Pi Sayısının Asaleti
Sözcüklerin doğumunu yadırgamak zaman
zaman biraz da esnetmek adına duyguları bir at gibi süzülen bir de rahvan
nidaların uzantısında ses etmemek adına yine yaralardan ziyade yarınlara olan
düşkünlüğü biz fanilerin ve ani bir rutin bellediğimizden uzaklaşıp olağan dışı
bir sıralama yapmak adına içimizin alfabesinde üreyen duygu alfabesi.
Titrinde belli ki zamanın öyle ya;
ufuk çizgisinde bir çizelge iken ölen günün ardından geceyi doğuran evren.
Ondalıklı hangi sayı taşıyabilir ki o
asaleti, pi sayısından dem vurup nice özürlü denklemde bir teyakkuza giderken
zamansız üstelik arsız bir gölge babında dokunaklı imgeleri tedirginlikle yana
ittiğimiz.
Kaygıları yükledikçe sırıtan bir
surat misali tüm pişkinliği ile sevgi tarhında birdirbir oynayan çocuk
aklımızın yetişkin istemleri. Zorunlu kalmadıkça büyümek istemediğimizden belli
biraz da ötelemek adına tedirgin bir yetişkin olmaktansa yaramaz bir çocuk
olmakla övündüğümüz dün özürlü an’ımız ve hatırladıklarımızı dahi sunmak
istemezken ebeveynlerimizden gizlediğimiz ne çok suç/günah kadar masumiyetin
çağrısına da toz kondurmadığımız.
Yüklendikçe yüksündüğümüz;
yüksündükçe küçüldüğümüz; küçük adımların pervazında nice sekme arasında
zıpladığımız düş balyalarımızda yine durağan bir su birikintisinde boğulmaktan
imtina ettiğimiz mi yoksa tüm çekincemiz ve aklın çakıl taşlarında
boyutsuzluğun izdüşümü tüm hezeyan yüklü varlıklarımız.
Köreldikçe sivrildiğimiz hatta yok
saydıkça daha da varlığın kıymete bindiği.
Ve huzurun eşiğinde sırtlan kadar
derin bir gözlem gücüyle sinsice yadırgadığımız mı yadırgamaktan da öte
yargıladığımız bir boyut mu kaybolmuşluğun coğrafyasında pervasız nidaları
pelesenk yapmışken ve derken bam teline bastığımız bir nota zafiyetinde bir
rota belirleyip düşmüşken yine mutluluğun peşine.
Zansız, ithamsız, meskensiz, suretsiz
aslında tüm sessizliği mizaca yükleyip ses bellediğimiz bir dökümü sunmak yüce
Yaratıcıya ve kurduğumuz o gönül muhabbetinde ne kadar açık versek de
rastlaştığımız bir gönül müridi ile anmak ve anılmak defalarca hele ki olumsuz
bir realite olsa da içine düştüğümüz batak asla güneşin balçıkla sıvanmasına izin
vermeden rest çekmek çirkine ve siyaha üstelik insan olmanın bonkörlüğü ve
nankörlüğü ile yâd etmek atalarımızı, örflerimizi de korumak adına yine
varlığın sunumunda kim ise esin kaynağı olan o gönül peyzajı.
En sırıtan imgeden sızan bir arya
kadar kadavrası tüm hükümlerin; en berduş tehdit iken yalnızlığın nirengi
noktası yine yansıtabildiğimiz kadarıyla boyamak evreni gönül damlalarında
saklı o gök kuşağı renklerin fıtratı iken nakşeden onca duygu bir de sürrealist
bir ressam kıvraklığında hicvetmek hatta ikram edilen düşleri zamana yaymak;
zamanı dilimlere bölmek ve tedirgin bir rutini genele yayıp ekstrem bir vasıfta
bariz bir gölge kadar da kayıtsız kalmak olana belki de olmaya muktedir yarın
odaklı hayallerin açılımında hangi kare ise üçgenlerin daire; yuvarlakların
düz; aşkların da hırpani bir tebessüm mahiyetinde yine yüklendiğimiz en hazin
kaygı.
Boş vermişliğin hüznünde hatta boşa
düşmüş bir vatandaşın gıyabında, mırıldanmak en sessiz şarkıyı sadece Tanrı’nın
ve meleklerin duyduğu üstelik hazan odaklı bir terennümü mutlulukla pekiştirmek
iken tek niyazımız.
Biçimlenmeyi bekleyen hayat hele ki
çekiştirmekten bitap düşüp bir yerlerimizden çekiştirildiğimizin de farkında
olmadığımız…
Issız bir liman mı yalnızlık yoksa
onca kalabalığın içimizde devindiği en sessiz çığlık mı?
- Yorumlar 1
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.