Lakin Sen Hep Aynısın
Topraktan yaratıldın ama taşa sevdalandın,
Gözlerin var, kendi enkazını görmezsin.
Sırtındaki kırbaç izlerini bir rütbe gibi taşır da
Sana uzanan şifalı elleri kırarsın.
Bir cellat dairesinde kurulmuş sofraya diz çöker,
Kendi evlatlarının etiyle doymaktan utanmazsın.
Korkuyu ibadet belledin,
Zalimin gölgesini sığınak yaptın.
Nuh gemisini getirse kapına,
Sen o tufanda boğulmayı seçersin.
Sokaklarında çığlıklar büyür, sağır kesilirsin,
Zulüm kapını çalana dek adalet nedir bilmezsin.
Gençlerin ipe gider, bayramlıklarını giyersin,
Annelerin göz pınarları kurur, sen masallar dinlersin.
Özgürlük diye haykırır, zincirini parlatırsın,
Efendinin kölesi, kölenin efendisi olmaktır tek muradın.
Vicdanı pazara çıkardın, fiyatını sen belirledin,
Mevla’nın adını dilinden düşürmez,
Ama her gün yeni bir puta diz vurursun.
Bakma arkana, geride bıraktığın tek şey bir yıkıntı,
Zaten baksan da taşa dönecek bir yürek kalmadı göğsünde.
Gözyaşın bile sahte, kederin bile emanet,
Gökten nur yağsa, sen karanlığı dilenirsin,
Musa Asasını vursa taşa, fışkıran suyu zehir dersin.
Efendinin ritmiyle yürür, zincirin sesiyle uyursun,
Allah’a secde eder,
Kralların sarayında gezinirsin.
Ey mukaddes emaneti nefsin pazarında satan,
Kendi evini ateşe verir de dumanından şikayet edersin.
Sana vaat edilen cenneti bir hırka fiyatına devrettin,
Şimdi bir lokma ekmek için zengin kapılarında eğilirsin.
Açlığın çığlığı göğü yırtar yan dairenizde,
Sen tabağındaki artıkları saklayacak ambar ararsın.
Merhameti kitaptan okur, sokağa çıkınca unutursun,
Vicdanı bir aksesuar gibi sadece göğsüne takarsın.
Kuyularda Yusuf’lar inler, sen kuyunun ipini kesersin,
Sonra oturup kardeşlerinin yalanına gözyaşı dökersin.
Adalet saraylarında mizanı alt üst ederken ellerin,
Diline pelesenk ettiğin dualarla arındığını zannedersin.
Her köşe başında bir doğrunun boynu vurulur,
Sen yalanın şehvetiyle alkış tutarsın.
Korkunun emzirdiği bir nesil büyütürsün koynunda,
Ve sonra o neslin kurşunlarıyla vurulursun.
Dönme arkana, dönme!
Arkanda bıraktığın tarih bir utanç vesikası,
Yüzleşecek dermanın yok, aynalardan kaçışın bu yüzden.
Kendi sesinden korkar, kırbacın şakırtısıyla teselli bulursun,
Zira kölelik işlemiş bir kez iliklerine,
Hürriyetin rüzgarı değse tenine, üşür ve kaçarsın.
Muhammet Mustafa, gökteki ayı ikiye yarar,
Sen O’ndan korkup Ebu Cehil’e sığınırsın,
Cehaletin gölgesinde yaşarsın.
Sana sunulan pınarları kuruttun kendi ellerinle,
Şimdi çöllerde serap peşinde ömür tüketirsin.
Doğruluğun boynuna yağlı ilmeği sen geçirdin de
Sonra oturup dürüstlüğün cenaze namazını kılarsın.
Bir yetimin ahı yükselirken Arş-ı Alâ’ya,
Sen konforunun sarsılmayan tahtında zevk-i sefa edersin.
Hakkı savunmayı bir zül sayar fildişi kulende,
Güçlünün sofrasından düşen kırıntılarla avunursun.
Sokaklarında merhamet dilenen yalınayak çocuklar,
Görmezden geldiğin her feryat,
yarın kapına dayanacak .
Sen ki kelamın en temizini kirli niyetlerine kılıf yaptın,
Hakikati bir esir gibi karanlık mahzenlere kapattın.
Dostunu arkasından vururken yüzün bile kızarmaz,
Ama sorsalar, sadakatin kitabını ilk sen yazarsın.
Kendi gölgen bile senden tiksinip kaçarken,
Sen hâlâ aynalarda sahte bir aziz ararsın.
Bakma arkana, geride kalan yalnızca bir ihanet külliyatı,
Sen o külliyatın hem yazarı hem de kurbanısın.
Kendi ellerinle ördüğün zindanın duvarlarını kutsar,
Hürriyet diyenlerin sesini ilk sen boğarsın.
İsa mucizelerini bir kez daha açsa önünde,
Sen o mucizeyi görmez de, yine Pilatus’a koşarsın.
O’nun ayaklarına kapanırsın.
Söz bitti, mürekkep kurudu,
geriye sadece o sağır sessizlik kaldı.
Kendi ellerinle kazdığın çukura sığdırdın koca bir ömrü,
Şimdi ne bir savunanın var mahşerde,
ne de seni kurtaracak bir gram sevap hanen.
Zira ne bir iz bıraktın, ne de bir sadakat nişanesi.
Toprak seni kabul eder mi sanırsın bunca veballe?
Denizler temizler mi üstündeki bu ağır, bu katran karası kiri?
Bir ömür boyu kaçtığın o mutlak hakikat,
Şimdi bir duvar gibi dikildi tam karşına.
Eğdiğin o baş, öptüğün o kirli eller,
Seni kurtarmaya yetmeyecek o büyük hesap gününde.
Artık baksan da arkana hükmü yok, taş kesildi her zerre,
Kendini savunacak mecalin bile kalmadı.
Sana açılan denizler kapandı, mucizeler tükendi,
Kendi yarattığın o karanlık enkazın altında ezildin.
İbrahim çoktan kurtuldu ateşten, sen ateşlere atıldın
Allah’a inandığını sandın,
Zira o Zalim Nemrudun kara topraklarında can verdin.
Acıyla yoğrulursun ama acıya yabancı kalırsın.
Ağıtları en yüksek perdeden söylersin,
Bir sürüyü sürer gibi sürerler seni,
Sen de sürünün en sessiz koyunu olursun.
Çalınır kardeşin, çalınır yarınların,
Sen sadece “kader” diye mırıldanırsın.
Yetimlerin gözleri kurur, dudakları solar,
Sen “gelenek” dersin, geçersin.
Her kuytuda bir çocuk can verir,
Sen “Allah’tan gelmiş” diye teselli bulursun.
Merhamet dilenirsin, adalet dilenirsin,
Sonra dilenciyi taşlarsın.
Mazlumun feryadını “gürültü” sayarsın.
Arkanı dönersin ,dönüp gidersin geriye bakmadan
Komşun açken sen tok yatarsın,
Haya etmez, vicdanın sızlamaz.
Merhamet dilenir, şefkat dilenir, para dilenirsin.
Ve nefret edersin dilencilerden.
Utancı bilir ama utanmazsın.
Bütün seslerin arasında yalnızca sahibinin sesini dinlersin sen.
Zinciri sever oldun, özgürlüğü ağır bulursun.
Karanlığı alışkanlık yaptın, aydınlığı “öcü” sayarsın.
Efendilerin değişir,
Lakin sen hep aynı,
Hep köle kalırsın.
redfer
- Yorumlar 4
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.