Tema
Üye Ol Giriş Yap
Anasayfa Şiir Deneme Hikaye Makale Serbest Kürsü Yazarlar Forum Sohbet Online Üyeler
5 (2 oy)

Sadâkat Bekleme Nâ Merdden Gazel

Sadâkat Bekleme Nâ Merdden Gazel

İşbu 17 beyitten oluşan gazelimizin ,divan edebiyatının o en ihtişamlı, en görkemli Mutavvel Gazel hali.

Aruzun o vakur ritmi (Mefâîlün / Mefâîlün / Mefâîlün / Mefâîlün) .

Matladan maktaya kadar uzanan  (--.-/--.-/--.-/--.-) ritim üzerine kurulu. 

Bu ritim, haksızlığa karşı dik duran adanmış bir ruhun sarsılmaz yürüyüşünü fısıldar.

*

Cihânda merd olan cânı fedâ eyler de ser vermez, 

Sığınmaz sâye-i bî-gâneye, nâ-merde fer vermez.


Gönül bir mülk-i âlîdir, sarây-ı kibriyâdır bil, 

O sultânı gedâ eyler, hasîs nâ-merde yer vermez.


Zemânın zehrini nûş eyle, minnet çekme nâ-merdden, 

Hüma-pervâz olan ahker, o kûse dâmen u fer vermez.


Sözü cevher sanır gâfil, velâkin kalbi tenhadır, 

Sadâkat bekleme nâ-merdden, o bî-gâne semer vermez.


Aman dilerse ger nâ-merd, sakın aldanma ey dostum, 

Karanlık rûhuna şem’-i hakîkat zerre fer vermez.


Ezelden merd olan âşık, belâ girdâbına düşse, 

Tazarru’ eyleyip nâ-merde aslâ ah u cer vermez.


Süleymân-ı cihân olsan, sarâyın gark olur hûna, 

O akreb tıynet-i nâ-merd, nihâyet bî-keder vermez.


Metâ’ı kizb ü hîledir, satar fânî bu çârsûda, 

O hüsrân ehline uyan, dükânda kâr u ber vermez.


Güzîde meclis-i irfâna varsan merd-i meydân ol, 

Hased deryâsıdır nâ-merd, adûya zîb ü fer vermez.


Vefâ umma bu nâ-pâktan, hayâtı bî-bekâ eyler, 

Cihânı yaksalar bir dem, o nâ-kes bî-keser vermez.


O şahsın zâf-ı nefsindendir aslâ dinleme pendin, 

Hakîkat ehline her sözü ancak ağ u ker vermez.


Libâsı pür-ziynet olsa, derûnu teng ü târîktir, 

Görünüşte sanırsın şâh, velâkin feth u ber vermez.


Belâ bârânı yağsa âsmândan merd olan sabreyler, 

Sığınıp kûy-ı nâ-merde, o pâk dâmene şer vermez.


Sözü bühtân, işi nisyân, özü nâ-âşinâ-yı dîn, 

O zulmet mülkünün sultânı halka hayr u ker vermez.


Yalan dâvâ ile deryâda gûyâ nûh-ı devrandır, 

Sefînesi deliktir hem, o keştî bir fener vermez.


Sorarsan aslı kimdir, nâ-halef bir zıll-ı bî-candır, 

Güneş doğsa onun ufkundan aslâ subh u fer vermez.


Redferî, ey ârif-i devran, sakın yüz sürme hâk-i râhına, 

Kerem bekler misin nâ-merdden, o sâil bî-bedel vermez.


redfer


BEYİTLERİN  ŞERHİ


1. Beyit: Dünyada yiğit ve mert olan insan, gerekirse asil bir gaye uğruna canını feda eder ama sırrını vermez, başını asla eğmez. Kendine yabancı, asil olmayan gölgelerin altına sığınmaz; namerde asla fırsat tanımaz ve ona ışık (itibar) vermez.


2. Beyit: Bil ki insan gönlü çok yüce bir ülkedir, adeta Cenab-ı Hakk'ın tecelli ettiği bir kibriya sarayıdır. Namert denilen o aşağılık, cimri ve hasis karakter, o gönül tahtının sultanını bile dilenci (geda) durumuna düşürür; bu yüzden asil bir yürek, gönül sarayında namerde asla yer ayırmaz.


3. Beyit: Gerekirse zamanın en acı dertlerini, zehrini bir şerbet gibi iç ama namerde asla minnet etme, ona el açma. Yükseklerde, asil ufuklarda uçan o zümrüdüanka ruhlu insan, o cüce ve aşağılık karakterlinin eteğine sığınmaz, onun değersiz dünyasına ne bir ışık ne de bir itibar bahşeder.


4. Beyit: Gafil ve bilgisiz olanlar, namerdin süslü ve yalan sözlerini birer mücevher sanıp aldanırlar; oysa onun kalbi samimiyetten ve insanlıktan uzaktır, bomboştur. Namertten asla sadakat ve vefa bekleme; o çorak bir toprak gibidir, gölgesinde ne bir meyve (semer) verir ne de huzur barındırır.


5. Beyit: Ey dostum! Günün birinde o namert dara düşüp senden aman dilerse, sakın onun o sahte gözyaşlarına ve yapmacık sığınmalarına aldanma. Çünkü onun o zifiri karanlık ruhuna, hakikatin mumundan tek bir zerre bile ışık sızmaz; o uslanmaz ve değişmez.


6. Beyit: Ezelden beri mert yaratılmış, gönül yoluna baş koymuş asil bir insan, hayatın en amansız bela ve dert girdaplarına kapılsa bile, namerdin kapısına gidip yalvarıp yakarmaz (tazarru eylemez); ona sızlanıp boyun eğerek asaletine leke sürmez.


7. Beyit: Eğer namerdi koynuna alırsan, dünyalara hükmeden Sultan Süleyman bile olsan, onun hileleri ve arkadan vurmaları yüzünden sarayın kana boyanır. Çünkü o akrep tabiatlı namert, en sonunda insana keder, hüsran ve acıdan başka hiçbir şey vermez.


8. Beyit: Bu fani dünya pazarında namerdin tezgaha koyduğu yegane sermayesi yalan, hile ve aldatmacadır. O hüsran ehline kanıp da peşinden giden kimse, hayat dükkanında ne gerçek bir kazanç (kâr) elde eder ne de bereketli bir meyve bulabilir.


9. Beyit: İrfan ve edep sahiplerinin o seçkin, asil meclislerine vardığın zaman mertçe dur, meydanın yiğidi ol. Namert ise baştan aşağı bir kıskançlık ve haset denizidir; o bırak dostu, düşmanına (adûya) bile zerre kadar bir güzellik, adalet ve aydınlık payı ayırmaz.


10. Beyit: Bu temizlikten, manevi paklıktan uzak kimseden asla vefa bekleme; o insanın hayatını hiçe sayar, tüketir. Dünya yansa, insanlık büyük bir felaket yaşasa bile, o pinti ve aşağılık adam bencil dünyasından kimseye küçücük bir fayda (keser/kesir) bile dokundurmaz.


11. Beyit: O namerdin sergilediği bütün kötülükler kendi nefsinin zayıflığından ve düşüklüğündendir; onun sahte nasihatlerini (pendini) sakın dinleme. Onun söylediği sözler yalandan ibarettir; hakikat ehline, gönül gözü açık olana ne bir temizlik (ağ) sunar ne de asil bir güç (ker) katabilir.


12. Beyit: Üzerindeki elbisesi alabildiğine süslü, gösterişli ve zengin olsa bile, onun iç dünyası daracık, sığ ve karanlıktır. Dışarıdan bakınca onu heybetli bir şah, bir lider sanırsın; fakat ne bir gönül fethedebilir ne de insanlığa bir kurtuluş, ferahlık yolu gösterebilir.


13. Beyit: Gökten sağanak sağanak bela ve musibet yağmurları yağsa bile, mert insan asaletle sabreder, dik durur. Gidip de namerdin semtine, kapısına sığınarak kendi temiz geçmişine ve lekesiz eteğine asla bir şer, bir leke bulaştırmaz.


14. Beyit: Onun ağzından çıkan söz iftira (bühtan), yaptığı iş vefasızlık ve unutkanlıktır (nisyan); özü ise köklü inancımızın, kültürümüzün ve edebimizin o asil ruhuna tamamen yabancıdır. O karanlık dünyasının hükümdarı olan namert, insanlara kötülükten başka ne bir hayır ne de bir iyilik ulaştırır.


15. Beyit: Ortaya attığı yalan iddialarla, sanki bu fırtınalı dünya denizinde herkesi kurtaracak bir "Zamanın Nuh Peygamber'i" gibi caka satar. Oysa onun gemisi (sefinesi) baştan aşağı deliktir; o fırtınada ne kendisini kurtarabilir ne de arkasından gidenlere yol gösterecek tek bir fener yakabilir.


16. Beyit: Geçmişini, aslını, neslini soracak olursan; o hayırsız (nâ-halef) ve cansız, ruhsuz bir gölgeden ibarettir. Onun ufkundan, onun dünyasından bir güneş doğacak olsa bile, o güneş ne dünyaya aydınlık bir sabah (subh) getirir ne de etrafına nur bahşeder.


17 .Beyit : Ey Redferî, ey zamanın arifi, gerçeği kalb gözüyle gören bilgesi! Kendine gel ve sakın ola o namerdin yürüdüğü yolun toprağına bile yüz sürme, onun önünde eğilme. Hiç öyle birinden lütuf ve kerem beklenir mi? O öyle bencil bir dilencidir ki, karşılığında sömürecek bir bedel almadan kimseye zerre kadar günahını bile vermez.


Sitede Önceki / Sonraki
Yazarın Önceki / Sonraki
Oylama
5 (2 oy)
  • Yorumlar 4
  • Yorum Yaz
  • Tebrikler
  • Beğenenler
  • Popüler Yazıları
Yükleniyor...

Yorum yazmak için giriş yapın.

edebiyatevi.com
Sadâkat Bekleme Nâ Merdden Gazel

Sadâkat Bekleme Nâ Merdden Gazel

redfer redfer