Yeter Ki Kal Bizimle...
‘’Hadi, gel, gel yeter ki çabuk ol.’’
Kollarımdan çekiştiren o güç bir
anlamda ıslah ediyor yoksunluğumu bir yandan da iflah olmaz hayallerimi
kundaklıyor.
İçimin ikramlarında şen şakrak
kahkahalarımı yalıtıyorum, hüzün perdesini çekip uyuttuğum düşlerime de
yakarıyorum biteviye.
‘’Naşımı kim kaldıracak, peki?’’
Aldırmamam gerektiğini belirten o
başını sallayışını bir işaret olarak görüyorum.
‘’Tamam, geldim.’’ diyememenin
burukluğu var içimde. Nüktedan olmalı oysa seyri diyalogumuzun lakin bir
monologdan öteye gitmiyor.
Adamlar dizili az ileride ve
yanlarında kara çarşaflı kadınlar. Bazen de iniltiler çalınıyor kulağıma sonra
duymamış yapıp sadece içimdeki duayı sunuyorum Yaratıcıya.
Duam sadece uyanık kalmam adına yoksa
gümbürtüye gideceğim.
Gitmek zorundayım madem… İyi de gidip
de dönmemek var.
Hangi mevsimdeyiz meçhul zira
gökyüzünü görmemize engel olan bir tavan var tepemde neredeyse iki adam boyu
sen de üç adam peki kadınlar nerede saklı? Çocuk seslerinden de yoksun bu kuru
kalabalık.
Gelip gitmelerle bozmuş aklına sahip
çıkmasını bekliyorum lanet çekim gücünün.
Bir de göremediklerimi
biçimlendiriyorum. Tabanlarım yanıyor oysaki uyuşuk bedenim asla hareket
etmemişken bu yorgunluk neden?
Bir ara fasıl ve az sonra kopacak
kıyameti tetikleyen o sinsi ve tedirgin harf ihlallerim. Demek ki harfler
sebebiyet veriyor bunca gürültüye.
Az ilerde kara duvaklı bir kadın
peyda oluyor ve elinde, bir kolu kopuk bebek benzeri bir cisim. Belli ki dalıp
gitmiş lanet bir gölgeyi arkadaş edinip bir de gözlerini görebilsem.
Zaman geçiyor lakin saatin kaç ya da
hangi ayda olduğumuzun bile hesabını yapamazken yutkunuyorum. Dilim damağım
kurumuş ama elimde de boş bir su şişesi var. İyi de kim içti bunca suyu?
Bir de takatim olsaydı: o zaman
sıvışırdım bu lanet mekândan. Yoksa lanetli olan ben miyim? Kara kuru bir kadın
sokuluyor yanıma ve anlamadığım bir dilde haykırıyor yine de sesine yabancı
olmadığım yanılgısına kapılıp çeviriyorum başımı; göz göze geliyorum ama tek
gözü kapalı, açık olan gözü ise inanılmaz kırmızı. O da sürükleniyor üstelik
nereden estiği belli olmayan rüzgâra ıslık çalıp ve koyuverdiği ölümcül
kahkahayı sadece ben duyuyorum.
Görüp göreceğim ne ki? Ölüm çıksın ki
bu mezardan çıkacağım sahi ölecek olduktan sonra çıksam ne olacak çıkmasam ne
olacak?
Göçebe kimliğimi saklayıp sandıklara
bir de kundaklanan hayallerimi de tıkıp çekmecenin dibine…
‘’Gelemem ben hem gelsem bile kaçarım
gerisin geri sonra da tırnaklarımla kazıdığım dünyam yıkılır başıma?’’
Zaman kadar sırnaşık, yalan kadar da
kaygısız ve diri bir vücut diline gebe tüm davranışlarımla, bihaberim aidiyet
duyguma da çentik attığım o göreceli kalabalıkta bile kendimi yalnız
hissederken.
Üstelik babam doğal yollardan öldü.
Yedi, yedi ve çatladı üstelik bayram ertesi uzun da bir yolculuğa çıkmayı
planlamışken.
Bu da nereden geldiyse aklıma derhal
Fatiha okuyup göndermeliyim ruhuna sonra elbet birileri de bana gönderecektir
ya dualarını ya da beddualarını.
Başım ağrıyor hadi az daha bekleyeyim
elbet gün ışıyacak ben de bulurum elbet bir çıkış yolu.
Şu kadın neden bana öyle baktı ki?
Daha demin geçmişti yanımdan üstelik beni fark etmemişken. Biri ispiyonladı
belli ki.
Karanlık mı içimdeki aydınlığın
maktulü yoksa ben miyim tüm ziyanın tek sorumlusu üstelik un ufak beynimdeki
onca anı?
‘’Teyze’’dememe kalmıyor kadın avaz
avaz bağırmaya başlıyor. Az evvelki kara duvaklı gelin nereye gitti peki hatta
kara smokinli damat adayı ben miydim de geç kaldım?
***
‘’Hadi, gel. Bırak o elindeki bıçağı.
Sadece tut elimi delikanlı.’’
‘’Başlatma şimdi soyundan sofundan.
Az evvel öyle demiyordun.’’
‘’Bir şey mi dedin? Bak, hepsi
aklının oyunu üstelik ailen merak içinde bunca zamandır. Hadi, gel dedim sana.
Gel ki…’’
‘’Gökyüzü nereye gitti birader? Bunca
zaman ben neredeydim peki?’’
‘’Kapat gözlerini delikanlı ve
içinden ona kadar say bil ki gökyüzüne yeniden sahip olacaksın hem daha çok geç
değil sadece…’’
‘’Ölüm çıksın ki sayamam. Saymam da.
En son saydığımda ve gözlerimi kapattığımda… Ölüm çıksın ki.’’
‘’Çabuk olun, bir an evvel koyun sedyeye.
Bitti evlat ama biz de bittik be delikanlı.’’
‘’Ona kadar saydım ama hala gökyüzünü
göremiyorum. Yoksa gerçekten öldüm mü? Tanrı beni affetsin, hem babam gibi
çatlamak da istemiyorum sadece uyumak istiyorum kara duvaklı gelinim gelene
kadar. Azıcık daha verin ne olur, azıcık daha koklamalıyım yoksa nasıl
dayanırım bu zalim dünyaya?’’
‘’Saymaya devam et, evlat, istersen
yüze kadar say yeter ki kal bizimle.’’
‘’Ölüm çıktı mı yoksa?’’
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.