Akmak Kaderimizdir
Mevsimlerden bir sonbahardır su.
Bir varmış, bir yokmuş diye başlayan 
bir masaldır.
Şimdi orada olsaydım denilen yerdir... 

Uzun bir nehirdir anılarımız... 
Oysa ayrılık uzun bir ırmak... 
Akmak kaderimizdir ,
ırmaklar gibi. 
arılığın, duruluğun  içine doğru

Çeşmeyi, yağmuru, ırmağı, denizi hatırlatır su
Namazı hatırlatır. 
Abdesti hatırlatır
Su gibi aziz olmayı hatırlatır. 
Akşam ezanıyla birlikte
Oruç açmayı hatırlatır.
Kısacası ,
Uzun mu uzun suyun öyküsü. 

Susarak anlaşmayı,
susarak konuşmayı hatırlatır.
Çok özel yürüyüşler yapılır suyla. 
O hâlde, 
bir takvime bakmalı insan, 
kaç damlası kalmış nasibinde zamanın. 
Bir de kaç damla akıtabilmiş , 
kendi heybesine ömürden.

Suya sorsak,
Bir sebilin mermer duvarlarından, 
zamanın içinden akmayı... 
Bahçelerden, kanallardan, havuzlardan 
yol almanın 
nasıl olduğunu anlatırdı bize 

Ve sonra
zamanı çepeçevre sarmalamış  
sonsuzluğa açılan kapıdan 
bir cami şadırvanın ayaklarının dibinde,
durmadan, 
ama hiç durmadan 
ileriye akmayı anlatırdı. 
Sonsuz bir döngüye vurulan 
ilahi damgayı anlatırdı.

Su, “La galibe illallah” sözüne 
taşır insanı. 
Değil mi ki Allah’ın yarattığı dünyada, 
O’nun yarattığı su,
bir şehrin, 
bir devletin, 
bir mekânın da sonluluğunu tekrarlayıp durur.
Allah’tan başka galip yoktur… 

Suyun da sahibi, 
pınarın da sahibi O. 
Akar giderken damlalar, 
bin dua, bin tevbe, bin değişimle 
yürür gider. 
suyun içerisinden akan zikirle, 
tek Galibe boyun eğişin simgesidir aslında su.

O ihtişamlı karlı dağların soğuk ikliminden 
çölden vaha doğurmaya doğru 
yolculuk eden su damlaları, 
bahçelerden, kapı kenarlarından, avlulardan geçerken, 
koca bir tarihi temizlemiş gibi akıp gider
o sonsuz ummana doğru. 

Sahi, her şey değişmiş, 
kalıcı olduğunu sanan düşmüş, 
yerine zafer kazandığını sanan ölmüş, 
asırlardır değişimi, akışkanlığı 
kendi içerisinde barındıran su kalmış geriye. 

Ayağını toprağa sağlam bastığını sanan kim varsa, 
zamanın çekip alan kuvvetine yenik düşmüş …
Ne veziri, ne sultanı, ne şairi, ne âlimi... 
Avluda on iki aslanın ağzından dökülen su, 
geçmişin izlerinin nasıl yıkandığını, 
ince ve sade bir dille anlatmaya çalışır bize

Hem huzura açılan bir kapı 
hem de zamanın tükenişinin sembolüdür su.
Sanki bizi Yaratan, 
bir kanaldan hızla geçen, 
durunca kirlenen, 
kıymeti bilinince temizleyen, 
hayat veren ve hayatta tutan 
kendi Ezeliliğini anlatır bize. 

Bahçelerden damar damar yol alan 
bu akışkan ve semavi kuvvet, 
abdestte elleri, 
sesi ile de yürekleri temizler.
yanı başımızda akan su, 
hızımıza yetişmekle kalmaz; 
yakaladığımızı sandığımız vaktin ötesinde 
bir süratle önümüzden akar gider. 
geriye hoş bir seda bırakır.

Uçan sözün bir de kalan yazısı vardır elbet. 
ele avuca sığmadan akıp giden su, 
belki de bu döngünün en kalıcısıdır. 
Günahlardan, pişmanlıklardan ve eski özlemlerden 
geriye kalan yakıcı acıyı söndürmek için 
akan suya bakmalı insan. 
yokuşu tırmanırken, 
yokuş aşağı akarken
Hem ben buradaydım diye haykırır 
hem de akarken menzilini bulur. 

Şu kıvrılan yol senin yolun azizim
Kalbinde biriktirdiğin kara noktalar ,
önünde set olmasın diye 
önce tövbe ile duvarları yık. 
Durursan kirlenir, 
hiddetlenirsen taşar, 
kendini çekersen azalır, bitersin. 
her an dingin ve engeller önünde sebatkârsın.
her an tazelenirsin.

Ne mutlu onlara ki 
O hoş sedayı suyun sesi ile yakalamışlar. 
Onlar sonunda toprak oldular. 
Duvarlarda mısralar,
buzun içinde akan erimiş inciler gibi,
belki de memleketinin karlı dağlarının soğuğunu, 
yüreğinde eriten suya kanmışlar.

Ele alınan kalemin çizdiği çizgi, 
kâğıda dökülen iki kelime, 
sazda yankılanan kırık  nota, 
üst üste konulan iki taşın ruhuna üflenerek, 
bir mana taşısın diye
bir araya getirilen bin bir gecenin 
bir gününde, 
suyun pınarına göç ettiler.

Geçen giden, 
göçüp gidecek olan sensin ey adem ,
derken su.
Kanalından hiç taşmadan, 
ayağımızın yanında 
kendi şarkısıyla yoluna devam edip dururken 
bize söyleyecek nice türküsü var.

İsterim ki tekrar gireyim o şehrin kapısından. 
bir kez daha yıllar öncesinin yüzlerini göreyim. 
Mersinli avluda oturan kadınları, 
saray odasından çıkan hükümdarları
gül koklayan sultan kızı 
Avluda zamanı ölçen suyun akışını ,
tekrar tekrar izleyeyim. 

Şerefli, mağlup edilemeyen... 
asıl galibe işaret eder suyun her damlası
Hamdolsun
Onu akıtan Rabbe, 
El-Aziz’e... 
 
redfer



( Akmak Kaderimizdir başlıklı yazı redfer tarafından 25.12.2025 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )
Okuduğunuz Yazının Site Kurallarını İhlal Ettiğini Düşünüyorsanız, Site Yönetimine Bildirmek İçin Tıklayınız.
 

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu