
Peygamber sabrına tapıyorum. Göğün
lanetini kovalayan sadece o.
Minnet borcumu taksit taksit ödüyorum
ne de olsa limitimi geçmemeli günahlarım.
Bir tabela var göğe çıkan yolda. İlk
durakta üstümüz aranacakmış sonrası meçhul.
Ağlıyorum.
Hayret doğrusu!
Gözyaşlarım henüz kundaklanmamış ve
kurumamış da.
Kefil olduğum tüm yetilerimi bileyen
Tanrıya olan can borcuma bir de bu eklendi.
Eklem yerleri kanıyor yazamadığım
şiirin. Satırlar kalburüstü.
Zemherileri bekliyor şiirlerim ölmek
için.
Ölüme davetiye çıkaran adama
rastlıyorum ve davetiyeleri nereden temin edeceğimi soruyorum.
Burun kıvırıyor ve zorla da olsa
söylüyor: sağdan sapacağım o sokak ve çıkmazındaki hastane morgu.
Kefenin cebine sığar mı bu
davetiyeler üstelik ben ölüm vakti kargoyu nereden bulacağım ve bunca
parayı-pardon duayı.
Kefil olduğum dualarımla şebeke
suyunu kesmeye geliyorlar mezarlığın. Ölüleri fazla yıkıyorlarmış. Kim ihbar
ettiyse artık…
Ben camiden ayrılmayan o küçük kız
çocuğundan şüpheleniyorum.
Ne zamanki annesi abdest almak için suyu
kullansa akabinde küçük kızı da beş vakit yıkıyor.
Yıkan, yıkan nereye kadar hem?
Göğün kiri ya da kini değil ki bu da
su ile temizlensin.
Hem ölülere de bu kadar su harcamak
çok günah. Dünyada milyonlarca insan varken susuzluktan kırılan…
Bekçi kayıplarda.
Sanırım yine şişenin dibini buldu ve
sızdı mezarlığın hangi köşesinde ise artık.
Çarpılacağım. Ne de olsa ona bunca
içkiyi temin eden benim. İyi de bana söz vermişti babamın mezarını her gün
temizleyeceğim, diye
Çok korkarım ben çok hem de.
Yok, yok, ölülerden değil en çok
babamdan korkmuşumdur ömür boyu. Adam iki seksen yatıyor ama hala rüyalarımda.
Daha dün gece sorguya çekti beni:
Efendim, ben neden ona danışmadan
bunca yazıyı yazıp çiziyormuşum…
E, be adam, bir gün sordun mu sen kızına;
ileride ne olmak istiyorsun, diye.
Bak sonunda bir baltaya sap olamadım
da kaleme köle oldum…tövbe, tövbe bu sefer gerçekten çarpılacak: ben değil hani
elbette suyu kesmeye gelen belediyeciler.
İyi ki iki üç şişe su varda avluda az
sonra öldürdüğüm köpeği yıkayıp…vallahi kötü niyetim yoktu.
Kediyi parçalarken yakaladım melun
hayvanı sonra da vurdum kafasına kürekle. Nereden bileyim öleceğini.
En sevdiğim kediydi her gün yan
komşunun bahçesini deşen ve o mor menekşeler.insan bir gün alır da bir avuç
toprağı ile verir menekşeyi de üç beş tane de bizim saksıda açar.
Aslında o köpeği oraya gömmek vardı
ya.
Düşünsenize kadın çiçeklerini
sularken köpeğin leşine rast gelecek. Sonra seyreyle olacakları.
Bekçiyi uyandırayım da şu köpeği
babamın mezarına gömelim. Olmaz ama olmaz tabii ki de. Ben çok korkarım ama
ölülerden değil sadece babamdan…