Mehmet Akif Ersoy'un Hazin Sonu
MEHMET
AKİF ERSOY'UN HAZİN SONU
-
Ankara hükümeti Kanser hastası Şair Akif'i adım adım izledi
-
Mısır'dan askere gelen oğlu Emin arkadaşlarına Kuran okumayı öğrettiği için
hapse atıldı.
-
Arkamda hafiye gezdiriyorlar, Vatanı mı sattım?
1. Mehmet
Akif, 1925'te gönüllü sürgünle Mısır’a gitmek zorunda kaldı. Gidiş öncesi yakın
dostu Eşref Edib’e: “Arkamda polis hafiyesi gezdiriyorlar. Vatanını satmış
adamlara yapılan muamelelere tahammül edemiyorum. İşte bundan dolayı
gidiyorum,” dedi. Vatanına sitemle ayrıldı.
2️. Akif'in
Mısır’a gitmesine neden olan tehdit açıktı: “Akif, artık buralarda senin
gibilere yer yok. Ankara’da görünmesen senin için iyi olur.” Vatanını seven,
hayatını bu millet için harcayan bir şair, kendi yurdunda “sakıncalı” ilan edilip
yalnızlığa itildi.
3️. Teşkilat-ı
Mahsusa üyesi, Milli Mücadele’nin vaizi, İstiklal Marşı’nın yazarı Akif,
Mısır’da 11 yıl süren yalnız ve yoksul bir hayata mahkûm edildi. Evinde birkaç
eski kanepe, hasır seccade ve tahtadan bir yatak dışında eşyası yoktu. Ama
onurundan taviz vermedi.
4️. Yakın
dostu Eşref Edib'e mektubunda Akif: “Eşimin hastalığı ve memleketin pahalılığı
nedeniyle fevkalade geçim sıkıntısı çekiyorum. Hilvan’dan Mısır’a inmek için
yol parası bulmakta zorlanıyorum.” dedi. Yoksulluğu, sürgün günlerini daha da
ağırlaştırıyordu.
5️. Akif'in
her hareketi "Kod Adı: İrtica 906" adıyla adım adım raporlandı.
Raporlarda, "Cumhuriyet lehinde fakat laiklik karşıtı ve mutaassıp"
olduğu iddia ediliyordu. Milli Mücadele’nin en önemli isimlerinden biri, rejim
tarafından tehlike olarak görülüyordu.
6️. Akif’in
oğlu Emin, Mısır’dan Türkiye’ye askerlik için geldi. Ancak askerde Kur'an
öğrettiği gerekçesiyle hapse atıldı. Emin'in yaşadığı bu haksızlık, Akif’i
derinden yaraladı. Oğlu bile rejimin baskısından kurtulamıyordu. Bu olay
dönemin bir özeti gibiydi.
7️. Akif,
Mısır’daki yalnızlığına rağmen onurunu korudu. Kur'an tercümesi tamamlandıktan
sonra rejimin Arap karşıtı politikasına alet edilmemesi için eserin
yayınlanmasını reddetti ve yakılmasını vasiyet etti. Onun için değerleri, her
şeyin önündeydi.
8️. 1936’da
İstanbul’a dönen Akif, kansere yakalanmıştı. Yorgun bedeni memlekete hasretle
döndü. Ancak takipler bitmedi. İstanbul Valisi'nin talimatıyla, kaldığı yer ve
görüştüğü herkes raporlanıyordu. Onun için memleket, bir özgürlük değil,
gözetim alanıydı.
9️. Akif’in
kitabı Safahat, eski harflerle basıldığı gerekçesiyle toplatıldı ve imha
edildi. Rejim, bir milletin ruhuna tercüman olan bu eseri bile sakıncalı
bulmuştu. Akif’in mücadelesine yapılanlar, Türkiye tarihinin en büyük
utançlarından biri olarak kaldı.
10. 27
Aralık 1936’da Akif’in cenazesi, Beyazıt Camii’nden kimseler fark etmeden
kaldırılmak istendi. Ama gençler ve halk sahiplendi. Tabut bayrağa sarıldı,
kalabalık kortejle Edirnekapı’ya taşındı. Rejim bu sahiplenmeye bile tahammül
edemedi; katılanları fişledi.
11.
Mehmet Akif’in kabri, ölümünden yıllar sonra gençler tarafından anılmak
istendiğinde yine “sakıncalı” ilan edildi. Akif’i anmak, “dinciliği ve
ümmetçiliği güçlendirmek” diye nitelendi. Ama tüm baskılara rağmen Akif,
milletin gönlünden sökülemedi.
12.
Mehmet Akif, İstiklal Marşı’nda dediği gibi "Canı, cananı, bütün varını
Hûda’ya vermişti." Fakat ona reva görülenler, Türkiye’nin hafızasına
kazındı. Akif’in ruhu yaşıyor. Değerleri ve eserleri, her nesle rehberlik
etmeye devam ediyor ve edecektir.
06.01.2025 DÜZCE/GÜMÜŞOVA
aslanyılmaz#sürgünadam#
- Yorumlar 6
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.