
Göğün teselli ettiği aslında buhran
yüklü bir ikramdan çıkarım yaptığım.
Lanet benzeri bir ses; bir kelam; bir
yetemezlik hissi.
Kirli olmayan ellerimi yeniden
şartlıyorum ve göğün pekmez kıvamındaki kıvrımlarında cirit atıyorum.
Aklımın ikmalinde ve seyrüseferinde
evrenin…
Kundaklanan iç sesim; yobaz bir şarkı
ve şahit tuttuğum şahika gölgesi bilinmezin ve kuramların…
Yaşamak için öldür…vahşetin çağrısı.
İndinde hayatın hücrendeki karanlığı
del.
Zaman ve mekan muzip bir Tanrı ve
bileşkesinde bu iki bilinmezin ben çatı katında ömrün bir bir diliyorum aslında
dirilmeye saniyeler kala.
Koğuşumdayım oysaki kundaklandı
yalnızlığım. Aylar var ki gün yüzü görmedim.
Çatallı bir ses.
Bu da neyin nesi?
Atan bir yürek sanki elbette benim
yüreğim…yok, yok, başka bir şeyin sesi bu aslında yürekli bir çağrı ve evet;
çok güçlü çok yakınımda.
Aymazlığında bilinmezin yüzümü görmek
istiyorum.
Ne şehir mefhumu ne de mekan denen
ibare.
Su dolu bir küvetteyim adeta ve ılık
ılık içimdeki sesin ulvi fısıltısında ben bir son diliyorum iyi de başı olmayan
bir hikaye nasıl sonlanır ki?
Pervazındayım ama neyin?
Sakıncaları var: biliyorum, biliyorum
işte. Az sonra infilak edeceğim yoksa infilak etmesi gereken ben değil miyim?
Çok dar çok dar çok…çoğalan bir
gürültü yoksa tıpasını mı açtılar şişenin?
İyi de ben bir şişe cini değilim ki.
Varsa yoksa aymaz bir yorgunluk
oysaki ne yürüdüm ne de…yüzdüğümü kim söyledi?
Yüzüyorsam niye boğuldum?
Boğuldumsa nasıl hala nefes alıyorum.
Göçebe elleri bilinmezin.
Dar çok dar.
İtmeyin! Ne itiyorsunuz?
Şeytan diyor ki…delip geçen bir şey
var aslında bir güç var ve işte kayıyorum kaydırağından…iyi de neyin? Neyin
nesi bu gürültü?
Bir detayda boğulmak istemiyorum
yoksa detayın ta kendisi miyim?
Anne başlıklı bir yazı okudum. Ne
yanılgı!
Ben okuma yazma bilmem ki ya, o
gördüğüm rüya neydi?
İyi de ben uyku nedir, bilmem ki.
Tanrı delirdi sonunda.
Tanrıyı görmek istiyorum aslında
dışarı çıkmak…çok sıcak!
Hayır, çok soğuk!
Çok akışkan.
Suni bir hayat adeta!
İyi de hayat denen ne ola ki?
Hayatta mıyım ben yoksa, yoksa, daha
doğmadım mı?
Ellerini geri çek. Hayır, dokunma
bana.
Asla dokunma.
Kim çekiyor beni?
Başım acıyor ve ayaklarım…
Kan içindeyim.nasıl kanadım ben
şimdi?
Yoksa benim kanım değil mi bunca
sıvı?
Ufacık bedenimden geliyor olamaz
bunca kan ve koku…
Koyu çok koyu burası aslında
karanlıktan bile koyu.
İmdat!
Yardım edin bana!
Canım çok yanıyor!
Bu ses de neyin nesi aslında çok
ılıman bir ses ve yumuşak bir tonu var aslında evet, aslında ben bu sesi
tanıyorum.
Dayanamıyorum, yalvarıyorum son verin
bu acıya!
Kim bu bağıran ve hala beni
çekiştiren o el…kim, kimsin sen?
Ben kimim?
Oh, şükür, dehlizin sonuna geldim.
İşte ışık göründü.
Az kaldı, dayanın, bayan. Derin çok
derinden nefes alın ve sayın ondan geriye.
On, dokuz…
Yedi…
Beş…
İki.
Ve bir!
Müjdeler olsun; nur topu gibi bir
bebeğiniz oldu.
Bakın nasıl da gülüyor!
Oysaki ağlamam gerekirdi.
Bu normal mi doktor? Yani neden
ağlamıyor?
Siz onun yerine zaten ağladınız,
sevgili bayan.
Canım çok yanıyor çok hem de…
Neden o tokadı yapıştırdın şimdi,
mübarek doktor?
Sen vurmadan da ağlardım ben hem ne
olmuş ki: geç olsun güç olmasın.
Merhaba, dünya, ben geldim!