
Ektim ömrümün harap bahçesine
İsyan tohumlarını…
Bilirim,
Bu toprak çatlamış, bu gökyüzü kör,
Bu rüzgâr alaycı.
Ama ben yine de —
İnadına suluyorum o kuraklığı.
Çünkü teslim olmak
Yalnızca ölülerin hakkıdır.
Dünya dediğin ne ki?
Paslı bir kafes,
İçine doğduğumuz o eski tutsaklık.
Duvarları sessizlikle örülmüş,
Kapıları dilsiz,
Anahtarları ise yalanın elinde.
Ben burada —
Duyguların zincirine vurulmuş bir bedenle
Her sabah başkaldırıyorum kadere.
Ve yüreğim,
Parmaklıkların ardından
Bağırıyor:
"Yeter!"
Avazım yettiğince, haykırıyorum:
Ben bu oyunun bir parçası değilim!
Prangalarla doğmuş olabilir bedenim,
Ama ruhum —
Ruhum ölümsüz bir ateştir.
Yakıp geçer zincirleri,
Paramparça eder yazgıyı.
Bir tebessüm bırakıyorum şimdi yüzüme,
İnce bir alayla;
Yaşamak, diyorum,
İsyandır aslında —
Usul usul ölmemeyi seçmektir.
Ve alıp başımı gitmek isteyişlerim var hâlâ,
Diz çökmeden, boyun eğmeden,
Sığınmadan hiçbir gölgelik yalanın altına…
Oralara:
Oralara —
Ruhumun direnişe durduğu,
Kelimelerin silaha dönüştüğü,
Sessizliğin bile baş kaldırdığı,
Benim "ben" olarak var olduğum
O diyarlara.