
Her şeyi
bilip te, gören Allah’ım,
Çok şükür
acımız, dindi be Hafız.
Çare
aratmasın, veren Allah’ım,
Dert
boğazdan Kalbe, indi be Hafız.
Sevda
başımızı, yere düşürdü,
Bardağı
tutanlar, suyu taşırdı,
Yürekte
uçanlar, yönü şaşırdı,
O kuş başka
dala, kondu be Hafız.
Hatırla
maziyi, ne günler gördük,
En kral
yemişti, Armutla, Çördük,
Komşunun
kümesten, tavuk çalardık,
Daha yaş
kaçtı, ondu be Hafız
Bostanı
sürerken, kırıldı omuz,
Otu fare
yedi, mısırı domuz,
Beş vakit
namazı, kılan Feramuz,
Bu sene yolundan,
döndü be Hafız.
İnek hasta
oldu, buzak düşmedi,
Halbuki
nakıstı, beni süsmedi,
İlk defa bu
işe, kafam basmadı,
Havsalam
almadı, dondu be Hafız.
Bilirsin
Kavaklar, hiç meyve vermez,
Kimi çiçek
açar, dalı yeşermez,
Her söğüt
dalını, suya düşürmez,
Yalnızlık
insanın, kendi be Hafız.
Ağrıyan tek
yerim, sanma bacak mı?
Her yerim
tutuldu, bu müstahak mı?
Tüpümü
açıktı, yoksa ocak mı?
Gümüş Alinin
ev, yandı be hafız.
Sıkıştık
dünyada, ten kafesinde,
Sevmek te
kalmadı, sevilesimde,
Çok geceler
bitti, gün ertesinde,
Her ne
yaşandıysa, dündü be Hafız.
Ardından
bakardım, yolda yürürken,
Ağlardı
sevdamız, yemin verirken,
Kıvırcık
saçlarını, öne örerken,
En mutlu
olduğum, gündü be Hafız.
Baş ettiler
bize, eli kanlıyı,
Kispete
sardılar, yarı canlıyı,
Yoklukla kırdılar,
delikanlıyı,
Muhannet
mertliği, yendi be Hafız.
İki cümlem
kaldı, kızma, kükreme,
Gurbetteyim
diye, sitem ekleme,
Bu son
mektubumdur, daha bekleme,
Noktadan
sonrası, sondu be Hafız.