
33 Sene
görev yaptığım okullarda,
daha sonra da sosyal
medyada, edebiyat sitelerinde
defalarca anlattım Büyük
Taarruz ve Başkumandanlık Meydan
Savaşını. Beğenen çok oldu.
Nispeten çok daha
az olmakla birlikte beğenmeyen
de oldu. İşte o
sebepledir ki 30 Ağustos
2025’de 103. Yıldönümünü kutlayacağımız Büyük
Taarruz ve Başkomutanlık
Savaşını bu sene
ben anlatmayacağım. O
savaşın başkomutanı olan
Mustafa Kemal Paşa,
hem kalemiyle hem de diliyle
bizzat kendisi anlatacak.
15-20 Ekim 1927 tarihlerinde
Ulus'taki Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurul Salonunda gerçekleşen ve
yerli ve yabancı basın mensuplarının da katıldığı Cumhuriyet Halk Fırkasının
İkinci Büyük Kurultayı'nda, altı gün boyunca ve toplamda 36 saat 33
dakikada okuduğu Nutukta
Mustafa Kemal Diyor
ki:
‘’Efendiler, düşman ordusunun cephe ve teşkilât durumu ile, ona karşı
Batı Cephesi'ndeki kuvvetlerimizin esas olarak iki ordu halinde kurulup
düzenlenmiş olduğunu söylemiştim. Öteden beri tasarlamış olduğumuz taarruz
plânımızın ana çizgilerini de arz edeyim:
Düşündüğümüz, ordularımızın ana kuvvetlerini düşman cephesinin bir kanadında ve
mümkün olduğu kadar dış kanadında toplayarak, bir imha meydan muharebesi
vermekti. Bunun için elverişli bulduğumuz durum, ana kuvvetlerimizi, düşmanın
Afyonkarahisar yakınlarında bulunan sağ kanat grubu, güneyinde ve Akarçay ile Dumlupınar
hizasına kadar olan alanlarda toplamaktı. Düşmanın en hassas ve önemli noktası
orasıydı. Çabuk ve kesin sonuç almak, düşmanı bu kanadından vurmakla mümkündü.
‘’Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa ve Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa, bu
bakımdan gerektiği gibi bizzat incelemeler yapmışlardı. Hareket ve taarruz
plânımız çok önceden tespit edilmişti.’’
‘’Konya'ya gelmiş olan General Townshend'in isteği üzerine, kendisiyle görüşmek
için, Ankara'dan hareket ederek 23 Temmuz 1922 akşamı Batı Cephesi Karargâhı'nın
bulunduğu Akşehir'e gittim. Savaş plânı üzerinde görüşürken Genelkurmay
Başkanı'nın da katılmasını uygun bulduk. Ben, 24 Temmuzda Konya'ya gittim.
27'sinde tekrar Akşehir'e gelmişti. 27/28 Temmuz gecesi birlikte yaptığımız
görüşme sonunda, tespit edilmiş olan plân gereğince taarruz etmek üzere, 15
Ağustosa kadar bütün hazırlıkların tamamlanmasına çalışmayı kararlaştırdık. ‘’
‘’28 Temmuz 1922 günü öğleden sonra yaptırılan bir futbol maçını seyretmek
bahanesiyle ordu komutanları ve bazı kolordu komutanları Akşehir'e çağrıldı.
28/29 Temmuz gecesi genel olarak komutanların taarruzla ilgili görüşlerini
aldım.’’
30 Temmuz 1922 günü Genelkurmay Başkanı ve Batı Cephesi Komutanı ile yeniden
görüşerek taarruzun şeklini ve ayrıntılarını tespit ettik. Ankara'dan
çağırdığımız Millî Savunma Bakanı Kâzım Paşa da 1 Ağustos 1922 öğleden sonra
Akşehir'e geldi. Ordu hazırlığının tamamlanmasında Millî Savunma Bakanlığı'na
düşen işler tespit edildi.’’
‘’Ordunun hazırlıklarının tamamlanmasını ve taarruzun bir an önce yapılmasını
emrettikten sonra tekrar Ankara'ya döndüm. Batı Cephesi Komutanı, 6 Ağustos
1922'de ordularına gizli olarak taarruza hazırlık emri verdi. Genelkurmay
Başkanı ve Millî Savunma Bakanı Paşalar da Ankara'ya döndüler.’’
‘’Efendiler, taarruz için yeniden cepheye gitmeden önce, Ankara'da yapılması
gereken bazı işler vardı. Daha taarruz emri verdiğimi Bakanlar Kurulu'na da
açıkça bildirmemiştim. Artık onlara resmî olarak haber verme zamanı gelmişti.
Yaptığımız bir toplantıda iç ve dış durumlarla ordunun durumunu görüşüp
tartıştıktan sonra, taarruz konusunda Bakanlar Kurulu ile görüş birliğine
vardık.’’
Önemli bir konu daha vardı. Muhalifler ordunun çürüdüğünden, kıpırdayacak
durumda olmadığından, böyle karanlık ve belirsizlik içinde beklemenin sonucunun
felâketten ibaret olacağı yolundaki propagandalarına alabildiğine hız
vermişlerdi. Gerçi, Meclis'te bu düşünce akımının bıraktığı yankılar, zaten
düşmanlardan fazlasıyla gizlemek istediğim taarruz bakımından yararlıydı. Fakat
bu olumsuz propaganda en yakın ve en inanmış kimseler üzerinde bile kötü
etkisini göstermeye başlamış, onlarda da kararsızlıklar uyandırmıştı.’’
‘’Onları da yakında yapacağım taarruz konusunda ve altı yedi gün içinde
düşmanın ana kuvvetlerini yeneceğime olan güvenim hususunda aydınlatmayı ve
yatıştırmayı gerekli buldum. Bunu da yaptıktan sonra Ankara'dan ayrıldım.
Genelkurmay Başkanı benden önce 13 Ağustos 1922'de cepheye gitmişti.’’
‘’Ben birkaç gün sonra hareket ettim. Hareketimi belirli birkaç kişi dışında bütün
Ankara'dan gizledim. Benim Ankara'dan ayrılacağımı bilenler, burada imişim gibi
davranacaklardı. Hattâ gazetelerle benim Çankaya'da çay ziyafeti verdiğimi de
ilân edeceklerdi. Bunu şüphesiz o vakitler işitmişsinizdir. Trenle hareket
etmedim. Bir gece otomobille Tuz Çölü üzerinden Konya'ya gittim. Konya'ya
hareketimi, telgrafla orada kimseye bildirmediğim gibi, Konya'ya varır varmaz
telgrafhaneyi kontrol altına aldırarak Konya'da bulunduğumun da hiçbir yere
bildirilmemesini sağladım.’’
‘’20 Ağustos 1922 günü öğleden sonra saat 16.00'da Batı Cephesi Karargâhı'nda
yani Akşehir'de bulunuyordum. Kısa bir görüşmeden sonra 26 Ağustos 1922 sabahı
düşmana taarruz için Cephe Komutanı'na emir verdim.’’
‘’20/21 Ağustos 1922 gecesi 1'inci ve 2'nci Ordu Komutanlarını da Cephe
Karargâhına çağırdım. Genelkurmay Başkanı ile Cephe Komutanını da yanımda
bulundurarak, taarruzun nasıl yapılacağını harita üzerinde kısa bir savaş oyunu
şeklinde açıkladıktan sonra, Cephe Komutanı'na o gün vermiş olduğum emri
tekrarladım.’’
‘’Komutanlar harekete geçtiler. Taarruzumuz, strateji ve aynı zamanda bir
taktik baskın halinde yürütülecekti. Bunun gerçekleştirilebilmesi için de
kuvvetlerin yığınak ve hazırlıklarının gizli kalmasına önem vermek gerekiyordu.’’
‘’Bu sebeple bütün yürüyüşler gece yapılacak, birlikler gündüzleri köylerde ve
ağaçlıklar altında dinleneceklerdi. Taarruz bölgesinde, yolların düzeltilmesi
v.b. çalışmalarla düşmanın dikkatini çekmemek için diğer bazı bölgelerde de
benzeri yanıltıcı hareketlerde bulunulacaktı.’’
‘’24 Ağustos 1922'de karargâhımızı
Akşehir'den, taarruz cephesi gerisindeki Şuhut kasabasına getirttik, 25 Ağustos
1922 sabahı da Şuhut'tan savaşı idare ettiğimiz Kocatepe'nin güneybatısındaki
çadırlı ordugâha naklettik. 26 Ağustos sabahı Kocatepe'de hazır bulunuyorduk.
Sabah saat 5.30'da topçu ateşimizle taarruz başladı.’’
‘’Efendiler, 26/27 Ağustos günlerinde, yani iki gün içinde, düşmanın
Karahisar'ın güneyinde 50 ve doğusunda 20, 30 kilometre uzunluğundaki müstahkem
cephelerini düşürdük. Yenilen düşman ordusunun bütün kuvvetlerini, 30 Ağustosa
kadar Aslıhanlar yöresinde kuşattık.’’
‘’30 Ağustosta yaptığımız savaş sonunda (buna Başkomutan Muharebesi adı
verilmiştir), düşmanın ana kuvvetlerini yok ettik ve esir aldık. Düşman ordusunun
Başkomutanlığını yapan General Trikopis de esirler arasına girdi.’’
‘’Demek
ki, tasarladığımız kesin sonuç, beş günde alınmış oldu. 31 Ağustos 1922 günü
ordularımız ana kuvvetleriyle İzmir'e doğru yol alırken, diğer birlikleriyle de
düşmanın Eskişehir ve kuzeyinde bulunan kuvvetlerini yenmek üzere
ilerliyorlardı.’’