Yağmur ıskalıyor h/içliğimi: Durdu
duracak cahil damlalar bense yol yakınken cümleler arıyorum: Önce saptadığım
sonra ise sakladığıma delalet üç beş hüzünlü tümce.
Deseler, diyorum ama demediklerine
kani biraz da yüklü ve hükümlüyüm sanırsın ki kıyamet öncüsü aklımdaki deli
öfke.
Soyutlandığım kümelerin öz alt küme
istemi yoğun hayli aslında kesişim babında birkaç öğe peşindeyim hani hiç de
fena olmazdı şunun şurasında h/içliğimi yıkayacağım: Az biraz arap sabunu ve
bolca su.
Künefe tadında içimin gerginliği: Boş
boğaz bir imge tadındayım ben de, sandıkça sandıklarda saklı çeyizini ölü
gelinin bir de sarktıkça gıdısı tüm dikişsiz suretlerini topladığım onca
ganimet yine okunaklı el yazımdan mütevellit imzam.
‘’Sahi’’ diyor kadının biri hem de
gözlerini dikerek elimdeki market sepetine.
‘’Hepsi sizin mi?’’
Neyin derdiyse gerim gerim gerildiği
belki de son sürat kaçmalıyım alış veriş kuyruğundan.
‘’Şey, benim tek parça. Az izin
verseniz de şunu geçirsem kasadan.’’
Büyütmemeli yine küçüldüğümü
hissediyorum: Mini minnacık bir çocuk adeta hani sanırsın ki çocuk reyonundan
çaldığım üç beş bluzu geçirmişim üzerime üst üste.
Aklım dağınık, sepetin de sapı yok
iyi de nasıl taşıyorum sapı olmayan saksı büyüklündeki günahlarımı-pardon
sevaplarımı diyecektim ne de olsa duasını alıyorum kuyruktaki telaşlı kadının.
‘’Geçiniz hanımefendi.’’
‘’Pişt, pişt!’’
‘’Evet, neydi maruzatınız?’’
Kasadaki kadın belli ki anlama özürlü
yoksa ben mi dedim de bir şey dürtüklüyor beni peşi sıra?
‘’İzin almanız lazım.’’
‘’Ne için?’’
‘’Geçiş hakkı sizin değil ki devir
teslim yapıyorsunuz.’’
Maun suratlı adamdan geriye kalan üç
beş somurtuk cümle…
‘’Beynamaz kadın nedir o sepetinde?’’
‘’Peynirin yanına kavun aslında
rakının yanına peynir hem…’’
‘’Tövbe de bre kâfir: günah hem de
nasıl.’’
‘’Peynir mi kavun mu yoksa?’’
‘’Bak, unutmuşsun.’’
‘’Neyi bey amca?’’
İfrata kaçmak bu olsa gerek bense
hala küçülüyorum daha küçük çok daha küçük ve sonunda görünmez oluyorum.
Kaçmalıyım tamamen yok olmadan.
‘’Nereye gitti bu sepetin sahibi?’’
‘’Sıradan çıkmayın bayanlar baylar.’’
Kel alaka bir mecra yine peşi sıra
cümle özürlü hezeyanlarımı biriktirip makinede kuruttuğum h/içliğimin en
yumuşak hali…
‘’Üç paket un alırsanız bir paket
vanilya marketimizin ikramıdır efendim.’’
Aman Allah’ım herkes ne kadar kibar bir
o kadar uysal.
Yumurta da alsaydım keşke bir de tuz
ruhu belki de bir adet fare kapanı iyi de bizim evde tek fare dahi yok aslında
bizim ev de yok ve aslında biz de yoğuz hatta yokluk bile firarda.
H/içliğimi avutuyorum.
Sepetimin peşindeyim aslında sepet
benim peşimde ya kuyruktaki o peşin hükümlü amca?
Tekerrür eden kuyruklar ve laf
salatası bir işkence yine unutulmuşluğun şarkısı mademki unutulduk şarkı da mı
unutuldu iyi de şarkı unutulduysa kim söylüyor?
Deprem oldu sanıyor oysa annem
sanırım unutulmuşluğumda beni tek hatırlayan şarkı kadar sıra dışı bir gün tüm
eprimiş ve bayat tümceleri sıraya dizme istemim.
‘’Hayırdır?’’
Yoksa evet, diye mi cevap
vermeliydim? Öyle ya artık, şıklar bile ikide toplandı tıpkı yorgun ülkemin
mamur gözleri gibi. İptidai bir yanılsama da mı çekincelerimi örtüyor
h/içliğime yoksa bir üçüncü şık daha var da ben mi görmüyorum?
‘’Ve bu şarkı sevgili yabancıya
gidiyor. Sahi neydi adınız gizemli bayan?’’
‘’Bir ihtimal daha var, o da…’’
‘’Üzgünüm, hat düştü ve evet, telefondaki
diğer dinleyicimiz…’’
Maruzat bellediğim mi gerekçemin
olmadığı bir sunum mu yoksa iç sesimin bendinde ben hala bir özne olmaktan aciz
iken.peşin hükümlü kim ise girsin sıraya.
Elimdeki-pardon evimdeki-torbalara
göz gezdiriyorum. Hepsi tıknaz ve doğaya düşman.
Dizlerimin bağı çözülür çözülmez
belli ki fısıltı babında ben sadece avunacağım duymazlığın ve aymazlığın
gölgesinde h/içlik kıvamında.
Poşetleri boşaltıyorum ve
yerleştiriyorum bir bir.
Şıklar ç/ürüyor tıpkı bağnaz
tutumların mağdurları iken biz aklı evvel faniler.
Unutmuşum hem de en önemlisini yine
de söylemeye dilim varmıyor ve kapının vurulması ile mıhlanıyorum olmayan
aklımın karanlık koridorlarında bir nida iken aslında içimdeki yakarışın
Tanrı’ya sunumunda bayat bir tebessüm yine asılı kalmış endamlı bir gölgeden
nasiplenen…
Olmayan ve olmayacak olanın yokluğunu
ters yüz yapıyorum ve dışımın geçirgenliğini yine içimin öl(ç)üsünde bir de
tebeşirle çizilmiş bedenlerin etrafında akıl tavafta iken yeter ki tüm
h/içlikler varlık denen mefhum ile yüzleşsin henüz ölüm gelmeden.