Zincir Kırığı


Ektim ömrümün harap bahçesine
İsyan tohumlarını…
Bilirim,
Bu toprak çatlamış, bu gökyüzü kör,
Bu rüzgâr alaycı.
Ama ben yine de —
İnadına suluyorum o kuraklığı.
Çünkü teslim olmak
Yalnızca ölülerin hakkıdır.

Dünya dediğin ne ki?
Paslı bir kafes,
İçine doğduğumuz o eski tutsaklık.
Duvarları sessizlikle örülmüş,
Kapıları dilsiz,
Anahtarları ise yalanın elinde.

Ben burada —
Duyguların zincirine vurulmuş bir bedenle
Her sabah başkaldırıyorum kadere.
Ve yüreğim,
Parmaklıkların ardından
Bağırıyor:
"Yeter!"
Avazım yettiğince, haykırıyorum:
Ben bu oyunun bir parçası değilim!

Prangalarla doğmuş olabilir bedenim,
Ama ruhum —
Ruhum ölümsüz bir ateştir.
Yakıp geçer zincirleri,
Paramparça eder yazgıyı.

Bir tebessüm bırakıyorum şimdi yüzüme,
İnce bir alayla;
Yaşamak, diyorum,
İsyandır aslında —
Usul usul ölmemeyi seçmektir.

Ve alıp başımı gitmek isteyişlerim var hâlâ,
Diz çökmeden, boyun eğmeden,
Sığınmadan hiçbir gölgelik yalanın altına…
Oralara:

Oralara —
Ruhumun direnişe durduğu,
Kelimelerin silaha dönüştüğü,
Sessizliğin bile baş kaldırdığı,
Benim "ben" olarak var olduğum
O diyarlara.


( Zincir Kırığı başlıklı yazı slcn-ylmz tarafından 20.05.2025 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )
Okuduğunuz Yazının Site Kurallarını İhlal Ettiğini Düşünüyorsanız, Site Yönetimine Bildirmek İçin Tıklayınız.
 

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu