Tema
Üye Ol Giriş Yap
Şiir Deneme Hikaye Makale Serbest Kürsü Sesli Şiirler Yazarlar Forum Sohbet Online Üyeler
(0 oy)

Kırık Hatıraların İçinde Bir İnsan



Kırık Hatıraların İçinde Bir İnsan


Hatıralar kalır, Giden bizleriz. #sözler #anlamlısözler #güzelsözler…


   Bir gün, eski bir evin çatlağından sızan ışığa baktım. O ışık, bana çocukluğumun gözyaşlarını hatırlattı. İnsan, bazen en küçük ayrıntıda bütün bir ömrün yükünü bulur. Çatlak duvar, annemin ellerindeki çizgiler gibi; her biri bir yol, her biri bir hikâye. Biz, birbirimizin yükünü taşımaktan yorulmuş bir kalabalığız. Ama yine de bir bakış, bir dokunuş, bir söz… Bütün yorgunluğu unutturabiliyor. Bir gün sokakta yürürken yaşlı bir adam bana gülümsedi. O gülümseme, bütün kaybolmuş günlerimi geri getirdi. İnsan, insana böyle dokunuyor: sessizce, fark ettirmeden, ama derinden.

   Hayat, aslında bir feribot yolculuğu gibi. Sisli bir adaya doğru ilerlerken, yanımızda oturan yabancının gözlerinde kendi kaybolmuş yüzümüzü buluyoruz. Ve o an anlıyoruz: biz, birbirimizin aynasıyız. Gözyaşı, sadece acının değil; aynı zamanda hatırlamanın da dili. Bir damla yaş, hem kaybolmuş bir sevgiyi hem de yeniden doğan bir umudu taşıyor. İnsan, ağladığında aslında kendini yeniden yazıyor. Ve belki de en büyük sürpriz şu: biz, birbirimizin hikâyesinde kaybolurken aslında kendi yolumuzu buluyoruz. Hayat, aslında bir feribot yolculuğu gibi diyorum ve gelin bunu bir inceleyelim ne dersiniz?

 

   Hayat, aslında bir feribot yolculuğu gibidir; ağır ağır ilerleyen geminin güvertesinde otururken sisin içinde kaybolan adayı görürüz, o ada hem bir başlangıçtır hem de bir son, yolculuğun kendisi insanın içindeki arayışın yolculuğudur. Feribot dalgaların ritmiyle sallanırken yanımızda oturan yabancının gözlerine bakarız, o gözlerde kendi kaybolmuş yüzümüzü buluruz, çünkü insan insana aynadır. Yabancının bakışında kendi yarım kalmış cümlelerimizi, söyleyemediğimiz sözleri, içimizde sakladığımız yaraları görürüz.

 

   Sis adayı gizler ama aynı zamanda bizi birbirimize yaklaştırır; görmediğimiz şey aslında içimizdeki boşlukla aynıdır. Yolculuk sadece bir adaya değil, birbirimizin kalbine doğru yapılan bir seferdir. Bir yabancının yüzünde kendi yüzünü bulmak şaşırtıcıdır çünkü biz çoğu zaman kendimizi yalnız sanırız, oysa yalnızlık bir yanılsamadır, her insan başka bir insanın hikâyesinde saklıdır. Çocukluğumuzun kırık oyuncakları başkasının hatırasında yeniden canlanır, annemizin ellerindeki çizgiler bir yabancının gülümsemesinde tekrar görünür, kaybolmuş sevgilerimiz başkasının gözyaşında yeniden doğar. İşte o an anlarız: biz birbirimizin aynasıyız.

 

   Feribot yolculuğu sadece denizin üzerinde değil, ruhun içinde de sürer; her dalga bir hatırayı taşır, her sis bir sırrı gizler, her ada bir yüzleşmenin kapısıdır. Yanımızda oturan yabancı aslında kendi içimizdeki eksik parçadır, onun sessizliği bizim sustuğumuz cümleleri tamamlar, onun gözyaşı bizim içimizdeki kuruyan nehirleri yeniden akıtır. Hayatın en büyük sürprizi şudur: biz birbirimizin hikâyesinde kaybolurken aslında kendi yolumuzu buluruz. Bir yabancının yüzünde kendi yüzümüzü görmek hem acıtır hem de iyileştirir çünkü insan insana hem yara hem merhem olur. Feribot yolculuğu bitmez, ada sadece bir duraktır, asıl yolculuk birbirimizin gözlerinde devam eder. Ve biz, her karşılaşmada yeniden doğar, her bakışta yeniden kaybolur, her gözyaşında yeniden hatırlarız; insanın yolculuğu, insana doğru yapılan sonsuz bir seferdir.

 

   Hayatın feribotu bizi hep bir adaya taşır; o ada aslında kalbimizdir. Yolculuğa çıkmamızın nedeni, dışarıda kaybolmuş yüzümüzü içeride yeniden bulmaktır. Sisli denizlerin ortasında ilerlerken, adanın kıyısında bizi bekleyen şey ne taş ne toprak, ne ev ne sokaktır; bizi bekleyen, kendi içimizin en derin odasıdır. Kalbimiz, bir ada gibi yalnızdır, çevresi dalgalarla çevrilidir, bazen fırtınalarla sarsılır, bazen güneşle aydınlanır. Biz o adaya varmak için yolculuk ederiz çünkü başka hiçbir yerde huzuru bulamayız.

   Feribotta yanımızda oturan yabancının gözlerinde kendi yüzümüzü gördüğümüzde, aslında adanın kapısına yaklaşırız. O yabancı, kalbimizin sakladığı sırların bir yansımasıdır. Yolculuk, başkasının bakışında kendimizi tanımak, kendi içimizdeki eksik parçayı tamamlamaktır. Ada, kalbin ta kendisidir; orada çocukluğumuzun kırık oyuncakları, annemizin ellerindeki çizgiler, kaybolmuş sevgilerimiz ve yeniden doğan umutlarımız saklıdır.

   Kalbe yapılan yolculuk, en uzun ve en zor yolculuktur. Çünkü kalp, hem bir sığınak hem bir uçurumdur. İçinde hem yaralarımız hem şifamız vardır. Biz o adaya varmak için yolculuk ederiz çünkü kalbimiz olmadan hiçbir yol tamamlanmaz. Ada, bizi bekleyen sessiz bir ülke gibidir; orada gözyaşlarımız bir nehir olur, sevinçlerimiz bir orman, hatıralarımız bir dağ. Ve biz, her dalgada biraz daha yaklaşırız, her bakışta biraz daha içeri gireriz. Sonunda feribot adanın kıyısına yanaştığında, anlarız ki yolculuğun sebebi hep aynıymış: kendimize dönmek, kalbimizi yeniden yazmak. Ada, kalbimizdir; yolculuk ise insanlığın en eski duasıdır.

 

   Sevgiler yok olmaz, ama bazen görünmez hale gelir. İnsanlar değiştikçe, zaman ilerledikçe, kalplerin ritmi birbirine uymamaya başlar. Bir zamanlar aynı anda atan iki kalp, farklı yolların çağrısına kulak verir. O yüzden sevgiler kaybolmuş gibi görünür. Aslında kaybolan şey sevginin kendisi değil, onu besleyen dikkat, özen ve hatırlamadır. Bir çiçek düşün; su verilmezse solar, ama kökü hâlâ toprağın içinde durur. Sevgi de böyledir. İlgisizlikle kurur, sessizlikle zayıflar, korkularla gölgelenir. İnsanlar birbirine bakmayı, birbirini duymayı, birbirini anlamayı bıraktığında sevgi görünmez olur. Oysa sevgi, en dayanıklı duygudur; sadece bakıma ihtiyaç duyar. Sevgiler yok olur sanırız çünkü biz onları taşımaktan yoruluruz. Oysa sevgi, yük değil, yol arkadaşıdır. Bir bakışla yeniden doğabilir, bir sözle yeniden canlanabilir. Yok, olan şey sevgi değil, onun üzerindeki gölgelerdir. Kalbimizi yeniden açtığımızda, sevgiler hep oradadır.


   Sevgiler yok olur sanırız, ama aslında kalbin derinliklerinde sessizce beklerler. Bir gün bir bakışla, bir sesle, bir hatırayla yeniden uyanırlar. İnsan, sevgiyi kaybettiğini düşündüğünde çoğu zaman kendini kaybetmiştir; çünkü sevgi, kalbin en iç odasında saklıdır. Biz o odayı kapattığımızda, sevgiler de karanlıkta kalır. Zaman geçtikçe, alışkanlıklar sevgiyi örter, günlük telaşlar onu unutturur. Ama bir gece ansızın, eski bir şarkı çaldığında ya da bir kokuyu duyduğumuzda, sevgiler yeniden hatırlatır kendini. Yok, olmadığını, sadece sessizce beklediğini gösterir. Sevgiler bazen yok olur çünkü biz onları taşımaktan korkarız. Sevgi, sorumluluk ister, cesaret ister, fedakârlık ister. İnsan, kalbin yükünü hafifletmek için sevgiyi bırakır. Ama bıraktığı şey aslında kendi yolunu da bırakmaktır. Çünkü sevgi olmadan yolculuk eksik, ada ıssız, kalp boş kalır. Ve belki de en büyük sır şudur: sevgiler yok olmaz, biz onları yok sayarız. Onları görmezden geliriz, üzerini örteriz, sessizliğe gömeriz. Oysa kalbin adasına vardığımızda, bütün sevgiler orada bizi bekler. Çocukluğumuzun saf sevgisi, gençliğimizin tutkulu sevgisi, kaybettiğimizi sandığımız dostluklar… Hepsi adanın kıyısında, dalgaların arasında, yeniden doğmak için hazırdır. Sevgiler yok olur sanırız, ama aslında bizden daha sabırlıdırlar. Biz yoruluruz, biz vazgeçeriz, biz unuturuz. Onlar ise kalbin derinliğinde sessizce bekler, bir gün yeniden çağrılmayı. Ve o gün geldiğinde, bütün yolculuk anlamını bulur. Peki, anlam nedir?

 

   Anlam, bu yolculukta varılacak adada değil, yolun kendisindedir. Feribotun ağır ağır ilerleyişinde, sisin içinde kaybolan adaya doğru giderken, yanımızda oturan yabancının gözlerinde kendi yüzümüzü bulmamızda gizlidir. Çünkü yolculuk, dışarıdan bakıldığında bir mesafe kat etmek gibi görünse de, içeriden bakıldığında kalbin derinliklerine yapılan bir seferdir. Anlam, kaybolmuş sevgilerin yeniden hatırlanmasında, unutulmuş sözlerin sessizlikten doğmasında, gözyaşının hem acıyı hem umudu taşımasında ortaya çıkar. Yolculuk bize şunu öğretir: biz birbirimizin aynasıyız. Başkasının bakışında kendi yaralarımızı, kendi eksiklerimizi, kendi umutlarımızı görürüz.


   Ada, yani kalbimiz, yolculuğun hedefi gibi görünür; ama asıl anlam, o adaya varmaya çalışırken yaşadığımız karşılaşmalarda, dokunduğumuz ellerde, duyduğumuz seslerde saklıdır. Çünkü kalp, sadece bir varış noktası değil, yol boyunca kendini yeniden yazan bir kitap gibidir. Anlam, yolculuğun sonunda değil, her dalgada, her bakışta, her sessizlikte vardır. Biz yol aldıkça, anlam da bizimle birlikte büyür. Ve belki de en büyük sır şudur: anlam, başkasında kendimizi bulduğumuz anda doğar. O yüzden bu yolculuk, insana doğru yapılan sonsuz bir seferdir; anlam ise o seferin kalbinde gizlenen ışıktır, vesselam.

Mehmet Aluç

 

 

 


Sitede Önceki / Sonraki
Yazarın Önceki / Sonraki
Oylama
0 (0 oy)
  • Yorumlar 0
  • Yorum Yaz
  • Tebrikler
  • Beğenenler
  • Popüler Yazıları
Yükleniyor...

Yorum yazmak için giriş yapın.

edebiyatevi.com

Kırık Hatıraların İçinde Bir İnsan

kul mehmet kul mehmet