Tema
Üye Ol Giriş Yap
Anasayfa Şiir Deneme Hikaye Makale Serbest Kürsü Yazarlar Forum Sohbet Online Üyeler
(0 oy)

Denizin Yarası İnsanlığın Sofrası



Denizin Yarası İnsanlığın Sofrası

 Tekne ile Balıkçılık Turu Nasıl Yapılır? | Albashop

Adı tek gözlü Rüstem’di. Bir gözünü kaybetmişti ama kalbinin gözünü hiç yitirmemişti. Denizin tuzlu rüzgârı yüzüne vururken, teknesinde arkadaşlarıyla balığa çıkar, herkes tuttuğunu kendi evine götürürdü. Rüstem ise önce Hayriye Ana için balığı temizler, mangalda pişirir, öyle götürürdü. Sonra dul Nuriye ile iki çocuğu gelir aklına; onlar için üç balık kızartır, her gün evlerinin kapısına bırakırdı. Kendisine bir tane kalırdı, onu da pişirir, yalnızlık dolu kulübesinde tek başına yerdi.

Ama o tek balık, Rüstem’in yalnızlığını doyurmazdı. Her lokmada denizin uğultusu, her yudumda çocukların kahkahası yankılanırdı kulübesinde. Bir gözünü kaybetmişti, ama diğer gözünde insanlara duyduğu merhamet ışıldardı.

Bir gün Hayriye Ana, balığı yerken gözleri doldu: “Rüstem, senin pişirdiğin balık değil, senin kalbinin sıcaklığıdır bizi doyuran.”

Nuriye ise kapısına bırakılan kızarmış balıkları görünce çocuklarına sarılır, sessizce dua ederdi: “Allah Rüstem’in yalnızlığını bizim şükrümüzle hafifletsin.”

Rüstem, denizin ortasında ağını toplarken bazen kendi kendine mırıldanırdı: “Deniz herkese balık verir, ama bana yalnızlık verir. Yalnızlık da bir nimettir belki; insanı kendine, kalbine, Rabbine yaklaştırır.” Kulübesinde tek başına yediği balık, aslında bir sofranın eksik parçasıydı. Çünkü Rüstem, başkalarının sofralarını tamamlayan adamdı. Onun hayatı, paylaşmanın sessiz bir destanıydı.

 

   Rüstem gençliğinde denizin en cesur balıkçılarından biriydi. Fırtınalı bir gecede, gökyüzü şimşeklerle parçalanırken teknesi dalgaların arasında savruldu. Arkadaşları kıyıya ulaşmayı başardı ama Rüstem dalgaların ortasında tek başına kaldı. Bir tahta parçası gözünü yaraladı; kan tuzlu suya karıştı, gözünün ışığı söndü. O an ölümü bekledi, ama deniz onu bağışladı. Kıyıya vurduğunda bir gözünü kaybetmişti, fakat kalbinin derinlerinde yeni bir göz açılmıştı: insanlara merhametle bakmayı öğrenmişti. O günden sonra deniz onun için hem ekmek kapısı hem de hatırlattığı bir yara oldu.


   Rüstem her sabah teknesine biner, ağlarını denize bırakırdı. Arkadaşları tuttuklarını kendi evlerine götürürken, Rüstem’in yolu önce Hayriye Ana’nın evine düşerdi. Balığı temizler, mangalda pişirir, yaşlı kadının ellerine bırakırdı. Sonra dul Nuriye’nin evine uğrar, iki çocuğu için üç balık kızartır, kapının önüne bırakırdı. Çocuklar sevinçle bağırırdı: “Anne, Rüstem amca yine bırakmış!” O sesler kulübesine kadar ulaşır, Rüstem’in içindeki boşluğu biraz olsun doldururdu. Kendisine bir tane kalırdı, onu da kulübesinde pişirir, yalnızlıkla birlikte yerdi. Kulübesi denizin kenarında, yosun kokusuyla dolu bir yalnızlık evi gibiydi. Ama o yalnızlık, başkalarının sofralarını kurduğu için anlamlıydı. Rüstem, kendi açlığını değil, başkalarının doygunluğunu önemseyen adamdı.


   Bir gün Nuriye’nin küçük oğlu kapıya bırakılan balığı alıp koştu Rüstem’in kulübesine. Kapıyı çaldı, gözleri parlıyordu: “Amca, annem dedi ki artık soframıza sen de gel. Yalnız yeme, bizle ye.” Rüstem’in tek gözü doldu, kalbi ise iki göz gibi ışıldadı. O gün ilk defa yalnızlıkla değil, insanlarla birlikte balık yedi. Sofrada çocukların kahkahası, Nuriye’nin şükran dolu bakışı, Hayriye Ana’nın duası vardı. Rüstem o sofrada anladı ki, deniz ona yalnızlık vermişti ama insanlar ona yeniden hayat vermişti. Kulübesi artık bir yalnızlık evi değil, paylaşmanın sembolü olmuştu artık, vesselam.

Mehmet Aluç

 


Sitede Önceki / Sonraki
Yazarın Önceki / Sonraki
Oylama
0 (0 oy)
  • Yorumlar 1
  • Yorum Yaz
  • Tebrikler
  • Beğenenler
  • Popüler Yazıları
Yükleniyor...

Yorum yazmak için giriş yapın.

edebiyatevi.com

Denizin Yarası İnsanlığın Sofrası

kul mehmet kul mehmet