Düş tekrarları, bayım…
Hani, sizin olmadığınız hele ki yok
mu o devasa pencere
Göğün kırık kanatlarına konan
Kâh gün kâh gece…
Hırpalandığım kadar yola koyulduğum
Sözcükler baş verir toprakta
Ve içimde gizil bir saltanat
Mavinin efkârı delip de geçerken
Geceyi alkışlayan mehtabın yorgun
endamı
Çivit mavisi gözleri annemin
Göğün kulpu ve toprağa girdiği kadar
Bir içimlik şiirlerimden de kayıp
gitti ya:
İçmediğim kadar efkârı
Sazın sözün sustuğu
O geniş mezhepli gölgelerin yırtık
duvağı
Ve nice dalkavuğu
Görmezden gelemediğim kadar da
Savaşçı ruhumun konduğu bir melodi
Nakaratı olmayan bir türkü misali
Ve sus pus cihan
El pençe divan
Sadık olduğumsa sadece dosta ve
Rabbime
Eşkâli kayıp mademki mevsimlerin
Çürük bir yumurta benzeri
Çivileme daldığım ömrün hicabı
Anbean susan değil
Susturanlara müdahalem
Sevgimi, saygımı eksik etmediğim hür
iradem
Duydum ki:
Şafağı vurmuşsunuz başından, bayım
Hep mi başa sarar film hep mi
antraktı hüzün?
Misilleme yapanlardan filan da
sormayın hani, beni
İnsan olmanın kitabını yazsam ne
fayda?
Varsın sorun beni yazdıklarımdan
Şiarı gömülü bir bilmece yüz
vermediğim karanlıktan da öte
İmbatı ve imdadı
Pür nakıl sevginin itikatı
Öznesi özlem oldu mu insanın
Kaç bin parçaya bölündüysek artık
Maziyi andık mademki gün ve gece
O halde:
Yarınlar fora, beklerim gönül
ziyaretime…