
Hangi düş’ ün sancağı idi, asılı
kaldığım göğün duvağında saklı yalnızlığın kırık tekeri:
Hamt ettiğim kadar arz ettiğim
Sözcüklerin kefeninden taşar hicvi
şiirin
Kurşunlar seker kurşun ağırlığında
özlemin
İndinde bir renk bir örtü bir övünç
Şerh düşülesi mısralardan ödünç
Aldığım imgeleri bir bir kundaklar
yerküre
Aşkın ihtiva ettiği özlemin
Önlenemez hüznün
Devindiği bir karedir ulaşılası yeni
günün
Öğretisi
İnzivada geçen ömrün kalitesi
Varsın sarmalında düş sağanağının
Kundaklansın varlığım
Tası tarağı toplayıp da gitmenin
zamanı çoktan geldi madem
Matemimle izini sürdüğüm
Mabedimin kırık kapısından firar eder
gönlüm
Bir d/okun bin ah işit,
Demekten ötesi sözcüklerin
Yuvarlandığı şu dik yokuşu
Tembihlediği kadar iç sesim
Şiirin yaldızlı yıldızlı bekası
Mehtaba âşıktır şairin yaralı yüreği
Kapıp da koyuvermeden kendini
Kazancı olsa olsa rahmetin enginliği
Yüzümü saklı tuttuğum kadar duyduğum
İlahi Aşkın neferi
Bir salkım üzüm gibi debelendiğim
bağın bekçisi
Elbet aşktır ölümün arifesinde saklı
Şairin aralıksız ödediği diyeti
Nasıl ki yaftalarla sarılı benliği
Yanan kor
Yanaşan ölüm
Yâdı dünün
Yandığı yaktığı kadar ömrün
Bitimsiz nüansı
Bir hiciv değildir her şiir
Her şiir sıradan hiç değil
Şair ki hemhal
Olduğu kadar yalnızlığın iştigal
Ettiği hüzünde bulur kendini
Yeniden kaybetmek kaybolmak adına
Elinde kalemi adeta sihirli
Bir değnektir Rabbin yüzü suyu
hürmetine
Dibini gördüğü kadar dünyanın çivisi
Çıkmış olsa ne ki:
Çivilendiği kadar şair kırık kalemine
Huşu içinde yaşar ve yazar
Akıbeti belli olmasa ne ki?
Akan yaşın yakan tuzunda saklı
Nice rüya nice hayal
Gözü kapalı sevmelerin ötesinde
Dinmez asla şairin içine ters esen rüzgâr…