Ölümsüz Olmasa da Şair Ölümsüzlüğe Kulaç Atan
Müzmin renklerle bezeli hayat bazen
mamafih demekten ötesi yok gibi gözükse bile renklerin kıvamında saklı
duyguların kıvrımı ve aklın yetisinde büyüyen bir hayal gibi öyle ki mısraların
getirisi, doğan güne hediye aşk ise izafi bir rakım: ulaşmak ne ki olmayan
verilmemiş bir hükme?
Gel gör ki: menevişlenen kanatlarında
o haletiruhiyenin ve pekişen asaletine vurulan bir tekme midir safi katıksız
ruhun çevirmekle yükümlü olduğu pedalları?
Afaki sevinçler coğrafyası ve
düşlerin kabrinde açan gerçekçi ve gerçek bir çiçeği solmasın diye dokunmaya
dahi kıyamazken ve işte sulusepken misali gökten boşalan rahmeti şükür
ettiğinden dahi öte.
Misafir belki de misak-i milliye
sınırları içerisindeki mevsim:
Kalibresi kâh kayıp kâh sureti kati
reddettiğin bir düşman misali her kim ise sınırlarını ihlal eden ve her kim ise
kindar ruhların muadili.
Şimdilik sökün eden bir güruh misafir
eylediğim şu bakir ruhu ayırmam mı ben kıtalara dokunmaz mıyım sözcüklerin ve
duyguların zülfüyârına? Miadı dolmuş bir kadın ya da adam gibi gel gör ki
edepli ve görgülü ömrünü bahşedene duyduğu kıvanç ertesi yeniden doğabilmesi
belki de an meselesi.
Temcit pilavına dönmüş âlem.
Ey, dostum sen de bir âlemsin,
demekle iştigal ve işte sevdiklerimize verdiğimiz payeden de öte pay
ettiklerimiz ve rengimiz ve ismimiz ve cismimizden de yok ötesi demek nasıl da
yanlış bir tutum ötesi.
Ötesiz duygular.
Ötekileştirilmiş nice insan.
Darbe sonrası doğan bir memleket
belki de ve işte o ruhani varlığın coğrafyasında boy gösteren muadili tümden
gelen ne varsa ve müsebbibi renklerin volta attığı ebemkuşağı.
Sökün eden bir devinim.
Hâsıl olandan öte hâkim olana duyulan
inanç ve saygı ve sevgi.
İnsansız değil iklimler aslında
iklimsiz olsa bile insanlar ve gaipten gelen ne çok mısra ile eşleşen şiirler.
Düşler cenneti elbet şairin yüreği.
Bir o kadar gerçekçi ve gerçeğin ta
kendisi iken şair.
Reşit olmaktan öte çocuk kalabilmenin
güftesi varsa yoksa şiirler.
Ve aşk!
Muteber olan.
Muktedir olan.
Müstesna olan.
Ya, bir muadilin yoksa nereye
varacaktır bu yol bu kelam?
Cüssesini aşan nice insan şiiri
rencide eden ve şiirsel boyutu yok sayıp şaire hücum eden.
Hazzına vakıf ya da değil üstelik hem
ne fark eder, hayatın hazzı duygularda ve şiirlerde mevcut ise?
Selamın da hası bazen geri dönümü
olmayan bazen kutsanmış coşkulardan araklanmış şiirler misali.
Öykündüğümüz.
Bir de öldürdüklerimiz.
Öz veri ile teveccüh gösterip önsezilerimizi
coşturduğumuz hatta konuşturduğumuz.
Öyküler deryalar gibi.
Şiirlerse ömre hayata kılıf biçen.
Bir de şiirlere burun kıvıran
isyanlar ki şiir de şair de alabildiğine itaatkâr ve öz verinin hadsiz
rakımında nasıl da özünü sözü ile eşleştirmiş ve kaleme kuvvet dediği kadar
yüreğe de kuvvet, diyebilmeye kefil olmaktan da öte.
Bir izafi tutanak iken şiir.
Hele ki darbeler almışsa şair ve
iklim.
Ayıkla pirincin taşını dercesine bir
yandan da hem pirincinden hem bulgurundan olan isyankâr tabular.
Hatırşinas sözcüklere bel bağlayan:
El nasıl ki el üstünde.
Ve işte mademki iki el bir baş için.
Kalemse o iki elin ömürlük mevduat
faizi.
Biçilen şiirler ve içilen imgeler
nasıl da sarhoş eder şairi hele ki kalemin nutku tutulup da kalem oynamadığında
ve işte aklını oynatan imgelere bir oyun bahçesi inşa edip şiirden bir dünya
yaratmanın hem muadili hem de o muktedir ve münasip lisanı şairle örtüşen.
Ölümsüz olmadığı kadar şair
ölümsüzlüğe ve boyutsuzluğa da kulaç atan…
- Yorumlar 1
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.