İhmal Etmeyin Yüreğin Hüznünü
Sarmalında hidayetin,
revnak bir gölge kadar kutsanası bir yalnızlık, eremediğim nihayetin de çatık
kaşlı serzenişi: Bu günlere yüklediğim dünlerin de hesabını vermekse önem arz
eden, o zaman hemen başlıyorum saymaya lakin sondan başa mı yoksa ortadan kesip
yeniden dirilmeyi bekleyen bir günah mı?
Soytarı benliğin soluk
nüansı biraz da işkilli ve çetrefilli aşkların beyanı adeta yoksa nasıl
çekilirdi hayat?
Sırık gölgelerde
kovuşan sevgi fukarası benlikler ve az sonra kopacak olan kıyametin de öncüsü
sefil durağanlığımdan sakıncalı bir aşka kucak açan.
Sebepli sebepsiz
kırgınlıklarım ama asla kızgınlığın bir rakım olmadığı belki de derin bir mizaç
yine ölü hücrelerin görücüye çıktığı aşk pazarı denen tantanada yürekleri değil
bedenlerinin caiz olduğuna kani olmuş kim ise…
Görmelerden mi yorgunuz
bakıp da göremediklerimizden mi?
Yoksa sakıncalarını
bertaraf ettiğimiz gömmelere mi mahkûm şu sefil ruhlarımız?
Hayli şatafatlı
cümleler doğurmak geliyor içimden ve hayli de yoksunluklara kılıf geçirmek isen
yüreğin meşgalesi. Şimdi gelecekler hem de güruh halinde ve yine boykot
edecekler iç sesimi.
Dış sesin taarruzuna ne
zaman ki yenik düşeceğim o zaman daha da coşacağım; ne zaman ki mutlulukla
kesişecek yolum hüznü özleyeceğim o zaman:
Bir ileri iki geri…
Kovuşturduklarımla hemhalım
madem hadi çekilin karşımdan, deme hakkım olmadığı için nasıl da müteşekkirim
iç sesin batılında bir dış sese tabi olduğumu düşünenlere inat.
Tam da…tamlaması
olmayan bir benlikten ne bekliyorsunuz ki?
Soytarı bir kelam yine
takılı aklın peronunda ben hala gelmeyeceğe yolculuk yapmayı tahayyül ederken.
Huyum kurusun.
Fıtratımda nasıl da
doluyum yoklukla ve nasıl yokum olması gereken hangi reşit cümle ise. Bir kadın
ve bir erkek: Irkı insan olan börülce yüreklerin de iç yangını ve neşriyat
yoksunu cahil tayfaların da ıslığında garip bir ritim.
Bir ileri iki geri…
Sonlanmayan ne ise
başlaması da muhtemel olmayan.
Az sonra ve kısa bir
ara mı dedi birisi?
Hangi ara düştüysem bu
yangına ve hangi yüreği mimlemişken şeytan…
Kar adamların siyah
gözleri ama masum ama zalim ama kara talihin de masum çağrısında bir ihanet
simgesi iken yine düşkünlüğün lahitinde çekirdek çitleyen mezarlık bekçisi.
Seviyorum da ama
kendimden öncelikli bir rakımda ve hangi akla hizmetse…
Cahil kelimesinden
hallice muzdaripim bir de edimlerin gölgesine binen sevgi lehçesinde konuşlu
hangi aklı evvel cümle ise az sonra zihnimden kaleme transfer olacak…
Bir mertebe mi bir
düşüş mü yoksa her yoksunluk İlahi Gücün sunumunda bir kazanım mı?
Desem’den ziyade
dediklerime son sürat bir girizgâh eklemeliyim belki de:
‘’Hey, siz, yolunuz
düşerse buyurun acı kahvemden için.’’
İyi de ne kahve kaldı
ne de cezve olsa olsa bir yürek bir de sureti yetmezliğimin yetindiği belki de
az sonra teneşir paklayacak kaygılarım.
Fazla söze ne hacet ben
yine başlayım geriden geri:
Bir ileri iki geri…
Sahi hangi hikâyenin
kahramanısınız siz yoksa görmediklerimden de mi suçluyum en az görüntü
kirliliği yaratan şu pejmürde cümlelere bir başlık ararken hem kim bilir belki
de aradığım o başlık hayatıma konduracağım bir busedir…
Hadi gülümseyin yine de
ihmal etmeyin yüreğin hüznünü yoksa ne anlamı kalırdı mutluluğun…
- Yorumlar 1
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.