
Ertelediğim bir düşün ritmik
tınısında saklı sessizlik ve kefesi yok kimi düşümün bense biliyorum düşlere
hükümlü ve mecbur kılındığımı.
Devasa bir kompartıman aklımın
b/ölmelerinde uyruğu olmayan acılar ve asker adımlarıyla tayin ediyorum yönümü:
Rap rap rap.
Hüzünse şerit değiştiren bir araba
gibi elbet aklımın tekerlerinde saklı bir romans ve ümit iken çeyizi yüreğin
bense iklimde kaybolmuş bir sarkıt gibi saplanıyorum gecenin böğrüne.
Yalnızlığın muadili elbet sözcükler
ve imge kümeleri bense elime batan raptiyelerle tayin ediyorum yüzümü nereye
asacağımı.
Asıksa asık yüzüm.
Bir o kadar astığım astık kestiğim
kestik.
Ah, raconu işte yalnızlığın ve
öykündüğüm tek bir kare dahi yok o üçgen ilişkilerde aşkın hipotenüsü iken
özlem ve koordinatları g/izlenmiş bir kere mutluluğun.
Hayta duygular.
Mafya ürünü gibi üzünçlerim ve
merdiven altı sevişlerim.
Yağlı güreşlerde iri kıyım duygular
düşüncelerime muhalif.
Bense bazen bir batarya gibi dolup
boşalıyorum.
Belki de içimdeki radar aralıksız
taramakta çevremde olan biteni yüreğin çeperine aktaran bir mekanizma işte kalp
gözüm.
Düşsel boyutlar karambole giden ömrün
kavşağında acı ile pişen benliğim ve yorgun açılar konduruyorum gönül pencereme
ve işte dev bir ekranda içimi tavaf ediyorum.
Önerilen tek reçete ne mi?
Muhakeme yeteneğimle zekamın kapasite
üstü kullanımında varlığımın sekteye uğradığı ve işte aştığım her sekmede
takılıyor ayağım illa ki ve düş fidanlarına dokunuyorum sözüm ona ne zamanki
gözümü geçici olarak kapatsam…
Bir düş simsarı gibi çoğu insan ve
gerçekleri boynuzluyor zehir zemberek sözcükler…
Uzağındayım hayatın.
Oysaki ortasında boğuluyorum.
Hava boşluğu gibi sözcüklerken
sırasını bekleyen ve göğün kompartımanlarında bir lokomotif olma özlemimle acil
durum freninde ansızın sonlandırıyorum içimden geçenleri ve işte zaman dona
kalıyor bense mekansız bir özlemle öznemi ifşa ediyorum.
Bol keseden yüreğim atıyor.
Sözcükler hafif meşrep kadınların
döşünde saklı pembe romanlar gibi kaçışıyor birbirinden aslında edepli bir düş
mahkumuyum ben gerçeklerle tüm işim yalanlarla tüm davam ve şiarım güzellik ve
iyilik olsa ne ki semanın gözünde bir buluttan da yok iken farkım.
Verilerse havada uçuşan ve balonlar
salıyorum göğe ve her detayı hapsediyor içine yüreğimden firar eden balonlar.
Bazı insanları balona benzetiyorum
nasıl da boş işleri ve içlerine kaçıp binlerce cümle ile yeniden biçimlendirmek
istiyorum balon insanları ve kürediğim adaletle artık ne kadar hizmet
vereceksem evrene belki de bir eziyet babında sürtüştüğüm illa ki varamadığım
diğer yakam.
Yakası açık espriler duydum mu firar
ediyorum.
Bağrı açık bir aşık gibi elimde
b/ağlama sözcüklerimle çağlıyorum.
Renk körüyüm.
Kimi insansa aşk körü.
Eşleşiyoruz ve tüm renkler aşkla
boyanıyor.
Aslında aşk renk vermiyor.
Aslında garip bir korelasyon var
renklerle aşk arasında.
Aşikar olansa mücadelem.
Abartısız seviyorum.
Ayan beyan sessizliğim ve tefe
koyuyorlar aralıksız.
Tav olana bulut ve tavında dövüyor
rüzgarı içinde bıçkın bir kabadayı naralar atıyor elbet seyyah sözcüklerden
yana derdim ve illa ki TDK’na uyumlu olmalı yüreğimden geçen alt yazı.
Yansıyansa bazen bir öfke: kendimle
kavgalıyım.
Yozlaşansa cihan.
Yoz dürtüler yalın neşriyatlar ve
yalancı bir akis gibi yüreğin ibresi illa ki nabzını almıyor mutluluğun.
Kelli felli adamlar var cirit atan
aklımın koridorlarında:
Ya, dünde kalan büyüklerim ya da
günümden firar eden hükümlülüklerim ve rüyalarımda yine onlara rast geliyorum
illa ki falakaya yatırıyorlar duygularımı ve duygu devinim bozukluğunda bir dil
altı hapı yutuyorum günün efkarını yok saymak adına ve fidelerimi sandığıma
koyuyorum bir bakıyorum ki az sonra her biri firar etmiş.
Fidan misali genç kızlar ve
delikanlılar.
Bense hala çocuk cüssemle dokunmaya
çalışıyorum en tepeye ve kodaman gölgeler üstüme hücum ediyor.
Parmak arası düşlerim.
Kuş bakışı ömrüm.
Kuşluk vakti gelen misafirler.
Acılarsa yatıya kalan.
Yatsı namazını bekliyorum bazense bir
yatır meziyetinde tavaf ediyorum cami avlusunu.
Kibarca uyarıyor kader beni:
‘’Bekleme yapma.’’
İman gücümle şerh düşüyorum:
‘’Ya sabır…’’
Semiren duygular var bazen sararan
bense peksimet gibi akışkan ve o garip tadıyla Araf’ta kalmanın ne karnımı
doyuruyorum ne de ruhum doyuyor elbet aklın kırsalında töre kurbanı genç kızlar
gibi tünediğim daldan ansızın uçuveriyorum.
Gözümü sakındığım ne ki gözüm
seğirirken eğilip bükülmeden sevdiğim ne ki?
Bir antrakt ise düş kesitlerinden
standart sapma ile kayıp gerçeklere dokunduğum: biri omzumu dürtüklüyor.
‘’Şimdi geçebilirsin.’’
HES kodumu kontrol ediyorum ve ateşim
ölçülüyor ve içeri alınıyorum elimde nabız ölçer belki de devletin e-nabız
ölçümünde vurulacak aşının izini taşıyorum önceden ve işte al basan yüzüm ak
alnımda uçuşan kelebek gibi belki de sözcükler uçuklayan…
Uğurlu sayımsa illa ki on üç.
Somurtuyorum her reddedildiğimde:
‘’Bekle.’’
İyi de az evvel git, dememişler miydi
bana?
İdame ettiğim kadar da idare ediyorum
işte hayatın kantarında saf tuttuğum tüm m/eziyetlerden neyse düşen payıma ve
gözlerim açık gördüğüm düşlerden şiirler inşa ediyorum elbet üstüme çekilesi
bir yorgan gibi yeni hikâyeler örmek adına telaşla dalıyorum uykuya ta ki sabah
olup da uyandığımda tek hatırladığım iken üstüm açık uyuduğum…