik eden nüktedan
bir yakarış, aşkın müridi biz faniler; her ne kadar yoldan çıkmışlığı görmezden
gelmese de Yaradan. Yeter ki kaybetme içindeki çocuğun doğurgan hayal tarlasını
ve serptikçe nidalarını, sonsuzluğun yorgunluğunda bir nebze de olsa iştirak
eden dış sesler tüm kayganlığını ve kaypaklığını senden esirgemezken…
Gönülsüz bir
sıradanlıktansa gönüllü bir arayış her şeye bedel ki israf edilen olsa da
sevginin kundaklandığı bir kuytuda tüm gölgeler olsa da imtiyaz sahibi,
varlığımın tek sahibine şükürler olsun.
- Yorumlar 1
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.