Çoktan Seçmeli Bir Sınav Değilken Hayat...
Mevsimin uyruğu ne ola ki?
Yoksa melankolik bir göç mü içimde
tasarladığım ve hırpalandığım kadar da hizaya getirmek adına duygularımı elbet
öncesinde düşüncelerimden bir t-tablosu inşa edeceğim.
Havanın neminde asılı gözyaşlarım
yoksa tam tersi mi?
Yoksa acılara idmanlı olmamdan mıdır
sessizliğe düşkünlüğüm ve kanattığım kadar günü kandığım bir masal gibi içimden
firar ettiğim.
Özrümü dahi sunmazken hayata ve
özveri ile yaşarken imkânsız kılınan her şey adına kaderime müteşekkir olduğum
yoksa nasıl dayanırdım hayata nasıl mı baştan başlar koca hayatı heba etmenin
üstüne içtiğim bardak bardak soğuk suyun sözcüklerimi üşüttüğü nasıl da aşikâr.
Bir nebze de olsa değişebilsem ya ve
gecenin akan burnunda nöbete durduğum bir bir infilak ederken kalbimdeki yanardağın
püskürttüğü lav misali kimi insan bir anda lal olup ben de düşlerimin ve
hayallerimin lalası iken.
İmleci mevsimin.
Parşömen kâğıdı belki de geceyi
paketlediğim ve derin dondurucuya koyup bir sonraki günün hazırlık aşamasında
hizaya gelsin diye ruhumun emsalsiz patavatsızlığı ve içimden geçenleri
savurmak bir bir ne de olsa kızgın ve yalnız bir güneşim ben.
Ekimde mi saklı sahi tüm hikâyem
elbet her mevsime ricada bulunduğum ve göğün dokusunda saklı iken ruhumun
bulutları.
Refüze edilme ihtimalim değil de
üstelik bilakis inkâr edildiğim ve görünmez bir hayalet iken içimin duvarlarına
düz duvarlarına tırmanma isteğim ne de olsa bitimsiz bir umut ve coşku esir
almış beni ve gecenin tutulan nutkuna kalemle makyaj yapıyorum ve özel
hayatımda asla haz etmediğim tüm makyaj malzemeleri ile ruhumu bir
güncelliyorum bir sıfırlıyorum hafızamı.
Unutmak istediklerim bazen can
çekişen geceye ikramım elbet artık geçmişte yaşamak gibi bir kaygım da yok ve
korkum da: daha doğrusu korktuğum bir Allah’ın kulu yok olmazken de ne öncemde
ne yarınımda sevecen bir rötuşla geceyi aydınlık kılıyorum.
Karanlıksa çok göreceli ve görgülü de
ve düşlerden bir saç örüyorum ve en yakışanı üstüme geçiriyorum elbet ruhumun
raflarında yatan anılardan ve kitaplardan bana sunulan binlerce cümleyi yazmak
adına kendimle ve zamanla yarışıyorum ve öylesine keyif alıyorum ki.
Hazanın resitali az evvel sona erdi
ve havaya duyduğum ihtiyaç ve sevgi ile balkona çıkıp alabildiğine ıslandım
Ekimin bu soğuk gecesinde eğilmeden bükülmeden yaşıyor ve yazıyor olabilmenin
verdiği kâh coşku kâh huzurla çatı katına saklanıp ruhumun tozunu attırdım toz
duman eden kaderse ben de tozlu yüreğimle defalarca yer değiştiriyorum tabiatın
ikramı hangi duygu ise muhtevasına başka başka sözcükler ekliyorum.
Bir kıpırtı gözüme ve kulağıma
çalınan sadece açık kalan pencerenin homurtusu ve diskalifiye ettiğim diğer
pencereleri de açma isteği ile geceyi cennete çeviren iç sesim ve gecenin
tasviri ile adeta boyutlar arasında yolculuk yapıyorum.
Manen güçlüyüm.
Duygusal anlamda ise çok kırgın belki
de kendime kızgınlığımı dindirmek adına dış sese kulak kabartıyorum ve gecenin
teninde zikreden düşlerden ve gölgelerden harmanladığım bir dünya iken
kabrimden uzakta bir fasıla belki de havsalamdan taşan cinnet ve cennet eseri
nice detayda buluşup da kendimle ve kendiliğinden kalem sayfaya iz düşüp beni
de merakta bırakan iken kalemin ne yazacağını bilmezken ve heyecanla yeni
yazımın doğumunu merakla beklerken.
Hayatımın her döneminde illa ki bir
şeyleri ve birilerini beklediğim.
Eğitim hayatımda sınav sonuçlarını.
Çalıştığım dönem girdiğim hiçbir
işten memnun kalmayıp yeni arayışlarda bulunduğum ve bu uğurda mesleğimi çöpe
atıp düştüğüm okul yolu ve en sevdiğim: amfinin en önünde otururken bir yandan
da bölüm başkamın gözde öğrencisi sıfatıyla bir akademisyen titrinde koca
amfiyi dolduran öğrencilere seslendiğim ki çoğu yaşıtım iken bense sınavlarda
göz açtırmazken haşarı öğrencilere ve kopya çekerken yakaladığım o son sınıf
öğrencisi adeta kelli felli bir adam izlenimiyle gözlerime bakıp da:
‘’Hocam ne olur görmeyin. Ya
fakülteden mezun olacağım ya da köyüme dönüp çobanlık yapacağım.’’
Ah, sevgili öğrenci varsa böyle bir imkân
o köye asıl ben gitmeliyim…
Elbet demediğim elbet içimin el
vermediği ve öğrencinin minnet dolu bakışlarında sunduğum tek replik iken ve de
öğrencim final kâğıdını bana teslim ederken bir uyarı sinyali ile yanıp
söndüğüm:
‘’O kadar da emin olma.’’
Dilim bunu söylemişken yüreğimse el
vermezken ve diplomasını alıp almayacağı benim tek sözüme bakarken elbet henüz rüştünü
ispatlamış gönüllü bir akademisyen iken bana iyi gelen o duygu:
Hem öğretmen hem öğrenci kimliğimle…
Kimliğimle sektiğim okul hayatım ve
ben teslim olmuşken kaderime ve sadece Allah’tan isterken ve O benim her duamı
duyup asla yanıtsız bırakmamışken.
Konu ne olursa dualarıma ve inancıma
ve sevgime sadık sıradan bir kul işte.
Küllerimdense bihaber olduğum ne de
olsa ateşin üstünde dans ediyor ruhum ve kalbim ve genç yaşımda edindiğim
tecrübe ve ben hala insanlara tek seferde inanıp da içimi açtığım.
Çoktan seçmeli bir sınav değilken
hayat ve ben illa ki ucu açık sorularla hemhal üstelik kısa cevapları
sevmediğim ve karşımda kim olursa olsun uzun uzun anlatma ihtiyacı hissettiğim.
Öğretmenlik ve öğrencilik adına
biçilmiş kaftan iken ve işte cübbemin ateş aldığı ve aşk dergâhında mesleğime âşık
olduğum sonra soğuduğum ve yeni meslekler benim için cezbedici iken anlatma ve
anlaşılma ihtiyacımla da hayatta çok konuşmayı sevdiğim bazense verdiğim
molalarla sessizliğe büründüğüm.
Kayıp giden bir yıldız olabilirdim
ama kuyruğumu kaptırsam da yıldız sıfatımı asla terk etmedim yoksa nasıl
ışıldardı gözlerim ve sözcüklerim ve kalbim?
Aşkın doğasında saklı işte bir
şeylere birilerine bağlanma ihtiyacı ve ben şansımı bir şeylerden yana
kullanırken ansızın da birilerine bağlanabildiğim ama bilin ki bu sıradan bir
aşk hikâyesi filan değil bilakis aşkı ruhumda yaşattığım kalemim de bundan
alırken payını ve sevginin emsalsiz yolculuğunda şiar edindiğim de illa ki
inanç ve umut yoksa bunca yazı ve şiiri için nasıl geçerli bir neden bulabilir
ve nasıl bağlanırdım da hayata?
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.