Aşk Kalbin Eksik Parçalarını Birleştiren Bir Mühür Değil
Aşk Kalbin Eksik Parçalarını
Birleştiren Bir Mühür Değil O Parçaların Arasındaki Boşluğu Anlamlı Kılan Bir
Sırdır.
İnsan bazen kendi içindeki boşlukla karşılaşır; o boşluk ne
bir eksikliktir ne de bir kusur, bilakis bir davettir. İçimizde açılan her
çatlak, bir başkasının sesiyle dolmayı bekleyen bir odadır. Ve biz,
birbirimizin odalarında yankılanan sesleriz. Bir evin duvarındaki çatlak,
yağmurun sızmasına izin verir; ama aynı zamanda ışığın da içeri girmesine.
Hayatın kırıkları da böyledir: bizi incitirken aynı anda bizi birbirimize açar.
Çatlağın içinden süzülen ışık, insanca bir yakınlığın habercisidir.
Belki de yol dediğimiz şey, başkasının yarasına dokunabilme
cesaretidir. Birinin acısına eğildiğimizde, kendi içimizde saklı duran
merhameti keşfederiz. Ve merhamet, insanın en sessiz duasıdır; söze dökülmese
de kalpten kalbe yürür. İçimizdeki ev, başkasının gözyaşını misafir ettiğinde
tamamlanır. Çünkü insan, yalnızca kendi sevinciyle değil, başkasının hüznüyle
de büyür.
Her gözyaşı, bir başka kalbin kapısını aralar. O kapıdan
içeri giren, yalnızca hüzün değildir; aynı zamanda umut da girer. Çünkü insanın
gözünden düşen damla, toprağa düşen yağmur gibidir: önce çamur yapar, sonra
filiz verir. Ve biz, birbirimizin gözyaşlarından filizlenen bahçelerde
buluşuruz. O bahçelerde ne kibir vardır ne de yalnızlık; sadece insanca bir
yakınlık, sessiz bir kardeşlik. Belki de hayatın en dokunaklı yanı budur: bir
damlanın, bir kalbi açması; bir kalbin, bir başka kalbi tamamlaması.
Kalbin tamamlanması için aşk gerekir; çünkü aşk, insanın
içindeki boşluğu dolduran değil, o boşluğu anlamlı kılan bir sırdır.
Çatlaklardan sızan ışık, ancak aşkla renklenir. Aşk, kalbin eksik parçalarını
birleştiren harç değil, o parçaların arasındaki sessizliği şarkıya dönüştüren
nefes olur. Bir evin duvarındaki çatlak, yağmurla birleştiğinde filiz verir;
kalbin çatlağı ise aşkla birleştiğinde dua olur. Ve dua, insanın en insanca
dilidir: kelimesiz, gösterişsiz, yalnızca kalpten kalbe yürüyen bir yol. Aşk
olmadan kalp, yarım kalır; ama aşk geldiğinde, yarım kalmışlık bir güzelliğe
dönüşür. Çünkü tamamlanmak, kusursuz olmak değildir; tamamlanmak, eksiklerin
birbirine dokunmasıdır.
Aşk, kalbin eksik parçalarını birleştiren bir mühür değil, o
parçaların arasındaki boşluğu anlamlı kılan bir sırdır. İnsan, kendi yarasını
aşkla seyrettiğinde, o yara bir güzelliğe dönüşür. Çünkü aşk, yarayı kapatmaz;
yarayı ışığa çevirir. Bir kalp, yalnızca kendi sevinciyle değil, başkasının
hüznüyle de tamamlanır. Ve aşk, bu tamamlanmanın en sessiz rehberidir. O,
insanı kendi içine çağırırken aynı anda başkasına da açar. Aşk, içe kapanan bir
sır değil; dışa taşan bir merhamettir.
Belki de aşk, yolun kendisidir: bizi bir yerden bir yere
götüren değil, bizi birbirimize götüren. Yolun taşları, yorgunluğu, gölgeleri…
Hepsi aşkın birer imtihanıdır. Ve biz, bu imtihanlardan geçerken insanca bir
yakınlığı öğreniriz. Aşk olmadan kalp, bir evin boş odası gibidir; sessiz, ama
eksik. Aşk geldiğinde ise o oda dolmaz, aksine yankılanır. Çünkü aşk, dolduran
değil, yankılayan bir misafirdir. O yankı, insana kendi sesini değil,
başkasının sesini duyurur. Ve işte o zaman kalp tamamlanır: kendi sesiyle
değil, başkasının sesiyle; kendi ışığıyla değil, başkasının ışığıyla.
Tamamlanmak, tek başına bir bütün olmak değil, başkasının eksikliğini kendi
eksikliğine dokundurabilmektir, vesselam.
Mehmet Aluç
- Yorumlar 6
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.