Son Dağın Yolcusu
Dağdan endişeyle indi
Adımların ağır sorumluluğu taşırken zorlanıyordu. 
Omuzlarındaki emanetin ağırlığı dizlerinde derman bırakmamıştı. 
“Yoksa ben mecnun mu oldum?” diye endişelendi
dayanılmaz bir bıçak sırtı acısıydı bu

Ne yöne baktıysa, o vardı
Sözün kanatları 
bütün yönleri, 
bütün ufukları kapatıyordu. 
Son dağın yolcusu, 
bütün zamanları kuşatan sorularla çıkmıştı dağa. 
Cümle vicdanı kanatan sorgulamalarla 
vurmuştu kendini yokuşa. 
Susuzluğu ne kadarsa, 
o kadar büyük bir pınar sunuldu dudaklarına. 

"Oku…" diyor Rabbi insana.
Ki okumak anlam aramaktı
Okumak, harflerin sıralanışını anlamlı bulmaktı
Okumak, parçaları anlamlı bir bütün haline getirmekti 
Okumak, şeyler arasında anlamlı bağ kurmaktı 
Okumak, varlık taneciklerini anlam ipine dizmekti

"Oku, yaratan Rabbinin adına oku…" deniyor insana.
Bu yeniden var oluş daveti. 
Varlık karşısında düşünme çağrısı. 
Bilinçli olma sorumluluğunu hatırlatış. 
Kâinatın gözbebeğini açma teşebbüsü. 
Varlığın yüzüne şuurun ışığını düşürme girişimiydi.

"Seni yaratan Rabbin, seni okumak üzere yarattı" 
demeye geliyordu bu cümle.
Seni hiç yoktan var eden, 
hiç yoktan var ettiği bu kâinatın 
okuyucusu olarak seçti seni.
Sensin bu ihtişamın muhatabı.
Sensin bu güzelliğin takdir edicisi.
Sensin bu varlık sürprizinin hayret edicisi.
Sensin bu sonsuz iyilik buketinin adresi.

"Oku!"
Belli ki okunmaya değer bir tablo var insanın karşısında. 
Belli ki Hira'ya yürüdüğünü
okunmaya değer biri olduğunu biliyor. 
Belli ki razı değil 
insanın bu tabloya sessiz kalışına. 
Belli ki hoşnut değil 
anlamayla mukabele etmemesine.

Okumalı insan. 
İnsan kalacaksa insan, okuyor olmalı. 
Çünkü varlığın anlamını çözmeyen insan anlamsız kalır. 
Çünkü anlamsızlık insanın kaybedişidir. 
Çünkü anlam kaybı insanın kaybedilişidir. 
Çünkü anlamsızlık insanın ölümüdür. 
Anlamsızlık insanın yeryüzündeki varlığının boşa çıkışıdır.

Ey insan, 
kâinat bir kitap; her parçası yerli yerinde. 
Dağ ile ova, yer ile gök, yıldız ile ay, gece ile gündüz 
senin okuman için yan yana.
Hiçbir şey boş yere değil. 
Sıralanışlar tepeden tırnağa söz. 
Her şeyin bir yeri var, 
her yer için bir şey var. 
Yönelişler anlamlı, duruşlar yerli yerinde. 

Ahengin ete kemiğe bürünüşü varlık evi. 
İhtişam tablosu. 
Güzellik şahikası.
İlk söz, insanın aklına eğiliyor. 
İnsanın değerinin altını çiziyor. 
İnsana verilen şerefli rolü hatırlatıyor. 
Bilinç sahnesinde yer almanın sorumluluğunu uyandırıyor.
Kâinat okumaya değer bir manzara; 
sen de anlamlı bir nazar sahibisin. 

Ey insan, 
tüm varlığı anlamlı kılmak senin işin. 
Muhatap olduğun ihtişama 
hayret etmen bekleniyor senden.
Gördüğün hesapsız iyiliğe 
minnet duyman umuluyor.

"Burada kalmayacaksın!" demektedir Rabbi insana. 
Ümidim var senden, 
ümit kesme rahmetimden diye hatırlatmakta. 
Böylece dünya darlığından 
Rabbi’nin yanına varıyor insan hece hece. 
Hira'nın sancısı 
zamanın içine bir kutlu dava düşürüyor.

Sen hayret bakışısın âleme. 
Sen minnet duruşusun iyilik yağmurlarına. 
Ki sen eşyaya ille de bir anlam ararsın. 
Her şeyi birbirine bağlarsın. 
Yalnız değilsin âlemde. 
Bu dar dünyadan ebediyet çıkaracaksın. 
Bu aşağı yerden 
başını uzatıp sonsuzluğun ufkuna doğacaksın.

Bak ki Rabbin seni muhatabı seçti. 
“Oku, seni severek yaratan Rabbinin adına oku.” 
Demek insan Hira zirvesinde bulacak aynasını. 
Kendisinden umulanı Hira seslenişinde bulacak. 
Sessizliğinin göğsüne,
Hira'nın hatırını kalp diye koyacak. 

Hira yolcusunun 
kalbine yük ettiği soruların 
cevabında görecek yüzünü. 
Hira'nın gecesinden ebedi sabahlar çıkaracak kaderine.
Hira'dan elçi olarak ineceksin sen  
Ey Muhammed… 
teselli bulacak mahzun kalbin. 

Yar arayacak ağlayan ruhuna. 
Hira'da bulduğunun yitiğin olduğunu 
az çok anlayacaksın, 
er geç fark edecek.
Burada kalmayacaksın! demektedir Rabbin sana 
Ümidim var senden, 
ümit kesme rahmetimden diye hatırlatmakta. 

Böylece dünya darlığından 
Rabbinin yanına varıyorsun hece hece. 
Hira'nın sancısı 
zamanın içine bir kutlu doğum düşürüyor.
Doğum devam etmekte. 
Senin son dağdan inişinin endişeli kalp sesleri 
göğsümüze emanet. 
Nabızlarımızı o an’ın kalbi dolduruyor
Ya Muhammed…

Müjdelenen
Yer ve gökler gün doğumunu bekleyen insan gibi 
bu kutlu doğumun sabahını bekliyor
Kutlu doğumun sabahı, 
işte o cana can katan sabah,
işte o mutlu ve kutlu saat, 
işte o mesut andır bu gece, 

Ölümden sonra dirilme, 
bir müjdedir. 
Diriliş bir müjdedir. 
Haksızlığa uğrayan için bir müjdedir.
Allah’ın yaratıcılık sırrı 
ve aşk, varoluşun temel müjdesidir.

redfer

( Son Dağın Yolcusu başlıklı yazı redfer tarafından 27.09.2025 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )
Okuduğunuz Yazının Site Kurallarını İhlal Ettiğini Düşünüyorsanız, Site Yönetimine Bildirmek İçin Tıklayınız.
 

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu