Her Şeye Rağmen Gülümsemeyi Öğrendik
Aşk diyorsunuz ya,
Umutsuzca beklenen, tırnakla kazınan,
Bazen bir tütün tabakasında,
bazen bir çay bardağında demlenen...
Bizim aşkımız öyle ucuza satılmadı pazar yerlerinde.
Yırtık ceplerimizde sakladığımız o kutsal emanet,
Leke tutmaz bir kumaş gibi korundu o fırtınalarda.
Sizin parıltılı salonlarınızda unuttuğunuz o ruh.
Burada, bir gaz lambasının titreyen alevinde,
Bir öksüzün gözyaşında,
yeniden can buluşunu öğrendim.
Şimdi varsın kurusun mürekkep,
varsın kapansın defterler;
Biz o kenar mahallelerin çocuklarıyız artık.
Gökyüzünü avuçlarında taşıyan o yoksulların gözlerindeyiz,
Gecenin en kuytu, en unutulmuş yerindeyiz.
Aşkı yoklukta bulduk
Memleketini, milletini sevmeyi bu yollarda düşe kalka,
Ama başımız hep dik,
yürüyerek öğrendik.
Sizin hiç sezmediğiniz, sezmeyeceğiniz
Bir gizli defineymiş bu ömür, meğer yanılmışım.
Yüksek uçan kuşların gölgesini saadet sanıp,
Yıllarca o mağrur tepelerin seraplarında uyanmışım.
Oysa asıl dünya,
o sokağın köşesindeki kırık taburede,
Bir eskicinin yüzündeki derin çizgilerde gizliymiş.
Zamanı altın saatlerle ölçenler bilmez;
Burada hayat, bir annenin "ekmek sıcak" deyişiyle başlarmış,
İçine girince, o sıcağa dokununca öğrendim.
Aşk diyorsunuz ya,
Göz kamaştıran ışıkların altında sergilenen o yapay oyun...
Bizim öğrendiğimiz aşk, o loş koridorların,
O sırt sırta vermiş ahşap evlerin sabrıdır.
Rutubetin bile kokusunu güzelleştiren bir sadakat,
Yokluğun ortasında bile eksilmeyen bir berekettir.
Sizin o hiç uğramadığınız kenar mahallelerde,
Aşk, bir hırkayı iki kişi giymek,
Ve üşürken bile şükredebilmektir, bildim.
Biz öyle öğrendik.
Her gün, yeni bir sabahtır bize.
Kevser’i avucumuza dolduran o çamurlu yollar,
Bizi İrem bağlarının en has bahçıvanı yaptı.
Varsın yırtık olsun ceplerimiz,
varsın perişan görünsün halimiz;
Kalbin nabzını o sokaklara taşıdığımızdan beri,
Gecenin bittiği yerde duran o büyük aydınlığız artık.
Saatler burada nihayete erer belki,
Ama o çamurda açan gülün kokusu,
Biz nefes aldıkça bu dünyada kalacak,
Biz öyle öğrendik.
Sizin hiç bilmeyeceğiniz o büyük sırla,
Şimdi perdeleri kapatma vaktidir .
Biz kelimeleri süslemek için değil,
O sokakların dumanı tüten bacalarına,
O mahzun bakışlı çocuklarına şahit olmak için yazdık.
Kevser’i de gördük, İrem bağlarını da;
Ama en büyük mucizeyi,
insanın insanı incitmeden sevdiği
O tenha ve yoksul sofralarda öğrendik.
Aşk diyorsunuz ya,
İşte o, son nefeste bile lekesiz kalan tek şeydir.
Varsın üstümüz başımız o mahallenin çamuruyla dolsun,
Varsın adımız fukara,
Halimiz perişan yazılsın şiirlerde;
Biz, kalbimizin ucunu o sokağa bıraktığımız gün
Dünyanın en zengin, en temiz insanı olduğumuzu öğrendik
Gecenin en ucunda,
o ıslak gül yaprağının üzerinde,
Alın teriyle yıkanmış bir hakikat parıldıyor şimdi.
Söz biter, yollar kısalır, şehir uyur...
Ama o çamurlu yollarda yürüyenlerin,
Aşkı yırtık hırkaların içinde büyütenlerin hikâyesi,
Bu gök kubbe çökene kadar bitmez, bitmeyecek
Biz böyle öğrendik
Sizin hiç geçmediğiniz, geçmeyeceğiniz
Sokaklardan geçtim.
Yalınayak basılan taşların soğukluğunu,
Rutubetli duvarlarda açan umut çiçeklerini öğrendim.
Gözyaşının kimyası aynıdır derler ya, yalan;
Kenar mahallelerin gözyaşı daha koyu,
daha ağır olurmuş,
Kirpik uçlarımdan düşünce öğrendim.
Aşk diyorsunuz ya,
Plaza katlarında, şık masalarda konuşulan,
Üzerine parfümler sıkılmış o steril duygu...
Benim öğrendiğim aşk,
Fabrika çıkışı bir tulumun ceplerinde saklı.
Nasır tutmuş ellerin titreyerek tuttuğu,
Bir somun ekmeği bölüşürken
duyulan o kutsal sızıyı öğrendim
Sizin hiç duymadığınız, duymayacağınız
Kuşlar uçuyor şimdi içimde.
Kanatları tel örgülere takılmış,
Ama inadına gökyüzü, inadına mavi...
Kevser’i de bildim artık, irem bağlarını da,
Ama cenneti uzaklarda aramıyorum dostum;
Cennet, o çamurlu yolların sonunda,
Yırtık ceplerinde birbirinin elini ısıtan
O perişan insanların kalbindeymiş,
Geç de olsa,
yanarken öğrendim.
Sizin hiç görmediğiniz, görmeyeceğiniz
Şafaklar söktü bu izbe odalarda.
Güneşin bile uğramaya utandığı,
Rutubet kokan, tavanı akıtan evlerde ,
o dar sokaklarda ,
Dünyanın en fiyakalı umutlarını büyüttük biz.
Vitrin camlarında seyrettiğiniz o parıltılı hayatlar,
Bir çocuğun çamurlu ayakkabısından sızan
O gururlu asalet kadar parlayamazdı,
En başta onu öğrendim .
Aşk diyorsunuz ya,
Yaldızlı defterlere yazılan süslü cümleler...
Benim bildiğim aşk,
Gece yarısı çöpleri karıştıran bir annenin
eve götürdüğü ekmekte,
Tezgâh başında sabahlayan bir babanın
dualı gözlerindedir.
Öyle hırpalanmış, öyle hırçın,
Ama bir o kadar da saf ve lekesiz...
Sizin o yüksek tepelerinizden bakıp da "fukara" dediğiniz,
Aslında gönlü saraylardan zengin olan insanların
Gözbebeklerinde saklıymış hakikat,
geçte olsa onu öğrendim.
Şimdi varsın dökülsün yapraklar,
Varsın fırtına kopsun o tenha mahallelerde.
Biz yangınları gül bahçesine çevirenlerin soyundanız;
Başı dumanlı dağlar da bizimdir,
Pınarların en duru damlası da.
Çünkü biz, aşkı o çamurlu yolların perişanlığında bulup,
Gecenin en karanlık ucunda,
Alnımızın teriyle, kalbimizin sesiyle
Bambaşka cümleler kurmayı öğrendik.
Sizin hiç duymadığınız, duymayacağınız
Bir ihtilal koptu bu sessiz kenar mahallelerde.
Sokak lambalarının sarı ışığı altında,
Gölgesi boyundan büyük adamların,
Dünyayı omzunda taşıyan kadınların sustuğu yerde...
Siz şehrin meydanlarında yankılanan sesleri dinlerken,
Ben o kerpiç duvarların arkasındaki tevekkülü,
Her şeye rağmen hayata gülümsemeyi,
o mağrur edayı öğrendim.
redfer
https://www.youtube.com/watch?v=bf9I7ieWZgA
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 6
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.