Yarım Kalmış Duyguların Şehri
Yarım Kalmış Duyguların Şehri
Bölüm 1 “Peron”
Yağmur, rayların üzerine ince ince yağıyordu. Tren kalkalı on
yedi dakika olmuştu ama adam hâlâ aynı bankta oturuyordu. Elinde eski bir
sigara paketi, içi bomboş. Paketi çevirip duruyordu; sanki içinde bir şey
kalmış gibi. Adı Ahmet’ti. Ya da en azından burada öyle çağırıyorlardı. Kimse
tam adını sormazdı zaten. Bu şehirde isimler de yarım kalırdı. Karşı peronda
bir kadın gördü. Kırmızı kaşkolü rüzgârda dalgalanıyordu. Bir an göz göze
geldiler. Kadın gülümsedi — o eski, tanıdık, “keşke” gülümsemesiyle. Ahmet’in
kalbi tekledi. Kalkmak istedi, koşmak istedi, “Dur!” diye bağırmak istedi. Ama
bacakları kıpırdamadı. Tren çoktan gitmişti. Kadın da. Aslında o kadın değildi.
Olması imkânsızdı. Çünkü o kadın, tam on bir yıl önce aynı peronda “Bir daha
görüşmeyelim” demiş ve gerçekten de görüşmemişlerdi. Yine de Ahmet her peronda
onu arıyordu. Yarım kalmış bir duygunun peşinde, on bir yıldır aynı rüyayı
tekrar tekrar yaşıyordu. Şehrin adı yoktu bu öyküde. Ya da belki hepsinin adı
birdi: Yarım. Ahmet kalktı, elleri cebinde. İstasyonun loş ışıklarında yürüdü.
Duvarlarda eski afişler asılıydı; yırtık, solmuş, tarihleri belirsiz. Bir
tanesinde “İstanbul’a Hoş Geldiniz” yazıyordu ama altında “...ve bir daha
gidemeyesiniz” diye karalanmıştı. Eve dönerken marketten bir bira aldı. Satıcı
çocuk sordu:
“Abi yine mi aynı perondaydın?”
Ahmet sadece başını salladı. Çocuk gülümsedi, acımayla değil, anlayışla. Bu
şehirde herkesin bir peronu vardı. Dairesine girdiğinde ışık yakmadı. Karanlıkta
soyundu, yatağa uzandı. Tavanda bir su lekesi vardı. Yıllardır büyüyordu. Tıpkı
içinde büyüyen o boşluk gibi. Bazen o lekeye bakarken konuşurdu kendi kendine:
“Keşke o gün trene binseydi.”
“Keşke ‘Gitme’ deseydim.” “Keşke o mektubu postalasaydım. “Âmâ hiçbirini
yapmamıştı. Ve şimdi hepsi, bu şehrin nemli duvarlarına yapışmış, yarım kalmış
duygular olarak bekliyordu.
Telefonu titredi. Mesaj geldi. Numara kayıtlarda yoktu.
Sadece şunlar yazıyordu: “Perondayım. Bu sefer senin trenin geliyor. Binecek misin?
Ahmet uzun uzun baktı mesaja. Parmakları titriyordu. Cevap yazmadı. Yazamadı.
Çünkü biliyordu ki bu şehirde trenler asla tam vaktinde kalkmaz, insanlar ise
asla tam olarak binmezdi. Pencereden dışarı baktı. Yağmur hâlâ yağıyordu. Sokak
lambasının altında biri duruyordu. Kırmızı kaşkolü. Ahmet perdeleri kapattı.
Bölüm Sonu
Mehmet Aluç
- Yorumlar 1
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.