Rüştünü ispatladım bu bitimsiz
sancının:
Meşke eylediğim gönül yarasında
saklıyım
Acının kefen bezine sarınma ihtimali
Bazense kendimden geçtiğim
Yerin göğünse birbirine geçtiği…
Elem makamındayım belki de ederidir
bu,
İmkânsızlığın…
Seyyah dizelere serildiğim afaki bir
coşku
Mabedin de dik başlı yarası içine
serildiğim
Zanlardan tutuşan etekleri iblisin
Bense kâinatın nefesiyim adeta
Şerh düştüğüm bir şiirden öte
Ötekileştiren zamanın ellerinden
Kayan yıldız gibi
Istırabı iken kuyruğu yıldızın
Aman, demeden
Emrine amade gözlerim
İrkildiğim şafak öncesi
Şakağıma dayalı kalemin de sarkacı.
Maviden iris’i düşlerimin
Matemimle sükûn bildiğim
Bu bitimsiz esaretin izini sürdüğüm
Bir gizin de gücünde saklı bir
fısıltı
Afaki gölgelerden köşe bucak
kaçtığımda yalan
Hem ne önemi kalır insan kendine
inanmadıktan
Sonra bütünleştiğim evren
Tamah edenlerden nasıl ki olmadım
ben.
Pişkince gülenler
Pişmiş aşa su katanlardan da ibaret
değil hem ömür
Bazen suskunluğumu giydiğim
Bazen bir nida savurduğum
Adresim nasıl ki şiir
Adabıyla yaşamanın da neşri iken
hürmet ettiğim kader.
Bir kuşun koşuşu adeta içimdeki ritim
Bir gizin de önsezisi adeta bu yitim.
Devrik cümlelerden başıma yağan toz
toprak
Topağı göğün
Umudun da çağrısı
Körelmiş zihniyetlerin uzağına
kaçtığım
Elem tuşuna basıp da mutluluğa kucak
açtığım.
Zemheriler söndüren bu ateşi
Nifak sokanlarsa asla değil umurumda
İçimde kalan her ukde
Yansızlığın da zikri iken şiir ve
fikir.
Bir dervişten hallice
Aşkın da közünde saklı bir dua gibi
Elbet önce içime sonra dışıma
kapandığım
Sancılı bir vaveyla ihbar edilesi
aşkınsa verdiği son nefesi…