Bir Düş Yakası...
Günlerin sancılı
kıyamında, izleklerin suretinden yansıyan iç burkan tüm tahakkümü vasıf
edindiğim belki de fıtratımın sarkacında ayrı düştüğüm bir kelam kadar
anlaşılmaz mıyım yoksa…
Bir düş yakası
izdivacın gümbürtülü hezeyanı kadar ayrı düştüğüm isimsiz bir yolun son
yolcusuyum, belki de hali hazırda bir yakadan diğerine erişme dürtüsü ile
kapıldığı düş kırımı eşsiz imgeler kadar sahtekâr bir var oluş mu?
Dünden
mütevellitmişçesine sancılandığım her esrikli anıyı mabet bilip de töhmet
altında kalmak kadar ıstırap verici.
Gömülü bir sarnıç
yetmedi gömdüklerim o da yetmedi; gömüldüğüm en derini yer katmanının. Ölmeden
öldürdüğüm kim varsa ya da öldüğüme kani olan düş baz yorgunluklarım kadar
sitemkar ve her nasılsa muaf tutulduğum bir suretin hangi kırık parçasıysam…
Tekil sağanaklar kadar
ıssız bir belde. Varsıl gölgelere kapıldığım bir ümmet kadar haricinde kıyama
durduğum.
Kurulu bir saatin
çalmayan hangi saati ise ölüm bellediğim.
Kurulu bir düzeneğin en
aykırı ahalisi kadar pervazdaki bir izleğe rast gelip de görünmediğime kani
olduğum ne çok yanılgı.
Iskaladığım mı hedef
tahtası addedilen bir gölgelik mi?
Reşit olan hangi soruyu
eşleştirebilirim ki bilmediğim bir cevaba veryansın edip de bilinmeze tekabül
eden onca sığıntı detay.
Bir edime sığdırdığım
kırıntıların peşinde koca bir kuş sürüsü. Neye delalet ise neyin inkârı da
adsız bir masalın yoldan çıkmış umuduyum…
Misafir düş
gezginlerine sesleniyorum her gece rüyamda rast geldiğim yoksa gerçek dünyanın
tanrıçaları kadar bilinmezin pervazına konmuş adsız ve sessiz bir nota mı
hiçbir şarkıda hiçbir makama tekabül etmezken… Belki de ansızlığımdır ya da
aykırı mizacımın üstgeçidinde yoldan çıkmış hangi simge ise.
Sormadan cevabına rast
geldiğim, milyonlarca çoktan seçmeli soru kadar münafık imgelere isyanım ve iki
yakam bir türlü bir araya gelmezken, ölüme attığımız çalımlara sitem eden
kalkanlarımız mı korunduğumuza dair geliştirdiğimiz inancın hangi menkıbesi ise
konuşlanan.
Adsız kıtalar, kayıp
insan izlekleri ve ayrı düşmüş sevdalar kadar yoldan çıkmışlığımıza rast gelen
kaderin tevafuk bildiği yalnızlığımız kadar üstü örtülü. Belli ki zorumuz var
hayatla yoksa hayat mıdır bu denli isyan yüklü de biz faniler her nasılsa peşin
hükümlü zihniyetlerimizi peşkeş çekiyoruz asi dalgalara ve her nasılsa onca
git-gelle iştigal edip anlam yüklüyoruz sırdaş ya da muhalif dirayetsizliğimize
rest çeken münafık önyargılara.
Kırılgan çiçeklerin
boynu bükük hem de ezelden.
Gölgelenmiş sevgiler
kirini atmakla meşgul asalet yoksunu fani yolsuzluklara denk düşüp de bir
köşede sessizliğe bürünmüş belki de yoksunluğumuzun tutanağında nakşetmekte tüm
asılsız öngörüler. Bir daldan diğerine seğirten şu bakir rüzgâr kadar mı
edepsiz yoksa mahrem düşler belli ki istifli hakkaniyetsizlikler ile boğuşmaya
mecalimiz kalmasa da yel değirmenleri her daim birincil düşmanımız bir o kadar
anlamsızlık ile muhatap olup dirayetimizin sınandığı.
Sığınaklarımız
kıskacında sığıntı mizaçlarımızın. Sirayet eden doyumsuzluklarla yüklü
benlikler ve yeri gelmişken çalıntı mutlulukların adsız yankılarına döşediğimiz
beşi bir yerde sevinçler. Güruhların istila ettiği izleklerdeki tüm
kayıtsızlığımıza rest çekip konuşlandığımız gönül odalarımızın sağdıcı kadar
azıcık sevgi kırıntısı dost bildiğimiz gölgelerin. Sevdikçe çoğaldığımız ve
ihanete uğradıkça öldüğümüz yetmedi öldürdüğümüz üç beş sefil ve kendini bilmez
ardıç kuşu.
Sükûnetin sesi kadar mı
kulak tırmalamakta tepkisizlik belli ki isyanımız pekiştirmekte hüzün
zerreciklerini üstelik eşkâlini bilmediğimiz kayıpların girdabında varlığımız
ile tezat iken evren ve yoldaşları, esir pazarına düşmüş vicdanları destur
bilip her uzaklaştığımız köşe başı ve eninde sonunda çıkmaz sokağın rahmetine
sığınıp kabuğumuza sığdığımız ve kaybettiğimiz umutlarımız en az patavatsız
yarınlarımızı kaybetmemek adına istila ettiğimiz düş bahçelerinde ektiğimiz
tohumların nezdinde, beklentilerimiz ile arz-ı endam ettiğimiz her gün dönümü.
Sevmek bir niyaz mı
yoksa ruhlarımızı daha da yorgun kılan bir davranış güçlüğü mü de bu denli
hicap yüklüyüz. Üstelik sıkıntı ve hüznü dahi gölgede bırakan ve fersah fersah
aşan bir yorgunluk…
Hangi gölgeli fasıl ise
rast geldiğimiz ve hangi güdümlü yolculuk ise muaf tutulduğumuz: Boydan boya
seriliyiz demek ki gönül bahçesinde, bir ölünün ardından tuttuğumuz yastan da
fazla üstelik yaşarken yitip gidenlerin arkasından okuduğumuz surelere
sığdıramadığımız…
Her şeyden bıkmak
müstahakken sevmekten nasıl muzdarip olunabilmekte üstelik ömrü ve bireyi
payidar kılacak kadar güçlü bir mefhum iken sevgi denen. Sevmek kadar eşsiz ve
nefret kadar yıpratıcı yine de insanlığımızın sınandığı her saniye ve
maneviyatın tecelli ettiği o boyunduruğu bir şekilde görmezden gelmek gibi bir
gaflette bulunurken.
Kaybolan bir gün daha
ve kayıp bir insan en az benlik kadar hele ki kendimize dahi ait değilken neyin
derdidir de iştigal ettiğimiz, sahiplenmekteyiz boyutsuzluğunu hayat denen
sürecin.
‘’Gerçek addedilen
yoksa yaşamadığımız bir ömrün küpeştesinde rast geldiğimiz o sanrı mıdır, bunca
zaman yaşayıp da hiç yaşamadığımıza kani olduğumuz belki de hiç düşünmeksizin
ne çok düşündüğümüz.’’(Alıntı)
Devinen sarkacın her
izdüşümünde rast gelmek bilinmeze ve istila dilen ruhlarımız hak görmekte
asılsızlığını suretlerin. Kıyarken birbirimize ve kaybolurken günden geceye ne
çok ceberut gölge, hak bilmez ve isyan döşenmiş üstelik pervasızca ve
asılsızca.
Satırların arasında
kaybolmanın verdiği o huşu ile sığınak bellediğim bir kitabım şu cümlesi belki
de özetlemekte tüm varsayımları:
‘’Hayat, bir ünlemle
bir soru arasındaki tereddüttür. Şüphenin içinde ise bir son nokta
vardır.’’(Alıntı)
Vasıflarımız ile
biçimlendirildiğimiz ya da biçimlendirdiğimize kani olduğumuz tüm çekinceleri
bertaraf edip ardına saklandığımız maskelere ihanet kadar yorucu olsa da
gerçekler, boyutsuzluğumuzun mihrabında bir kez düşmüşken yolumuz sevgiye
değmez mi hayat var oluşumuzun tecellisinde baş koymuşken umuda ve aşka…
- Yorumlar 1
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.