Sıcak Ve Soğuk Sözler
Sıcak ve Soğuk
Sözler
Sıcak Sözlerin
Olumlu Etkileri:
Yaşadığımız
günler üzerine ne söylenebilir? Çok şeyler söylenebilir elbet. Anadolu’m
insanının yüreğine bakmak gerek bu sözleri tartabilmek için. O yürekte neler
yatıyor bir görmek gerek. O temiz yüreklerde yatanların kökleri yüzlerce belki
de binlerce yıla kadar uzanıyor. Asalet, adalet, merhamet, cesaret, minnet,
şükran, inanç, paylaşmak, tevazu, bir araya gelip cem olabilmek gibi daha nice
Anadolu Türk insanının gönlünü ısıtan ve hayatını renklendiren duygular/gelenekler hayata yansımış halleridir.
Türk Milleti,
resmi kaynaklara göre on altı devlet kurmuş ve kendi medeniyetini kökleştirmiş
ve civar ülkelere de aşılamayı bilmiştir. Uzunca yıllar boyu dünya tarihinde
önemli bir kavim olarak varlığını sürdüre gelmiştir. Ancak gönüllere ne zaman
bir fitne ateşi düşmüş ise ayrılıklar, isyanlar ve ihanetler ortaya çıkmış ve
Türk’ün devleti birer birer yıkılmıştır. Ne zaman bir cesur, bilgili ve
dirayetli liderler çıkıp milleti bir araya getirmişse yeni devletin temelleri
atılmıştır.
Türk Milleti, hiçbir dönem esareti kabul etmemiş; bağımsızlık meş'alesini yakarak özgürlük mücadelesi vermiştir. Tarihimize baktığımızda nice kahramanlarımızı gözlerimiz yaşararak görürüz. Müstakil devletimizde yaşmış, kimseye boyun eğmemiş isek; O yüce gönüllü kahramanlarımıza borçlu olduğumuzu asla unutmamalıyız.
Dejenerasyon
süreci:
Batı menşeili sosyolojik, psikolojik, kültürel, bilişim teknolojileri ve romanlar. Çocuklar için hazırlanan kitap ve kitapçıklar, misyonerlik faaliyetleri, kısa metrajlı filmler ülkemizde cirit atmaktadır. Batıdan giriş yapan bu aktivitelerin temel amacı; Türk milletini ahlaken çökertmek ve kullanışlı bireyler haline getirip ülkemizi kuklaya çevirmektir. Nihai hedef; Asya ile Avrupa arasında stratejik bir öneme sahip ülkemizi Ortadoğu ülkeleri gibi yeraltı ve yer üstü zenginliklerini siyaseten ele geçirmektir. Bu tür ülkelerin yöneticileri batıdan icazetli kişilerdir. Batı, bu kişileri evvelinden avucunun içine alır, çeşitli vaatlerde bulunur; küresel medya ve sermaye gücüyle parlatır ve milletin önüne bir kahraman, bir vatansever ve dindar olarak pazarlayıp siyasete hazırlar ki; siyasetin ağızdan bu sözler teyit edilmiş ve çok şaşırmıştık! Bu seçilmişler, seçim öncesinde estirilen rüzgâr ile milyonların oylarını alarak iktidar koltuğuna oturur ve bir türlü gitmek istemezler! Batının özenle seçtiği bu kadrolar işbaşına getirildiğinde batının isteklerini milli politikaları olarak anlatır ve ülkeyi bu şekilde yönetmeye devam ederler. Bazı siyasetçiler, çeşitli isimler altında üretilen Siyonist-Batı projelerine eş başkanlık yaptıklarını bizzat kendileri itiraf etmişlerdi! Onlar adına biz utandık ancak onlar utanmadılar.
Soğuk sözlerin olumsuz etkileri:
Esasında emperyalizmin bin bir yüzünden biri de Türk Milletini ahlaken çökertip, özüne yabancılaş-tırmaktır. Şöyle bir düşünelim: Geçmişte sahtekâr, namussuz, çete, mafya, yalancı, hırsız, münafık, ka-til, deccal, nasıl algılanıyordu? Mayası temiz Türk Milleti, bu kirli insanları hiçbir zaman dost edinmiyor, yüzlerine bakmıyor, sözlerine asla itibar etmiyordu.
Geçen zaman içerisinde hırsızların, dolandırıcıların, hortumcuların, rüşvetçilerin, rant peşinde koşarak doğayı katledenlerin baş tacı edildiğini görüyoruz. İşte bu kirlenmiş ve arınması imkânsız embesillerin üzerine “iş adamı”, “beyefendi”, “vatansever” gömleği giydiriliyor; rüşvetler, vurgunlar bu gömlekliler üzerinden yaygın hale geliyor. Hırsız denildiğinde; “hayır, onlar iş adamı! Çalışıyorlar baksana!” deni-lerek, kör bir bakışla hırsızlara, rantçılara, çetelere ve rüşvetçilere çoklu kabul kartları açılıyor!
“Bize
eğitimli insan değil, cahil insan lazım” diyerek eğitim yozlaştırılıp;
öğrenciler, bir takım kokuşmuş tarikat ve cemaat yurtlarına mahkum ediliyorken,
vekiller, çocuklarını Avrupa ülkelerinde okutuyorsa!
Üniversiteler bilime ve teknolojiye bütçe ayrılmıyorsa,
Üretim
ekonomisini terk edip, tüketim ekonomisine geçiliyorsa,
Ahlakın
yerine ahlaksızlık geçmiş ise,
Kamu
malına sahip çıkmak gerekirken talan ediliyorsa,
Hırsız-arsız, sahtekar denildiğinde gülünüp geçiliyorsa,
“Devlet
malı deniz, yemeyen domuz” denilebiliyorsa,
“Bal
tutan parmağını yalar” deniliyorsa,
“Yasaları
bir defa delmekle bir şey olmaz” deniliyorsa,
Tacizlere,
tecavüzlere ve cinayetlere kitle olarak tepki gösterilmiyorsa,
Verilen
sözler yerine getirilmiyor, yeni yalanlar ve kumpaslar peşinde koşuluyorsa,
Din,
hem siyasetin hem de ticaretin bir aracı haline getiriliyorsa,
Merhamet
duyguları istismar ediliyorsa,
Batı
merkezli politikalar milli politikalar gibi milletin önüne seriliyorsa,
Ehil
olanlar değil de ehliyetsiz ve liyakatsiz aktörler siyasete yön veriyorsa,
Algıları
ve hayalleri çalınan insanımız, din, vatan, millet süsüyle süslenen yalanların
peşinde koşmayı halen kutsal bir görev sanıyorsa,
Adaletsiz
uygulamalara vicdanen isyan etmeyip sessiz kalmayı tercih ediyorsa,
Kader-şükür tekerlemesini gerçek zannedip, yoksulluğun kuytularında yaşamaya razı oluyorsa, demek ki; milletimizin o yüce gönlüne bir narkoz operasyonu yapılmış demektir.
Makalemi Bilge Kağan’ın ve Atatürk’ün şu meşhur sözleriyle tamamlıyorum:
Bilge Kağan, 1288 yıl önce demişti ki: “Türk milletinin adı sanı yok olmasın diye gece uyumadım, gün-düz oturmadım. Aç milleti doyurdum, çıplak milleti giydirdim. Fakir milleti zengin kıldım. Az milleti çok kıldım.”
Atatürk diyor ki; “Bizim başka milletlerden hiçbir eksiğimiz yok. Cesuruz, zekiyiz, çalış-kanız, yüksek amaçlar uğrunda ölmesini biliriz. Türk'e olumlu ve iyi bir şey veriniz; bunu reddetmesi olasılığı yoktur. Hiçbir millet, milletimizden daha fazla yabancı unsurların inanç ve âdetlerine saygı göstermemiştir."
- Yorumlar 1
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.