Yazılan Vardı Bir De Yazılmayan
Bir rengi olup olmadığını bilemedim
gerçeklerin her ne kadar düşler ve hayaller süt beyazı olsa da ve ihtimal de
vermedim geçişen zamana geçiştiren insanlara hizaladığım kadar gerçekleri bir
handikaptı belki de söylenmeyenlerin ve geri duranların sessiz maruzatı.
İklim bir bir devirdi yürekleri.
İkiletti insan söylemeye hazır ve de
güvene mazhar ne varsa yürekten geçenleri sonra en üst rafa koydu üstelemeden
de sundu gerekçelerini gerekli gereksiz ne varsa kustu boş bir sayfaya boş bir
gönle boş bir güne belki de boşladığı kadar kendini yeniden başlamaya
programladı asaletini.
Kayıp bir bilanço.
Aslı bir dengesi olmayan çizelgeler
aslında vardı da her birinin göreceli dengesi:
Kasaya konan para diğer yanda insanın
kendinden gittiği kendinden verdiği.
Sökükler battı göze yeniden giydirdi
bedenini insan ama yetmedi.
Sarkıtlar ve dikitler batırdı en dibe:
duygulardı mağduriyeti duymayan kalmamıştı hüznün sessizliğini.
Ve sil baştan hayatlar.
Sil baştan hayaller.
Sil baştan mıydı da gerçekler ve işte
gerekçeleri artık sunmamaya başladı insan sunulası kala kala bir kuru canı
kalmıştı.
Susayan gönlü filan da değil öylesine
yudumladı günü öylesine yudumladı ömrü ve yutkunmadı bile yutacak daha ne mi
kalmıştı?
Her sus payı söylem ve işte şair
imzasını attı altına.
Her inilti her fısıltı suskunluğa
çomak sokan.
İfadesi alındı sonra gökte serili tüm
yıldızlar ama yetmedi.
Gök yarıldı ortasından ve yeniden
doğdu mucizevi bebekler lakin hiç birinin annesi yoktu üstelik az evvel firar
etmişti doğum için yattığı sedyeden ve bilmiyordu hiç kimse onun ve tüm
annelerin nereye gittiğini.
Giden kaldı gittiği ile.
Geride kalanlara bir parmak bal çaldı
yerkürenin ebesi ve sobelendi yürekler.
Yetmedi ama:
Derken damgalandı sözcükler hulasası
imgelerin bozgun uğradı daha da yazılmadan tüm o cümleler.
Yazılan vardı bir de yazılmayan.
Yazgısını razı gelen vardı bir de
kaderinin değişeceğine inanan amma velakin kimse bilmiyordu hiçbir şeyi üstelik
öyle ki kendine yabancı idi insanlar ve kim ise tanıdık rafın en üstünde
üstelik üstü başı tozlu:
Unutulmuş kimler neler yoktu ki?
Yerle yeksan edilmiş yekpare
gönüller.
Yerkürenin dalkavuğu gök kubbenin
yırtık duvağı
Ve dualar…
Hangi mertebe ise arzulanan ve hangi
katsayı ise çarpanla çarpılanın bilinmediği ya da görmezden mi geliyordu
insanlar ve işte sus pus insanlık ve firarda masumiyet ve işte annesiz
kalanlar…
Giden sahiden de rahat mıydı
mezarında?
Ya, geride kalanlar ve
söylenmeyenler?
İyi de; şair söyleyeceğini son
noktasına değin söylemişti ve işte şimdi şairin ahını alanlar nasıl da cebbar
nasıl da kibirli nasıl da kendinden emin…
Alarm kurulmuştu bir kere ve şehir
tepesine kadar çekmişti çarşafını sadece istimlak edilmişliği ne ki?
Ya, inkârları?
Ya, yalanları?
Şaibeli notalar sustu; yanık türküler
de hız kesti.
Eriyen asfalta yapıştı masumiyetin ve
tüm çocukların ayakları:
En çok da ayaklar altında ezilen
yürekler üstelik her yüreğin bir bedeni ve ruhu vardı kimse ruhu duymaz kimse
ruhunu iblise satan kimse artık ne dediğini bilmez halde sağ elin sol eli
sevmediği kadar da ne sağ el ile verdiler ne de sol el tanıklık etti ona: ne de
olsa merhamet ve itikat ve asalet yokluğun rüzgarında salınıyordu bir o yana
bir bu yana ve göğe konuşlu duaları tek seferde içine çekti yüce Yaratan: her
ne kadar alarm kurulu olsa da…
- Yorumlar 1
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.