Mademki Âşıktı Gül Bülbüle…
Çelimsiz bir gülüşe meyletti zaman ne
de olsa dervişin tininde dolaşan yaban bir vasıftı insanlık.
Göğün gürültüsüne eşlik etmedi
bulutlar:
Hepsi seferi.
Hepsi beyhude kaçışan tebessümler.
Acının ehliydi tabiat: solan her
çiçek nasıl da hediyesiydi ölümün ve durağan notalar nal topladı solan
çiçeklerin ardından:
Ne demişti sahi şair?
‘’Kâinat orkestrasıdır
çaldıkları.’’(Nazan Bekiroğlu)
Ya, çalınanlar?
Kibirli yaftalar sustu mahirdi
melekler.
Aşkın ikazı devir daim yaptı adeta
nasıl ki kavuşamıyordu maşuk sevdalandığına.
Suskular sundu Tanrı:
Susan börtü böcek ve alabildiğine
kulağa gelen her yankı.
İkazı kâinatın.
İdamesi insanın.
İsyana şerh düşen hangi hece ise.
Soluklandı tümden gelen ilham.
Kapaklandı yere imgeler.
Şair ise keyifle topladı yerden birer
ikişer.
Makul olandı payına düşen mağdur olsa
ne ki?
Manen nasıl da zengin kimine göre
züğürt:
Ah, be, nasıl da zengin kalbin
hazinesi yoruyordu insanları.
Umarsız olsa ne ki hem her biri?
Uykulu gözlerle etrafına bakan
sabrına kefil şükrün niyeti.
Uyumsuz addedilen neydi peki?
Suskular hicaba değil umuda koştu ve
payidar olan mevsim yağan yağmurla nasıl da coştu.
Mizansen değişiyordu ama sahne hep
aynı!
Roller bıçkındı kimse kapışan bir
bir.
Rağbet gören değildi duygular varsa
yoksa paranın engel tanımadığı iç içe geçen dürtüler.
Minyondu yürek ama cebbar.
Miadı dolmuş olsa ne ki dünün ve işte
yüreği kabaran falcı kadın.
Alı al moru mor nasıl da medet
umuyordu insanlar faldan, kumardan ve nice şans oyunu ne de olsa her biri şans
eseri tutunuyordu hayata adeta s/onsuzluğa kanat açan kelebekler gibi.
Uyruğu var mıydı sahi şiirlerin ya,
duyguların?
Ulak kimdi ve de uyak arayışında olan
şiir nerede?
Azıcık üşüttü rüzgâr hayli yordu
yağmur ve kıpraşan bulutlar tahayyül etti ki az sonra yağmur dinecekti.
Yazılmamışı yazmak istedi kalem ve
işte heybeden firar etti ilham ne de olsa ne de olsa…
Üzen kimse olmadıysa şiir doğmazdı ya
da şair âşık olmadıkça!
Külliyen yalan.
Hem aşk neydi ki?
Bir demet çiçek ya da bir tomar kâğıt
hani albenisi olan hem sormuyorlar mıydı kasada:
Nakit mi?
Nakde çevrilecekti illa ki boşluk ne
de olsa doluluk oranı cüssesiyle ilintili idi insanın:
Alabildiğine bonkör.
Alabildiğine kalantor.
Azıcık kel olsa ne ki ya da önünde
yerleşik bir balkon.
Endamı yitik kimseye de bakmıyordu
hani aşk ya da ruhu tok!
Aç ruhlar değil mi ki rüzgâra
kapılmıştı illa ki dolacaktı her bir katresi iyi de sevmek hatta çok sevmek
yazmıyordu cihanın kitabında ya da hoş görü ve merhamet.
Somurtan kimse artık aslında kim ise
diğeriyle dalga geçen iyi de herkes mutluydu:
Cepler dolu dolaplar dolu ama içleri
boş.
Zarf attı bazen duygular yüklendiği
kadar da kendine hem taşımayacağı yükü vermezdi yüce Mevla kuluna.
Ömür törpüsü.
Şen sesin duayen notaları ve her biri
kah sol anahtarında saklı ya da fa anahtarı:
Ya, piyanonun sararmış tuşları?
İyi de bazen zaman geçtikçe duygular
da bazı değerler de paha biçilmez oluyordu.
Misal: bir hatıra defteri ve nice
anı.
Misal: sözcükler sarı benizli
defterlerde kalmış olsa bile eskini tozunda asla değer yitirmeyen ve paha
biçilmeyen.
Yalnızlık neydi peki?
Kuru gürültünün kuru kalabalığı ama
tek insan ya da azınlıkta üç beş dostla mutlu olabildiği kadar insan yalnız
değildi asla.
Gelirken de yalnız giderken de bu
dünyadan.
Soyut varlıklar ama somut olması
dilenen ve soyguncu duygular:
Neşri ömrün bazen bir nesir yazıp da
esir düştüğü şairin ve mutluluk nasıl da göreceli idi kimine göre sıradan
kimine göre ulaşılmaz ve işte ulaşılmaz varlıklardı göçebe renklerin boyadığı.
Renkler de mutlaktı en çok da
yüreğindeki gök kuşağı kiminin ve fark edilmeyeni fark edendi yüce İlah ve
küçülen bir meblağ filan da değildi asla insan.
Gölgelerden haz etmeyen.
Ya da duyulmasını istemeyen tek bir
şey de yoktu ne de olsa Allah’ın bildiğini kuldan saklamak ne diye gel gör ki
abartıların b/eşiği ve işte olmayan şeylerin olmuşçasına renk değiştirdiği.
Özden üreyen söz.
Özü sözü bir olmak belki de bir
lanetti o şehir efsanesine göre ve işte çıplaklık çok da mubah değildi ruhun
giysisi idi yakışan o temiz yüreklere diğer yandan seviyordu çoğu insan çıplaklığı
gel gör ki bedeni ile şerh düşen.
Kapandıkça yürekler ve karardıkça.
Elzem olandan öte süt liman sevginin
resmini çizebilmekteydi meleklerin bahşettiği hediye.
Bir susku en çok da öncesinde tutulan
nutku ama şimdi bülbül gibi şakıyordu mademki âşıktı gül bülbüle…
- Yorumlar 1
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.