Noktaların Çığlığı...
Suskunluğu marifet
bildiği o beyhude gülüşlerini kıskanıyorum şehrin bir de ısmarladıklarımın
teyidini yapmaktan yorgun düştüğüm zamansız ölümlerini çocuk düşlerin de
yalıtıldığı ne çok da kinaye yine düş simsarı bir iklimde ben, yüreğimin
haritasını kalburüstü bir mevta zarafeti ile sunmuşken cehennem bekçisine.
Demlendikçe mazi,
derlendikçe kayıp masallar bir de densiz bir tokalaşma iken sevgi ve nefretin
izdüşümünde onca gel-git.
Hesabın unuttuğum ölü
ahkâmların…
Sebebiyet verdiğim
hüzne de yürek dolusu sitemi sunma hazırlığında…
Dipsiz kuyuların
dibinde biriken taşları sektirmek istiyorum bu kez kum tepelerinde çıktığım
yolculuğun tadına vardığım bir sunumu da hazır etmek üzere iken Tanrı.
Kıyamet alameti olsa
olsa.
Dinginlik ise kayıp
ruhuna okuduğum onca duada saklı.
Sivrildiğimdense
sindirilmelere maruz; kanıksamaktan öte riayet edilesi ve kem küm eden
niyazların tok sesinde maneviyatımı taçlandıran hüzün ve ahvali…
Kuralsız cümleler
kurmak istiyorum ve tüm gizli özneleri ellerimle öldürmek derken kayıp
kıtalarda garip bir tezahüre vakıf oluyor adlandıramadıklarımdan hallice bir
anlam kaygısı taşırken ötekileşen bedenlerden uçuşa hazırlanan ruhlar.
Ölü gömücü bir mezar
bekçisine rast gelme korkusu belki de gece yarısı sokağa çıkmaktan imtina
ettiğime dair geliştirdiğim o inanç ve beyhude bir ihbara düşüyor yolum.
Sarı benizli tümceler
farkına varıyor sahipsizliğimin ve farkına varıyorum daha kaç cümlenin beratını
vermekse payıma düşen.
Körelen bir aşka sahip
çıkmaksa ırmağın kayıp sessizliği ve kırağı çalan bir yüreğe sitem yüklemek ise
varlığın dirayetinin sınandığı belki de belirsizliğin sarkacında yine hengamede
kayıp verdiğim o ritüel yine beyan etmektense beraat etme kararı hem de tüm
safsatayı yüzüne gözüne bulaştırmış bir rehavet yine cahil cesareti bir keramet
kadar da sıra dışı ama asılsız olmadığını bildiğim.
Bildiklerimdense
bilmediklerime yöneliyorum bu kez ve derviş ruhumu satıyorum meleklere.
Bendinde aşkın asla kıyamadığım satırlarda bir bir özlemle yâd ediyorum yine
maktulü sıra dışı ve aşkı da yok sayan.
Derlediklerime
istinaden kırık üç beş hecede dize geldiğimin beyanı yine varlık katsayımı
sıfırla eşleştirdiğim.
Gökyüzünün müridi
masumiyet ve çocuk kalplerin sureti yine, bir imde terk edilmişliğim ve bir
hikâyede kaybolmuşluğum ve bir şiirde kazanım bildiğim bir aşkı uğurlamak yine
gölgelerin de boyunduruğunda ve kambersiz düğün misali, geceyi hüzünle
eşleştirdiğim.
İkram ettiğim
sancılarından muzdaripim. Bir öncesizliğimin şarkısı bir de boyutsuzluğumun
tutunduğu gök kubbe ve adı olmayan israfların saf tuttuğu.
İdam mangasında sair
hüzün, sancılı bedellere denk düşerken dengimden yoksun o mevta yalnızlığın da
kaygısını taşıyorum: yarınlara ve amansızlığım izleğinde ansızın bir resme rast
geliyorum. Kocaman bir kör nokta, ıslah olmayacağını bildiğim sefil çocuk
yanımın da hırpalandığı, görkemli bir vedaya rest çeken yine asılsızlığını
rehin vermiş ve fazlasıyla sıra dışı.
Cümbür cemaat sırasız
gidenlerin sıra dışı yalnızlığı.
Yarınsız cümlelerden
derlediğim topladığım öncesiz iklimler kadar da ikilem yüklü.
Öğrenme özürlü olsaydım
keşke, dememek adına öğrendiklerime çentik adıyorum öğreneceklerime de
sorumluluk yüklediğim hatta yüklendiğim hatırsızlığı insanların ve mücbir
sebeplere düştükçe yolum düşkün bir yorgunluğu buduyorum ve buduyorum ve
küçülüyorum ruhumun ıslah evinde yine büyümeyi düşündüğüme rest çeken tanrısal
bir ifade ile ahkâm kesen hezeyanları dürtüyorum sağından solundan üstelik
esefle kınandığımın bilincinde biraz da sonrasızlığın gömülü kaldığı anlık
sevinç bataryamı kırık bir hazanda
Derli toplu olmalı
yoksa ruhumun ölü evi ve mengene bildiğim sırnaşık restlere cürüm ile kınımda
biraz da görgüsüz bir sevinç patlaması ile ikilemler yüklüyorum derken ekiyorum
derken biçiliyor çocuk kahkahalarım bir de biçimsizliğine rast geliyorum
şekilden yoksun ama çürük dişlerini sırıta sırıta insan avına çıkmış cahil ve
cılkı çıkmış hezeyanlardan bir de mutluluğa rast gelirim inancıyla yolumun
kesiştiği hangi ahretlik terennüm ise yine yüzüne kandığım yüreğimin de közünde
yeni yeni ölü hayaller ve aldatılmışlığımın hegemonyasında aldatma özürlü bir
benlik kadar da kurcalanmış aklın ırmaklarında dibi delik bir sandala attığım
hayatlık yükü yine yok saydığım bir o kadar yok sayıldığım.
Bayat esprileri
uçuşuyor Tanrı görünümlü insanların öyle ya; tanrısal hükümlerle boca ediyorlar
önce nefreti sonra da insan ırkına ihanet etmeyi şerh düşmüş iken iklimlerin
kayıp feryatlarına.
Ismarladığım ne ise
belli ki başka adrese postalandı ve ne ise buyur ettiğim yine ulaşmadı gönül
pazarıma.
Bir debdebe belki de
varlığın derme çatma sıvasında dökülen alçılar ve çatık kaşlı duvarların
fısıldadığı hezeyanlarda yine kaybolmuşluğumun mimarı iken aşk tanrısından
çıkıp da yola kesişmişken gözlerim bilinmezliğin ferinde ölmeyi yad ettiğim bir
maziden günüme sızan ve oradan ulaşıp yüksündüğüme derken yoksun kılındığım ve…
noktaların çığlığını duymaksa ne zaman susacak, demektense kulaklarıma pamuk
tıkamak ne de olsa üç maymunu asla oynayamadım koca ömür bu da yetmezmiş gibi
gönül gözümden içeri sızan onca kehanet yine varlıksız gölgelerin oynaştığı
izbelerde bir de masumiyeti ve beyazlığı karalama cüretine kapılmış tüm yarım
akıl cahil dürtülerin, bir insanda bir de gerçek dışı bir varlıkta kani
olduğuna dair inancım.
Susmaların gölgesinde
olmam gerekse de ketum varlığımı yine görücüye çıkardığım yetim cümlelerim…
- Yorumlar 1
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.