
Engebeli güzergâh: kara tahtanın
fısıltısı: hayır, hayır, avaz avaza beni çağıran içimde kalan ukdenin yıl
dönümü.
Şehir gibiyim sisli.
Oda gibiyim yanan sobadan dolayı
isli.
Kadınlar tanıyorum çevremde gelip
geçen: hepsi işveli.
Körkütük sarhoş kabadayılar: öfkeli.
Rengim uçuk, ruhum kaçık ve yollar
uzanıyor önümde: ah, nasıl da engebeli.
Engelli gözler var kör noktaya âşık
çünkü hepsi aşk körü.
İçimdeki seda ve Huda: hayli ulvi.
Huzura duyduğum ihtiyaç sanırım yine
seçmeliyim yalnızlığı.
Duyguların küpeştesi ve sönmez feri
yıldızların ne de olsa kaptan köşkünde şafak sayıyorum ve miço bağırıyor:
‘’Gemiyi terk edin. Önce kadınlar ve
çocuklar.’’
Başım dik.
Filikalar uçuşuyor gözümün önünde ve
içimdeki emir eri ve verdiği emir kipi:
‘’Kaç kurtar kendini.’’
Ne kadınım ne çocuk.
Bir varım bir yok.
Yaşımın insanı değilim ve yasımın kaç
misli kuvvetinde yaslı ve yaşlı gözlerime eşlik eden sağanak.
Hala umudum var madem…
Matem yüklü filan da değilim hem
sadece duyarlı ve kalp gözüne inanan ve çoktan emanetim Rabbime ve sıra sayı
sıfatlarından firar ediyor gözlerim ve gemim su alıyor.
Rüzgârsa hızlandı.
Ve sırılsıklamım.
Şimendiferi sözcüklerin.
Ve can yeleğim elbet kutsal kitabım
ve dilimde Besmele:
Talimat veriyorum üstüne üstük:
‘’Yelkenler fora.’’
Güvertede su, adam boyu.
Kız başıma koca gemiyi idare ediyorum
hatta içinde çalkalandığım okyanus ve kadınlar kahkaha atıyor:
‘’Hiç mi benzemez insan?’’
Beynamaz gölgelerden çoktan firar
etmişken ve fidan boylu hayallerim ve kolumda takılı düş sepetim bir de yakamdan
düşmeyen atkım ve başımda berem.
Bir çocuk sesleniyor uzaklardan: hayli
gösterişli ve çilli yüzü ve uzun upuzun kızıl saçları…
Bir kadın okşuyor başımı:
‘’İpek kızım.’’
İzin vermiyor bir başkasına bana
dokunurken:
‘’Çek ellerini üstünden. O hep beyaz
ve pembedir düşleri.’’
Çemkiren iblis ve ben sadece dua
ediyorum aralıksız ve içimden geçenleri tercüme ediyor iblis kendi dilinde
elbet anlamıyorum daha doğrusu dinlemiyorum da ve sözcüklerin dilemması bazen
üstüme sıçrayan çamur ve elimde sabun ve alnımdaki çizgi ve bir başka kadın
çizik atıyor yüreğime:
‘’Büyü biraz.’’
Reddediyorum ve yerimde sayıyorum.
Bir diğeri bağırıyor:
‘’Sende büyü var.’’
Gülümsüyorum ve gözlerimi dikiyorum
gökyüzüne ve ansızın bulutlar dağılıyor ve ben pembeden hırkamla sekiyorum
kaldırım taşında oysaki sokağa çıkmam ve sokakta oynamam yasak demek ki
hayallerimin delici gücüyle güdüyorum hayatı aslında birileri emir veriyor ve
ben dişliyorum bileğimi derken saatin kaç olduğuna bakıyorum:
Kolumdaki diş izine eşlik eden akrep
ve yelkovan görünmez oluyor demek ki zaman donmuş üstüne üstük mekânsızım ben
ve de mevsimsiz yine de dikkatini celp ediyorum insanların:
‘’Hey, sen çocuk.’’
Oysa benim bir adım var.
Bir de adım atmamın yasak olduğu bir
hayatım var illa ki gerisin geri kaçtığım…
Bir de aralıksız işleyen bir sayaç
içimde yüreğimin bitişiğinde:
Bitmeyen bir sevgim var ve aralıksız
sevdiğim insanlar…
Ben sadece bir çocuğum.
Sevilmeye dair hayallerim var.
Lisedeki o genç kızım ben ve şerh
düştüğüm okul sıraları bir de kara tahta bir alın yazım ve ben elimde tebeşir
haybeden yazıyorum tahtaya:
Sinüs, kosinüs, hipotenüs…
Birileri siliyor bu sefer İngilizce
sözcüklerle adımlıyorum hayatı ve yabancı dilime eşlik eden yabancı kuşlar
oysaki onlar da ben de kuşdilinde konuşup anlaşıyoruz.
Birileri isyan ediyor arkamdan:
‘’Büyü biraz.’’
Serpilsem de serpsem de ümidimi ve
hayallerimi…
Büyümeyi reddediyorum. Ne anneyim ne
kadın ne insan ne çiçek ne de çocuk ne de melek.
Rengimle.
Dokunduğum o rakımda ve de.
Hala su alıyor gemim ve ben düş gücümü
sonlandırıp gerçek dünyaya dönüyorum ve önce kadınlar sonra çocuklar firar
ediyor gemiden.
Kimim sahi?
Madem dümen başındayım demek oluyor
ki hayatımı yönlendirebilirim isteğim doğrultusunda ve sadece ben başarabilirim
bunu üstelik kim olduğumun da artık bu saatten sonra bir önemi yok iken ve hala
çınlıyor kulaklarım:
‘’Önce kadınlar ve çocuklar…’’
Ben kim miyim?
Büyümeyi reddettiğime göre bir çocuk
ve hala hayalleri olan bir kız çocuğu üstelik benim ruhumun ve yüreğimin de bir
dokunulmazlığı varken…
Göz göze geliyoruz ama benden başka
gören yok tıpkı benim de başkaları tarafından görülmediğim gibi ve biliyorum
artık benim de birilerini görmezden gelmem gerekliliğini.
Hiç olmadığım kadar mutlu ve huzurlu
ve kendimle barışığım ve saçımı yalayıp geçen rüzgâra tutunuyorum bu sefer
aslında rüzgârın ta kendisi olduğuma vakıf olup esiyorum ve esiyorum ve
esnemeyen bir ip iken üzerinde yürüdüğüm, biliyorum yapmam gerekenleri ve
dümeni ancak ben istediğimde kırıyorum üstelik kırılmış yüreğimden etrafa
saçılan parçaların da artık bir önemi yok iken…