
Öykünmekle var olmak arasındaki o
münzevi mesafe.
Bir rakımdan bir rakama dönüşen ya da
kayıtlara nazire eden silik bir tebessüm.
Dudaklarımdan dökülen kopuk cümleler
belki de buse tadında bir ünlem sonra da alıp başımı gitme isteğim üstelik dur
durak bilmeden aşmam gereken o kallavi rota.
Demediklerime kopçaladığım belki de
okumak istediğim bir bültenin kaynakçası sınırları zorlarken.
Sebepsiz kimine göre.
İştigal ettiğim değil de istifa etmek
arzusuna yenik düştüğüm: öyle ya kerelerce aştığım o ruhani boyut sonra da
varlığımı duyumsamakla yokluğa karışmak arasında gidip geldiğim.
Özet geçmekse… Hâşâ!
Sevmekse… yürü ya kulum…
Fevri bir döküm ise içimin bozkırında
söken o şafak.
Ve yanılmakla yanmak arasında
mütereddit bir duruş sergilediğim.
Hicap ettikçe.
Dokundukça.
Dokudukça boşluğu bir hattat
kimliğini de boca edip satırlara.
Kıyamadığım.
Kırılmadığım kim kaldıysa.
Zanları da es geçip.
Neşriyat çok yüklü hani içimin
baklagiller dünyasında bir tabu nazarında donatıldığım ya da çeperini
bilinmezin bilindik bir kuramla yeni çehrelere de ulaşmak adına.
Zapt etmekse aşkı.
Büyütmekse acıları.
Büküldükçe içimin kıvrımları.
Bir zerre ve derken bir zerre daha ve
elimde ne mi kaldı?
Zambakların reveransı ve aşkın
frekansı.
Naçizane hele ki tokuşturduklarımı
dudak payı ile kaçırdığım bir de aşkın kutsal tınısında ben yanılma ihtimalini
de göz önüne alıp.
Evet, yarım kalmış cümleler belki de
yarım kalmış bir dostluğun naşını sunarken ahrete hele ki azımsanmayacak ölçüde
bir sevgi ve saygı beslemişse insan ve karşılıksız bir aşka sunmaktansa
benliğini, bir dostluğa rağbet etmişse düş pazarında.
Yanılmaktan ilk kez haz etmiştim ve
ilk kez kardeş bildiğim kimliğini sırtlanmıştım.
Adı dün gibi aklımda ve heybetli
omuzlarında apoletler yine mizanseni bir Tanrı/Tanrıça figüründe ve görünen
oydu ki yakışıklı olduğu kadar sevecen kimliği ile neredeyse tüm kızların
başını döndürecek bir kıvamdaydı hele ki onu tanıdıktan sonra yüreğimdeki
kozaya yerleşen-belki de en şatafatlı görünüme sahip yine bir kardeş namına da
layık görmüşken sessizce.
Bölümde yüksek lisansa hak
kazandığımı öğrendiğim o ilk gün ve ben gözyaşları içerisinde görmüştüm adımı
hem de ilk üç içinde.
Siz deyin mucize ben diyeyim;
duaların gücü lakin deli gibi gömülmüştüm de hani kitapların içine. Geçtim.
Gelip geçti demek istediğim ama
hayatımın da iki senesini kapsayan o fırtınalı süreç.
Ben dokudukça boş heybemin sarı
yüzeyini üstelik tıkıştırdıklarımın yanında boca ettiğim çömez bilgileri de
kaynakça gösterip. Hayır, detaya girmeyeceğim aslında genel geçer kuralları da
es geçeceğim zira içimdeki öğrenme aşkına eşlik eden hayatımın en dolu iki
senesinden peyzajlar sunmak istiyorum ve aradan seneler geçse de unutmam asla
mümkün değil.
Gençliğin deli rüzgârları.
Hayallerin ufkunda bir sancı belli ki
doğum öncesi mizacımda giderek genişleyen boyutsuz hayal gücüm.
Aykut ya da Ali ya da Aynur… a, evet,
sayısız insanla içli dışlıydım ve ne yazık ki çoğu dünde kaldı lakin bana
yaşattıkları mecazi sevinçler, ihya edilesi aşk rotaları yine dünya denen
düzenekte biz hala esefle kınarken birbirimizi kısaca aşık olduğum sadece
hayallerimin geri dönümünde elimdeki tek somut kanıt olan; yüksek lisans
öğrencisi olduğumu beyan eden o paso belki de.
Ve ders notlarım.
Ve aşkın hicap edilesi tınısında
içimde raks eden divane pervaneler.
Ben ki kelebek mizaçlı mutluluklarımı
pekiştirmek adına deli gibi kitaplarla olan birlikteliğime insani boyutlar
taşıyıp hala nasıl oluyor da; günde üç saat uykuyla dinamizmi mi yitirmiyordum?
Serde gençlik var/mış ki an
itibariyle ne zaman boyutsuzluğun aşkına düşsem sanırım çok da değişen bir şey
olmadığını kanıtlayabilirim her ne kadar geçen zaman zarfında yaş haneme birkaç
rakam eklenmiş olsa da.
İsimler.
İsimlerin arkasındaki gölgeler.
Ve ben.
Hep aynı.
Hep neşesine sahip çıkan.
Aslında hüznünü de ihmal etmeden
döngüyü muteber kılan.
Kimlikler belki de ve bürünülen
roller. Öyle ya: zamanın birinde peri padişahının kızı büyümeden büyütmüş
hayallerini ve vur patlasın çal oynasın diyenlere nazire edercesine…
boyutsuzluğu boyut bilmiş.
Bir meslek sahibi iken ve kariyer
odaklı planları varken set çekmiş her şeye ve bilinmedik nedenlerden
ötürü-aslında açıklamanın çok gereksiz olduğunu düşünerek-psikolojinin kasvetli
yollarına umutlar serpmiş belki de mihenk taşı iken hüzün neşesine sahip çıkmış
evrenin.
Tanıştığım çok farklı bir kişilik
aslında her şeyin başlangıç noktası ve ben rotamı değiştirip ansızın dümen
kırmışken gizeme oysaki başkentinde idim mantığın ve sebatın ve somut hayatımı
birdenbire soyut ikilemlerle çerçeveletip çekincelerimi de askıya alıp…
Edebi bir içerik mi yoksa gerçeğin
izdüşümü mü?
Her ikisi de zira aşkım şimdilerde
edebiyatın gövdesine attığım sayısız çentik yine gün ve gün kaleme aldıklarım.
Gelelim hayatımda önem arz eden
sevgili N.’ye.
Asla sahip olmadığım bir ağabey belki
de asla rastlama imkânımın olmayacağı en somut veri idi onunla dostluğum.
Asker kökenli bir dost ve yine
bölümde sayısız meslekten ve mecradan dökülüp gelmiş elit insanlar.
Oysaki elit olduğum gerçeğine hep
uzaktım zira bilgiyle donatılmıştım ve bilmiyordum ki bir örneğim daha olsun
belki de olmasın.
Kendime geliştirdiğim o münzevi
yaklaşım ve bilmediğimdi kendimi bildiğimi sanıp dünyanın en sünger beynine
sahip insanlardan biri olup olmadığım arasında gidip gelirken.
İçimde büyüttüklerim belki de gözümde
büyüttüğüm insanlar ve büyümeyi reddeden benliğim yine yanılsama ihtimalini
görmezden gelip ne de olsa inanmaya baştan programlıydım ve beni asla
yanıltmayan üç beş insandan biri idi N.
Gerekçe ya da gerçekçe kabul etmek
zorunda olduğum belki de kılındığım ama asla tarafınca kırılmadığım.
Devasa bir eksen ve ben dönendikçe
uydularımın peşi sıra asla dostluğunu esirgemeyen.
Zihnimde eşsiz bir perspektif kazanan
bu konunun sadece girizgahı aslında an itibariyle sizlere sunduğum zira çok
donanım ve çok da soru yüklü ve ben kendi gerçeklerimin peşine düşmüşken gün ve
gün şekillenen bir yap-boz yine de konuyu fazla uzatmak istemiyorum hele ki
konu benden çıkıp bariz bir hayal kırıklığına da dönüştü mü.
Yeniden karşılaşmayı dilediğim nadir
insanlardan biri idi lakin izini kaybettim yüksek lisans sonrası ne de olsa
başka bir şehre çıkmıştı tayini ve asla da olumsuz bir son düşünmemiştim ne de
olsa terör o yıllarda bu denli tırmanmamıştı.
İyi bir psikolojik danışman olmasının
ötesinde bir yol gösterici ve iyi bir sınıf arkadaşı idi hele ki zorlandığım
derslerde çokça da ufkumu genişletmişti.
Benim hengâmem ve bitimsiz sorularım
ve sorunlarım belki gülünç derecede ama ürkünç bellediğim ve ben zora soktukça
kolay şıklar sunup çıkışı bulduğum öyle ki sırf onun iyi niyetinden hocalardan
biri tek puanla bütünlemeye bırakmıştı. Düşünün ki psikolojinin temel
derslerinden biri olan klinik psikolojide bütünlemeye kalan bir psikolojik
danışman ve tek gerekçe başka bölümden gelen birine tüm iyi niyeti ile ders
çalışırken üstelik ben en yüksek notu onun sayesinde alırken.
Göreceli demek ki. Ya da bilginin
sınırsızlığında hakkaniyet ilkesinin işlemediği.
Zaman da çok göreceli. Aradan geçen
onca sene ama belleğimde kazılı en somut anı üstelik bilfiil detayları dahi
unutmadığım.
Ne zaman ya da hangi şehirde şehit
düştüğünü bilmiyorum ama onun artık yaşamadığını öğrenmek tüm anılarımı ölü
bellememe tek sebep belki de dünden güne taşıdığım mutlu bir süreci yine bu
perspektifle hüzne taşıdığım ve sabitlediğim bir mizan.
Eksenim kadar belleğim de hatta
hayallerim de donuk her nedense belki de sevip, değer verdiğim insanların neden
sessizce yittiklerini henüz çözemedim hele ki an itibariyle yaşayan ve benim
için hiçbir anlam ifade etmeyenler hem de sayısız üstelik zaman denen şarkıdan
pek de haz etmezken.
Bilmek isterdim.
Şehit mezarlığına gidip ruhuna dua
okumak ve ona yeniden teşekkür etmek, o deli dolu kızın potansiyel öğrenme
sevdasına köprü kuran eşsiz bir dost olduğu için.
Ve evet, bölümdeki diğer öğrenciler
ve özellikle kız öğrenciler ve onun da çoğundan uzak duramadığı ama bunun
farklı anlaşılıp onun da zan altında kaldığı belki benim de lakin çekinecek
neyim olabilirdi ki hele ki dostluğu cinsiyetle ve konumla ve yaşla da
bağdaştırmazken.
Rahat uyu sevgili arkadaşım.
Ruhun şad olsun.
Sana ve tüm şehitlerimize Allah’tan
rahmet diliyorum.