Paralel bir evrendi aşk: belki de hicaz makamında hacizli bir sevdanın kopuk düğmeleri hayli de aklı başında niyetim, meylettiğim aydınlıkta nükseden geceyi def ettim ve af dilediğim kadar en saf mahiyetinde yüreğimin, gölgemden ayrı düşmek ne ki aşka düştüğümün ertesi ve işte tabanları y/ağlayıp da…

Sürüncemede kalmadığım kadar itaatkâr:

Sevk edildiğim en yüksek Mahkeme:

İlahi Adaletin teşrifi bir de bakaya kalan gece men ettiğimden de öte defolu bir nefeste nefsime ettiğim zulüm ertesi ve işte yeniden çiçeklendiğim bazense diklendiğim sehven aşk şifahen salaş bir yürek göğün de kırık kaportasına kondurdum mu güneşi…

Safsata yüklü bu aralar nice insan nice bedel ödenesi değil ötenazi ettiği yalanların dökülen sıvası ve işte döktüğüm o muteber gözyaşı…

Bana yakışan mı?

Sakin ve sevdalı sabrına binaen şükre ve Rabbine itaat eden turuncu güneşin yanık yakası, mehtabın ise dolgun ruhu aynen bebeğine sür veren anne misali süt liman bir güne sığındığım bazense yaralarımın mendireğinin kırıldığı hele ki şair de demişken:

O kuşpalazı bit palası kırık bir sandalyede saklı olsaydı keşke o dördüncü mevkii kırılmakla da eşdeğer kalbin değişmez rotası…

Öncü kuvvetler bir de arkadan gelenler:

Heyhat yüreğim mademki sen de karambole gittin öncem sırtımı sıvazlayan ve sonram andaki hüzne sitayişte bulunan, peşrevi hayli yüklü pervazı yüksek eşleştiğim olmadığı kadar cihanın alaveresiyle ve işte alı al moru mor imgeler bir adım sonrası varsın olsun adım, ölüm varsın kanıksanmasın nazım varsın feveran etsin yürek debdebeli bir aşka da düştüm düşeli içimde saklı sonsuz iyi niyet.

Maviden bir fular.

Tempo tutan o köstekli saat babadan yadigâr.

Kalemimse hayli itaatkâr yoksa nesine gerek yazmadığı kadar kurşun ağırlığında nasıl ki her kuşun da eti yenmez varsın olsun desinler babadan varyemez.

Şimdimi b/öldüm b/öleli.

Kursağımdan asla geçmez yazmaya durduğum şiirin imgeleri.

Kusur.

Ve de sekant.

Belki de bir asra denk düşen bitmek bilmez niyaz.

Tamburum kırık.

Tefim kayıp.

Aşkın hangarında defolu bir iskemle.

Ve de İstanbul’un göbeği sevmeye nasıl ki niyetli yürek…

O halde baştan başlayalım ve de tek tek sayalım tepelerini şehrin tefe konmuş iken de o asi rüzgâr işte minnet etmediğim bol sıfırlı bir yemin sağdıcım aşk soldan sızansa derin bir yas şimdimle yoksun olmadığım dünümden sorgulandığım yarınlarım ve arda kalan tüm yarımlarım bir ben var ki benden içeri dışarıda gezinen o soytarı renkleri azat ettiğimden beri ben en çok beyazı sevdim bir de kaybetmediğim masumiyetimi…

Tembihli bir düşüm babadan: düşün düşün çıkamazken de işin içinden…

Çürük bir nida iken aşkı es geçen ve yanlı bir gerçek kürsüsü k/ayıp; aşk ise bir izlek zemheride saklı ateş misali…

İçin için eriyen gözyaşı değil elbet varsın olsun gizli saklı ve işte kuyunun suyu; kuyunun dibinde iken de na’şı taşın artık hangi deli attı ise en derine kırk akıllının kırkladığı bir dua; kırk haramilerin s/aklandığı bir mağara külliyen yalan, demenin dahi ötesinde ceberut bir gölge misali girmişken de gizlice gecenin koynuna…

Nidalar sönük.

Nirvana sökük.

Sözcüklerse serili kütük misali ne zamanki kalemi alsam elime ve işte oyduğum ve işte oylumum ve işte verdiğim o tek ve geçersiz oyum.

Un ufak bir yürek.

Kaskatı iken de her insan her gerçek.

Renklerse zaafım ne de olsa ben beyazım.

Hüzün teğet geçen sökün eden tren rayından ve vagonları kırık ve kayıp o lokomotif ki dümen misali geçirdi mi de eline zatın tek tesellisi yanlış rotanın da kisvesi.

Süryani bir sevinç.

Ruhani bir vazgeçiş.

Mahşeri kalabalık ve tetikte kokuşmuş iblis ve taptığı nefis…

Bense bir nefes gibi…

Aşk ise ki bir ayraç.

Solgun yüreğiminse zaferi ne de olsa pür-telaş koşmaktayım Rabbime.

Gün geçkin.

Gece şehla.

Ve işte dünde kalan çocuk kalbim varsın addedilsin şüheda.

Sondan başa.

Baştan yarıya…

Telaşla taradığım saçları zemherinin, rüzgâra ise kendi hızımı tek geçerim.

Şahin mizaçlı bir bakış.

Köhne bir lahit.

Kul hakkı yiyenlere lügatim elbet sessizliğimle sabrımla Rabbime yönelişim…

Söz sukut ya da altın.

Sönen ateşin o tek kıvılcımı.

Göğsüme yaslı kalemin dündeki na’şı ve işte yeniden yazmaya başladığımın müjdecisi.

Gönlüme ırak kin ruhuma asla tuzak değil yarınlardaki cenin:

Ha doğdu ha doğacak.

Ha doğdum ha öldüm varsın öncesinde gözlerim çakmak çakmak.

Duygularınsa aryası hani gökte saklı masumiyetin tayfası…

Nazenin bir gölge misali havadan kaptığım nemde saklı iken de alın teri elbet durduk yere umut beslemedim de kendimi bildim bileli.

İman gücüm ve sevgim.

Şimdimden yoksun olmadığım kadar hem dünde hem de yarınlarda rüzgâr gibi eserim öncemden başladığım sonramla göğüs göğse savaştığım belki bir ulak belki bir uyak belki de hayatımda içine düştüğüm o en büyük tuzak yine de dilimden eksik etmediğim:

La İlahe İllallah…

 

 


( Ne De Olsa Ben Beyazım... başlıklı yazı GÜLÜM-ŞİİRİN TEK H/ECESİ İKEN AŞK... tarafından 14.07.2025 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )
Okuduğunuz Yazının Site Kurallarını İhlal Ettiğini Düşünüyorsanız, Site Yönetimine Bildirmek İçin Tıklayınız.
 

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu