
Çekincelerimi aldırdığım bir de
sabırsızlığımı sözcük iklimine ektiğim derken tevafuk yüklü bir bekleyiş ve
rüyaların boykot ettiği elbet gerçeklerin yükü altında ezilen.
Mendebur bir maziden kalan son
kırıntıların hele ki acılar da yükünü aldı mı.
Şimdi lades, diyeceğim ve tutacağım
bir ucundan umudun sonra da sırlarımı sereceğim ve ser mahiyetinde saçlarıma
takacağım gizemi.
Ne gelen var ne giden.
Gün dedik de koyulduk yola sonra
sefer tasına sığdırdık verilen hükümleri ve palas pandıras bir bir yerine getirdik
verilen emirleri hatta yedi emindeki düşleri bile gerçeğe dönüştürdük.
İlla ki ıssızlık hep mi ıssızlık daha
dün ekmedik mi toprağa umudu?
Günler geçmek bilmiyor işte ve
yiğidim düşlerime de girmiyor artık yitip giden mevsimi daha yeni uğurlamıştık
ki…
Başa dönmem gerekirse hiç dönesim
anlatasım yok yine de demedi, demeyin.
Satırlarım büzüşecek şimdi az evvel
kuruladım yüzümü gözümü üstelik ihtiyar heyetinden gelip de teftiş ettiler
banyomu. Yok, yok, abartmıyorum inanın ki kıvırmıyorum da dansöz gibi. Af ola,
terbiyemi bozdum ne de olsa asker torunuyum eşim ise-rahmetli demeye dilim
varmıyor ama-asker çocuğu gerçi babasının yolundan gitmedi ama illa ki vatanına
ve ailesine sahip çıktı sonra kesişti yollarımız hele ki ben çoktan ümidimi
kesmişken aşktan.
Güzel olmayı hep diledim bu yüzden
aynalara küstüm. Ne zamanki boya fıçısına düştüm aynaya bir de ilişti mi gözüm.
Beceremedim işte endamlı bir kadın
olmayı. Boyum haddinden fazla kısa ve saçlarım da elbette kuğu bir boynum da
yok ama kuş gibiyim seken sekip de sevmeyi bilen ve asla yalan söyleyemeyen ve
işte bana vurulan eşime de ben vuruldum ne zamanki dikti gözlerini gözlerime.
Öncemiz yok bizim bu yüzden hep anı
yaşadık ve gelecek hayali filan da kurmadık.
Kayınpederim çok istemişti bir torun
sahibi olmayı.
Eşimle bu konuyu konuşmadık bile
çünkü ne yapsak olmuyordu ve doktorun kapısını aşındırmaya tam karar vermiştim
ki…
Hani yaşımız geçkin olsa da bir çocuk
sahibi olmak bizim de hakkımızdı… diyenlerin yalancısıyım çünkü biz yettik
birbirimize ama insanlara yetemedik bu yüzden kocam kendini içkiye verdi bir de
lanet tütün.
Ne zamanki azıcık geç kalkayım
geceden kalma toplardım peşini yiğidimin üstelik gıkım da çıkmaz cılız
vücudumla yatırırdım yatağına sonrasında fincan fincan kahve servisi yapıp avuturdum
yoksa o muydu beni avutan? Hani nedense el âlemin dayatmaları ile bu hale
gelmiştik üstelik avutulması gereken biz de değildik üstüne üstük sesimizi de
çıkarmazdık konu komşuya hele ki onlar bizi bıyık altından süzerken.
Her şeye rağmen özlüyorum o günleri
ne de olsa iki kişilik bir yalnızlıktı bizim paylaştığım üstelik anamız babamız
sağ, arada gider gelirdik birbirimize ve asla da sorgulamazlardı neden onlara
bir torun vermediğimizi ne de olsa Rabbim idi bunu uygun gören ve tasalanmaya
gerek yoktu üstelik bizden evlatlarımıza kalacak bir mal varlığımız filan da
yoktu.
Yoktu aslında hiçbir şey yoktu ortada
dertlenecek. El alemin derdi idi altı üstü bizi geren.
Devlet dairesinden emekliyim ve evin,
tek kızı filan da değilim. Bir kardeşim var ki evlere şenlik en azından onun
yüzünü görmekten kurtulmuştum geç de olsa evlendiğimde sonra bir de baktım ki
kocama âşık olmuşum.
İri yarı bir delikanlıymış kocam
bundan seneler evvel sonra sağdan soldan rahat vermemişler ve sıfatlar gırla
yürümüş eh, o da ne yapsın vermiş kendini spora üstelik neredeyse günün
yarısını spor yaparak heba etmiş-bakmayın sporun faydalarına ne de olsa bizimki
kaçırmış ölçüyü.
Üş kilo beş kilo derken elli kiloya
yakın da zayıflamamış mı?
Bu sefer demesinler mi sağdan soldan?
-Geçmiş olsun oğlum. Vah vah, ne oldu
sana böyle?
Geçiştirmiş bizimkisi en azından
gurur duyarken zayıf bedeni ile adı hastalıklıya çıkmış.
Tanıştığımız dönem işte bu zayıflama
programının kenarına iliştiğim.
Nasıl tanıştığımızı sormayın çünkü
onu gördüğüm gün itibari ile aklımı yitirdim ve adımı bile kekeleye kekeleye
söylediğim daha dün gibi.
Kayınvalidemin de biricik oğlu ama ne
büyük aşk ne de olsa geç gelen bir bebekmiş eşim ve ailesinin de gözünün nuru
olmuş doğar doğmaz bu yüzden geç kalmış evlenmeye hatta hiç de niyeti yokken
sırf etraftan bunaldığı ve tek başına yaşamasına da ailesi izin vermediği için
tanışmamızdan kısa süre sonra evlenmeye karar verdik daha doğrusu yıldırım nikâhıyla
evlendik bu arada hatırlatayım eşimin adı da Yılmaz…
Yıldırım düşen haneme ve beni
kadınlığa taşıyan bir yolculuk üstelik tüm sıkıntılarımı ve zaaflarımı da
kabullenen bir eş ve tek kusurum bu da değil ve lütfen gerisini de bana
bırakın.
Az bekleyin lütfen çünkü doktor
kontrolüm var. Ayağımı kıralı bir hafta oldu ve yatağa mahkûmum umarım ki
geçici süredir yoksa çekilmez hani burası. Nerede olduğumu az sonra
söyleyeceğim hatta kayınvalidemin odasında kalıyorum an itibari ile daha
doğrusu rahmetli kayınvalidemin.
O kadar da acımaklı gözlerle bakmayın
bana ne de olsa hala sağlığım ve gücüm yerinde üstelik kocasını yitiren ilk
kadın da değilim yeryüzünde beteri var hele ki eşimin anne babası mevzu bahis
oldu mu?
Çocuk sahibi olmayacağımız
kesinleştikten sonra eşim kendini iyice bıraktı gerçi umurunda değildi çocuklar
çünkü tek çocuktu ailede bu yüzden çocuklarla ve akranlarıyla iletişimi fazla
olmamış zaten biz illa da çocuk sahibi olmak için de evlenmemiştik. İster aşk
evliliği deyin isterse mantık işin doğrusu birbirimize yeten bir çift olduk ilk
günden beri.
Üstelik anne babalarımız ve
ailelerimiz de illa ki torun diye tutturmadı ve yine de olanlar oldu.
Şerit değiştirdik bir anda.
Eşimin gecesi gündüz gündüzü gece
olmuştu önceleri evde içerdi zamanla yetmedi nihayetinde gecenin bir vakti
eşimi gidip de kayın pederimle meyhanelerden toplamak alışkanlık haline geldi
zaten bünyesi zayıftı bu sefer her yediğini içtiğini çıkarmaya başladıkça
sandık ki içki bünyesine dokunuyor ve nihayetinde gerçeği söyledi doktor bize
ve gerçeği öğrendikten on gün sonra onu sonsuzluğa uğurladık ve kimse de
gelmedi cenazesine ne komşulardan gelen oldu ne de akrabalarından yana bir
kalabalık vardı cenazede.
Aradan bir ay geçmeden…
Dilim varmıyor ama siz anladınız:
baba yüreği gerçi anne yüreği de zor dayanıyordu ama babasının kalbi dayanmadı
bu acıya ve o da gitti peşi sıra.
Sözcüklerim d/okunmasın size ve hikâyem
de çünkü sonrasında bir şekilde tutunduk hayata.
Hem kayınvalidem hem de ben. Üstelik
kız kardeşimden bir ömür nefret eden ben, onunla beraber yaşamaya başlamayalım
mı hem de birbirini seven ve gözeten gerçi yanıldığımı geç fark edecektim ama…
Kayınvalidem bir süre yalnız başına
dayandı ama ne anılar ne resimler ne de gelip de gitmeyen hayaletler onu asla
rahat bırakmadı üstüne üstük bir gece bile yanında kalmama izin vermedi ta ki…
Gecenin bir vakti gördüğü rüyayı bana
anlatana kadar:
-Nuran, sana bir şey anlatacağım ama
sakın lafımı yarıda kesme.
-Söyle anne, hiç olur mu, seni
dinliyorum.
-Tüm mal varlığımı Çocuk Esirgeme
Kurumuna bağışlayacağım hatta senin oğlumla şimdi de kız kardeşinle oturduğun
evi tek şartla ki: sen bir ömür orada yaşayacaksın satmama şartıyla sonra sen
de hayata veda ettiğinde evi Çocuk Esirgeme Kurumu sahiplenecek ve benim şimdi
oturduğum evi de bir de ben gideceğim buradan.
-Nasıl yani?
-Huzur evine gideceğim Nuran elbet
arada ziyaretime gelirsen de çok mutlu olurum en azından ölene dek.
-Allah geçinden versin anne. Sen
neler diyorsun öyle? Ağzından yel alsın.
-Bu merdivenleri inip çıkacak halim
yok kızım zaten sık sık dışarı çıkmayı da sevmem hele ki bu kiloyla zaten konu
komşu sürekli dedikodu yapıp duruyor zaten onlar yedi oğlumun başını. Ah,
rahmetli kocam şimdi yanımda olacaktı da…
-Anne, deme böyle ne olur. Hem
dayanamam ben senin gözyaşlarına.
-Dün gece geldi.
-Kim geldi anne?
-Oğlumla eşim!
-Anne korkutma beni. Bir doktora
gidelim mi?
-Sen de dilersen yeniden evlenirsin.
Demem o ki…
-Eşimin üstüne gül koklar mıyım anne
ben?
-O, senin üstüne gül kokladı mı peki?
-Elbette koklamadı. Yoksa? Anne, bana
söylemediğin bir şey mi var?
-Haddini bil. Şimdi git evine.
Arayacağım avukatımı sonra da bir iki bavul ne varsa elzem toplayıp gideceğim
yeni adresime.
Kayınvalidemi hiç bu kadar kararlı ve
öfkeli görmemiştim ve dediğini de yaptı sonunda. Uğurladık onu yeni evine adı
huzur evi ama huzurunun yerinde olacağı şüphe götürürdü lakin konuştuğumuz o
günden sonra bir tek damla yaş görmedim gözünde çünkü acısını içine gömüp asil
ve cesur duruşunu da kaybetmemeye yeminliydi.
Onun odasındayım an itibari ile ve o
mübarek kadın benim de yaşlılığımı düşünmüş ve ondan sonra benim de bir odam
olsun diye müracaatını seneler evvelinden yapmış üstelik haberim olmadan.
O, huzur evinde ve ben kız kardeşimle
kayınvalidemin bana bağışladığı evde seneler boyunca oturduk gerçi kız kardeşim
hala oturmaya devam ediyor orada ama başıma gelen kaza her şeyin seyrini
değiştirdi.
Bir gece acı acı çalan telefonla
uyandık kız kardeşimle gerçi o yeniden döndü uykusuna ama ben haberi alınca
sabaha kadar uyku tutmadı.
Sevgili kayınvalidem iki bavul ve
doksan kilo gittiği huzur evinde doksan yaşında ve yüz kırk kilo olarak hayata
veda etmişti ve yatağının başucunda bana yazdığı o mektubu da hayatımın sonuna
kadar saklayacağım gerçi içinde ne olduğunu satır satır söylemeyeceğim ama…
Çünkü bu mektup kayınvalidemle benim aramda mezara kadar gidecek bir sır.
Defnettik kadını üstelik cenazesinde
tek kişi yoktu ne eski muhitinden ne de eski arkadaşlarından.
Cenazeden kısa bir süre sonra olanlar
oldu ve ben günlük yürüyüşümü yaparken kendini bilmez bir kadının aniden çarpmasıyla
yere serildim ve iki bacağım birden kırıldı bir de kolum çatlamaz mı?
Mübarek kadının içine doğmuş belli ki
ve bana tahsis edilen odadayım şimdi ve de koynumda kayınvalidemden kalan o son
mektup ve az sonra yakacağım da bu mektubu çünkü kimsenin bilmemesi gereken
şeyler yazılı mektupta.
Bana gelince…
Asla yürümeyebilirim ama en azından
başımı sokacağım bir odam var: evet, tek göz bir oda ama…
Eve gelince.
Ben kaza geçirdikten sonra sefil kız
kardeşim kendinden on beş yaş küçük bir adamla evlendi ve ben azıcık iyileşeyim
aile avukatına müracaat edip kız kardeşimin evimden çıkması için gereken
işlemleri yaptıracağım.
Ağlamamayı bana kayınvalidem öğretti
ve ben de onun gibi yaşlarımı içime akıtıyorum.
Şimdi uyumak istiyorum ve rüyamda
eşimi görmek kim bilir belki de çocuklarımız da vardır bize eşlik eden. Hayal
bu ya…