Serbest Kürsü / Atölyeden Çıkanlar
Eklenme Tarihi : 22.10.2025Şiir Gecesine Davetiye

“Kelimeler Geceye Akıyor”
Sevgili şairler
Bu gece, kelimeler
susmayacak. Şiirler dile gelecek, kalpler konuşacak.
Sizi, mısraların arasında
kaybolmaya, bir dizede kendinizi bulmaya davet ediyoruz.
Yer: [Etkinlik Mekânı] (Google
Maps’te “duygusal çöküş” yazınca çıkan yer)
Tarih: [Tarih] (Ay tutulmasıyla çakışmıyor,
rahat ol)
Saat: [Saat] (Şairlerin uyanık olduğu saat: ne
erken ne geç, tam “hüzün vakti”)
Yanında bir şiir, bir
tebessüm ve bolca ruh getirmeyi unutma. Mikrofon bizde, ilham sizlerde.
Not: Şiir okumasan da
olur, ama dinlememek ayıp olur. (Yoksa seni “kafiye dışı” ilan ederiz)
Gecenin sonunda belki bir
mısra senin olur… (Ya da en azından bir çay ve iki gözyaşı)
Konuşmacı Ben:
Hoş geldiniz sevgili
kelime sevdalıları,
Bu gece, kadehler değil
kalpler dolacak. Şiirler içilecek, ama sarhoşluk duygudan olacak.
Mikrofon burada, cesaret
sizde. İster kendi yazdığınız bir şiiri okuyun, ister yıllardır kalbinizde
yankılanan bir dizeyi paylaşın. Unutmayın, burada kimse “kafiye tutmadı” diye
yargılanmaz. Ama “duygusuz okudu” diye hafifçe burun kıvrılabilir. Bu gece,
kelimelerle dans edeceğiz. Belki bir dizede ağlayacağız, belki bir mısrada
kahkaha atacağız. Ve en güzeli: belki de bu gece, bir şiir sizinle eve dönecek.
Hazırsanız, kalemler sustu, kalpler konuşuyor. Şiir başlasın!
Konuşmacı olarak Ahmet
Zeytinci:
Hoş geldiniz, kalbiyle
düşünenler… Bu gece, kelimeler tenimize değil, tenimizin altına dokunacak. Aşkı
konuşacağız, ama sadece gül bahçelerinde değil; ayrılığın, özlemin, bekleyişin
gölgesinde de. Şiirlerimiz, bir bakışın içinde kaybolan cümleler olacak. Belki
bir mısrada âşık olacağız, belki bir dizede terk edileceğiz. Ama her hâlükârda,
kalbimiz biraz daha büyüyecek.
Mikrofon burada, cesaret
sizde. Ve unutmayın: Aşk, bazen sadece bir virgülde saklıdır…
Şiir Menüsü (Romantik
Tadım):
“İlk Bakış” – Aşkın ilk
kıvılcımı, göz göze gelmenin şiiri
“Sana Yazamadığım Mektuplar” – Sessizce
sevmenin mısraları
“Geceye Fısıldanan Aşklar” – Ay ışığında
yazılmış dizeler
“Kalp Atışıyla Ölçülen Zaman” – Her kalp atışı
bir hece
Melankolik Ton – “Sessizliğin İçinden Gelen
Şiir”
Açılış Konuşması: Yine
Ben
Hoş geldiniz, biraz
eksik, biraz yorgun ruhlar… Bu gece, suskunluklarımız konuşacak. Şiirlerimiz,
içimizde biriken yağmurları serbest bırakacak.
Ağlamak serbest, gülmek
zorunlu değil. Ama bir dizede kendinizi bulursanız, bilin ki yalnız değilsiniz.
Bu gece, kelimelerle
sarılacağız birbirimize. Çünkü bazen bir şiir, bir omuzdan daha çok teselli
eder.
Şiir Menüsü (Melankolik
Tadım):
Yağmurun Hatırası” –
Islak kaldırımlarda yürüyen yalnızlık
“Kırık Saatler” – Zamanın durduğu yerden
yazılmış
“Sustukça Büyüyen Şeyler”
– Söylenemeyenlerin şiiri
“Kendime Mektuplar” – Aynaya yazılmış iç
döküşler
3. Coşkulu ve Mizahi Ton – “Kafiye Tutmazsa da
Olur”
Açılış Konuşması: Sami
Biberoğlu
Hoş geldiniz, kelime
cambazları ve gönül akrobatları! Bu gece, şiir ciddi olmak zorunda değil.
Kafiye tutmasa da olur, anlam kaçsa da olur. Yeter ki kahkahalar tutmasın!
Şiirle, dans etmek
mecburi.
Mikrofon sizde, sahne
sizin. Unutmayın: En iyi şiir, en içten olandır. (Ve en komiği, en çok alkış
alır.)
Şiir Menüsü (Mizahi
Tadım):
“Makarnaya Ağıt” – Son
lokmayı kardeşiyle paylaşamayan bir şairin dramı
“Çorapların Eşini Ararken” – Kaybolan
çorapların gizemli hikâyesi
“Market Aşkı” – İndirim
reyonunda başlayan tutkulu bir bakışma
“Kedim Benden Soğudu” – Trip atan evcil
hayvanlara ithaf
Açılış Konuşması: Mehmet
Fikret Ünalan
Hoş geldiniz, kalbinin
ritmini kelimelerle anlatmaya cesaret edenler… Bu gece, aşk konuşacak. Ama
sadece güllü bahçelerde değil; ayrılığın kıyısında, özlemin ortasında, sessiz
bir bakışta da. Aşk, bazen bir “merhaba”da başlar, bazen bir “hoşça kal” da
büyür. Ve biz, bu gece o büyüyü kelimelerle paylaşacağız. Mikrofon burada, ama
sahne kalbinizde. İster bir şiir okuyun, ister bir hikâye anlatın, yeter ki
içten olsun. Çünkü aşk, en çok içtenliğe âşık olur. Bu gece, belki bir mısrada
âşık olacağız, belki bir dizede terk edileceğiz. Belki de sadece bir kelimede
kendimizi bulacağız. Ama ne olursa olsun, bu gece kalpler konuşacak ve aşk,
sessizce dinleyecek. Hazırsanız, kelimeler kalbe doğru yürüsün. Şiir başlasın.
Şair-i Al Dente
Ey makarna, soframın
sadık yoldaşı,
Ne et ne tavuk, senin
gibi doyurmazdı açlığı.
Kaynar suya attım seni
umutla, Biraz tuz, biraz yağ…
Aşkın tarifi buydu
aslında.
Ama ne olduysa o anda
oldu,
Telefon çaldı, ben
daldım…
sen fazla piştin,
hayallerim, lapa oldu.
Sosun hazırdı, parmesan
bekliyordu,
Ama sen…
sen artık bir hamur
yığınıydın.
Ağladım.
Çünkü sen sadece bir
karbonhidrat değildin.
Sen, yalnız gecelerimin
sıcak kucağıydın.
Ey makarna, Seni çöpe
atmadım.
Seni kalbime gömdüm.
Ve söz veriyorum:
Bir dahaki sefere
zamanlayıcı kuracağım.
Çünkü bazı kayıplar,
mideye değil…
doğrudan kalbe dokunur.
Kaybolmuş Kafiye(Mahlası
bu)
Çorapların Eşini Ararken
Sabah oldu, gözlerim yarı
açık,
Ayaklarım üşüyor, durum
biraz trajik.
Sol çorap elimde,
sağ yok ortada,
Sanki gece kaçmış,
başka bir rüyada.
Çamaşır sepeti mi, yoksa
Bermuda üçgeni mi?
Her yeri aradım,
bulamadım izini.
Biri çiçekli, diğeri düz
siyah,
Giydim ikisini, dedim
“moda bana ne yapar ah!”
Ev halkı güldü, kedi bile
tiksindi,
Ama ben direndim,
çorapsızlık yıkmaz beni!
Ey çorap, sen sadece bir
tekstil ürünü değilsin,
Sen, sabah mahmurluğumun
en büyük krizisin.
Belki bir gün döner,
belki bir gün bulunur,
Ama o güne kadar… çift
olmayan çoraplar da çoraptır!
Sami Biberoğlu Sahnede
Aradım Sevdiğimi,
Bulamadım
Aradım sevdiğimi…
Önce Instagram’da,
sonra eski mesajlarda.
Sonra dedim ki:
“Belki markette
karşılaşırız.”
Ama o hep indirim
reyonundaydı,
ben tam fiyatlıydım.
Kalbimi açtım, kimse
girmedi.
Belki kapı zili bozuktu,
belki kimse cesaret
edemedi.
Sonra düşündüm,
belki ben de gülecek biri
değildim.
Ama sonra kahve içtim,
geçti.
Aşkı sordum Google’a,
“Yakınlardaki romantik
restoranlar” dedi.
Ben şiir istedim, o
rezervasyon önerdi.
Aradım sevdiğimi…
Belki o da beni
arıyordur,
Ama ikimiz de uçak
modunda’yız.
Kalbim hâlâ açık,
Ama artık Wi-Fi şifresi
değişti.
Ve evet, hâlâ yalnızım.
Ama en azından çoraplarım
eşli.
Alkışlarla salon
yıkılıyor…
Sahnede Mehmet Fikret Ünalan
Adaşım:
İlk Bakış
Göz göze geldik…
Ve dünya bir saniyeliğine durdu.
Trafik sustu, telefonlar sessize alındı,
Kalbim ise tam
tersine:
Bildirim yağmuruna tutuldu.
Onun gözlerinde bir şey vardı,
Belki bir evren,
Belki bir kahve molası.
Ama ben orada kalmak istedim,
En azından bir ömürlük kiralama.
İlk bakıştı bu…
Ne tanışma vardı, ne konuşma.
Sadece bir “merhabayla” tanışma.
Kalbim, o an onu tanıdı.
Beynim hâlâ “kim bu?” diye sorgularken,
Kalbim “bu o!” diye
bağırıyordu.
Sonra sen gülümsedi.
Ve ben, hayatımda ilk kez bir mimiğe âşık oldum.
İlk bakıştı bu…
Ama belki de son olmayacaktı.
Çünkü bazı bakışlar,
Gözden değil, gönülden gelir.
Salondaki şairler sessizce gözyaşlarını döker Nevin Yenge
adaşımı alnından öper, ben ve Ahmet kardeşim mendil dağıtırken bir ara verelim
çay molası sonra devam ederiz.
Mehmet Aluç