Sevginin Öldürme Gücü...
Öykünmekle iştigal ettiğim bir
frekanstayım aslında ritimsizliğin ritmi duyumsadığım.
Ağız dolusu güldüğüm ise mizansene
yerleşik aklınıza ne gelirse.
Bazen bir pencere aralığında yine
güneşin hâkimiyetine haiz bir kırlangıcım aslında kanatlarımın yokluğunda
duygularımla kanatlanıyorum.
Pencereye konan o küçük serçe
yavrusundan bile öğrendiklerim emsalsiz gözlem gücümüze tanıklık eden ilahi bir
boyutta.
Gerçeklerin çarpık düzene dayattığı
ya da çarpım tablosu gibi üreyen düşünceler.
Bir yarımadada konuşlu esaretin de
tuzağına düşmeyi tehir etmek şöyle dursun hızlandırdığım karamel tadında bir hikâye
kadar da serkeş içimin dinginliğine rest çektiğim huysuzluğum.
Aklın kantarı olsa kaç çeker acaba
yine varlığımın bilmem kaç oktavında, kör kurşun misali aklımdan uzayan düşünce
öbekleri.
Seyrine vakıf olduğum ne ise aslında
seyrek saçlarını taramakla vakit geçirdiğim bir yalnızlık.
Boyumun ölçüsünü alıp da kaç santim
uzadığımı kestiremezken ben yine hemhal olmak istiyorum içimin ebabil kuşları
bile isyandayken biliyorum az sonra top yekûn cezalandırılacağımızı.
Külliyen bariz bir santral yine
kontak kurmakla mükellef ve dış dünyaya içimi tanıtma sevincim ve şevkim sonra
da kuru bir dala tünemiş göçebe varlığım.
Sağaltan ne ise maziyi belki de anda
kurulu bebek gibi ama bir adım sonrası yürümek değil takla atmak en büyük
arzum.
Yarını zaten şimdiden mimlediğim için
hiç fark etmiyor zaman denen sürecin neye kıydığı ya da zaman babında hangi
yaşa tekabül ettiğim.
Bir arpa boyu yol alma umuduyla günü
ötelemekten başka iş yapmıyorum işin aslı ve durağanlığında cehalet erbabı bir
kitleyi temsil etme arzusuyla, içime doluşan cinleri kovuyorum.
Ölgün aslında ölmekle iştigal sanırım
ölümün ürkünçlüğünü es geçip sormak istiyorum:
‘’Sahi, kayıtsızlığı insanların zaten
ölüm benzeri bir eylem değil mi?’’
Aklın kuramlarında bayat ekmek
misali, doğruyorum yine içimin eklemlerinde üreyen sızıyı. Bin kat yorgunum
yaşlı dünyadan aslında yaşından değil de en çok yasından ilham aldığım hani
olur da bir gün rastlaşırım içimin dolumunda infilak etmeye çeyrek kala.
Ve bir cümle ile kesişiyor aklımın
hangi köşesinde kalmış ise ve ne zamanki hatırlayayım o cümleyi, sahibesine
rahmet okuyorum.
Aklın kıvrımları yine dalgalı ve o
cümlede özürlü tek nesne benim belki de ayaklı bomba kuramında en doğru işleyen
saat biyolojik saatim hiç değilse günde iki kez doğruya rast geliyorum.
İç bükey açılar yalpaladıkça ben bir
iletki arıyorum hani olur da şahsına münhasır bir açılımda bir de kayıp
ekseninde saklı iklimleri, varlık ötesi hezeyanlarımı da ölçerim enine boyuna.
Korkutucu bir kimliğin de en ön
sıradaki adayıyım hele ki bir başladım mı dünden girip yarına ulaşmadan
kaçışanların sayısı akla zarar.
Bağımsız milletvekili şansım olsa
olsa kara delikteki bir galaksiye düşer yolum ve büyük ihtimalle boş çıkan bir
sandığı da alır, bol bol rahmet okurum içimdeki iklimlerle örtüşen hülasa
kaygılarımı da görücüye çıkardığım hangi canlı ise.
Kerelerle ölçtüğüm aslında keşke
yüklü yine de asla demeyi reddettiğim sanırım kuluçkadaki hayallerim az sonra
su yüzeyine çıkacak ve ben de afişe ettiğim yavru cümlelerimi seve okşaya
sunacağım hani olur da aklı evvel bir cümlede bulurum günün kayıp ritmini.
Sergüzeşt bir mısrada takılı kalmak
ayrı dert aslında köhne bir evin çatı katına saklı hayali sevgilisi yine ağzına
bir parmak bal çaldığım üç beş soyut fikir. Sevdikçe sevesi geliyor insanın
madem hiç mi akıllanmaz insan hele ki kara kuru bir ihtimalle yüz yüze gelip
hala gerçekçi bir bakış açısına sahip olamamak?
Düzinelerce şiir yazsam ne fayda?
Belki de duygularımı hizaya sokmaktır
hem kaygım hem idealim bir o kadar çekinceyi de yüklenip arz ettiğim bir döküm
yine bilfiil somut verileri de tahakkuk ettirdiğim.
Şimdi çıksam eksenimden ya da
vazgeçtim belki de kayıp uydularımı çağırmalıyım şairin ökçelerinde sıkılgan
bir çığlık kadar sokulgan olmak istemesem de.
Sevginin öldürme gücü hatta en yüksek
rakım yine kinin suretinde yılgının naifliği ve vazgeçmenin de gövde
gösterisine dönüştüğü.
Zamansız öten horoz misali zamanı
dilimlere bölmek yine evrenin sunumuna itiraz edip günümü ve ömrümü tayin
ettiğim belki de teyit ettiğim hiçliğimi sunarken bilinçsizce aidiyet duygumu
da güncellediğim.
Sanırım yanılsamalarımın da
tutarsızlığı tüm olup biten ve hangi lanet martavalsa yine günümü yolundan
döndüren belki de ölümün ıssızlığına özendiğim zaman zaman.
Öykünmekle iştigalim bu aralar
aslında eğreti durduğunu bilsem de giymekten geri durmadığım bir soru çizelgesi
yine cevapların asla asılmayacağı o panoda son sürat ismime rast gelip, uzay
boşluğuna fırlattığım içimin kuru sıkı hacmi hem de göstermelik değil gönlümden
nasıl geçiyorsa…
- Yorumlar 2
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.