Çünkü Çok İyi Bir Hocası Vardı Şairin
Müstesna bir renktin sen, ey aşk!
İlahi Nüfuzun nüfusuna dair hele ki
yok muydu ayetler ve sureler ve işte yoktan var edeni anlamaya ve en çok da
O’nu sevmeye dair.
Ve doğdu insan sonra gün aydı son
güneş doğdu geceye uzandı yürekler hele ki yolculuk yaptığı o bitimsiz
Samanyolu.
Serden geçti kimisi.
Kimisi surlarda yattı kalktı ve
nöbete durdu şiirler en çok da kâinatın sırlarının peşinde:
Kimine göre huy.
Kimine göre nadir rastlanan duygular.
Ve şerre lanet okuyan abaküs.
Öncesi yoksun sonrası müphem.
En çok da: en çokla en azın kesiştiği
bir izlem.
Öykündü mevsim ama Rabbine.
Sonra nefsine taptı insan ve kâmil
olan dahi anlamadı çünkü yalana boğmuştu kimi insan bir diğerini ve en çok da
kendi inanmışken yalanlarına.
Demlendi sırlar.
Darlandı kimi zaman.
Derken yalanlar üredi ve yalancılar
türedi ve her yalan birbirine eklendi mimlendi doğrular gel de çık işin
içinden.
Müptelası kim ise ya da neyden
ibaretse duygular ve aşk!
Hepsi sustu çünkü susturuldu.
Sus yüklü insanlar en çok da çocuklar
ve mazlum kadınlar ve adamlar.
Ölümsüz iken o izlek hani ufka
daldığımız…
Öykündüğümüz tüm güzellikler ve de en
çok umutla yoğrulduğumuz…
Yorulmuştuk da ya da birileri:
Yol yordam bilmekten ötesi yoktu hem
en azından iç’ in ne diyorsa artık her ne içinse ve için için yandı kimi insan
hem de devasa bir yangınla sürüklendiği kadar da arşa.
Araf ise yerleşik bir kıyamet elbet
şimdilik elbet yaşarken hele ki ikilemde kaldı mı da insan…
Ama doğru tekti.
Ama insan özel ve öznel idi.
Çünkü her insan biricik iken
sığındığı sadece Rabbi elbet beş parmak da bir değilken.
Masumiyet doğmuştu gün ışığı ile
sonra karanlık bastırdı ve darağacına masumları astırdı.
Çemkiren karanlık ama tutunmak
lazımdı illa ki bir şeylere ve seçkiye girdi duygular.
Ses efektleri ve bastıran yağmur.
Gök gürültüsü ve çakan şimşek.
Kimi hayıflandı.
Kimi sustu.
Kimisi haykırdı.
Kendi nefretinde boğuldu bir kısmı
yine de yaşıyorlardı görünürde yine de gülüyorlardı birbirlerine.
Ölüm bile baş edemedi onlarla.
Ölen yakınlarına bile acımadılar.
Acıyan yürekleri yoktu ama acımayan
dilleri ve nefisleri vardı.
Nefes nefese insanlık.
Nefsin karanlığı bir yandan
insanlığın hikmeti ve Rabbin nimeti bir yandan.
Askıda ne çok şey en çok da ekmek!
Ne de olsa evine ekmek götüremeyen
insanlar vardı ve diğer yanda kaç taşlı ise taktıkları yüzükler üstelik
vergisini bile ödemedikleri ziynetleri.
Bilemediler asla da bilemeyeceklerdi
ziynetin ne anlama geldiğini.
Ve şair ve kalemi…
Biledi sabırla bilediği aylardan beri
küs olduğu kalemini.
Ama bilemediği şeyler de vardı ama aldırmadı:
havale etti Rabbine.
Yazılacakları vardı kelamın erbabı
olmayı diledi insanın da kâmili olmayı iyi de neydi ki cüssesi neydi ki
yetebildiği ve de yetemedikleri ama yetinmeyi çok iyi bilirdi çok da iyi
bellemişti çünkü çok iyi bir hocası vardı şairin.
Heceler hafızada kayıtlı mademki
beyni idi en büyük sermayesi şairin ve işte komut verdi istirahate çekilmiş
olan beynin atıl nöronlarına çünkü biliyordu ki ne kadar çok çalışırsa ne çok
öğrenirse beyni de ona itaat edecek ve kâinatta ne var ne yok depolayacaktı o
gri hücrelere…
Ya, duyguları?
Çoktan gelim tüme varım:
Ah, endamlı yüreğe bir de taşanlar
yürekten.
Sevdikçe büyüyordu yüreği ve
yazdıkça…
Yaşadıkça daha çok bağlanıyordu
Rabbine ve canı daha da yandıkça.
Birileri vardı birileri yoktu tıpkı her
insan gibi ve var olmanın hiçliğinde sustu yokluğun hicretinde çağladı ve koşar
adımlarla sevdikçe daha da yakınlaştı Rabbine.
Bir hocası vardı ki şairin nasıl da
endamlı.
Bir şiarı vardı ki şairi Allah
katında saklı.
Ruhu şeffaf.
Yürekse hangar gibi.
Ve heybesi ve bohçası bir de yamalı
entarisi…
Nasıl dalga geçerlerdi ama yılmadı
ama yok olmadı çünkü hiç kimse, kendinin kendisiyle dalga geçtiği kadar
geçmezdi…
Hem insan bildikten sonra kendini.
Derli toplu içi ferah.
Hüzün yaksa da en derinini, şair saklı
tutuyordu da hem tüm sevdiklerini ve de yitip gidenleri ne de olsa gidenlerin
ardından yas ve gözyaşı değil umut ve dua idi makbul olan…
Sıfatlar ve de savrulan sıfatlar ve
bazılarının öfke nöbetleri.
Şair usulca baktı sağına soluna ve
yoluna dikti gözlerini rotasından ne sapmıştı ne de sapacaktı.
Sıfatsız olmayı seçse de insan durduk
yere yalan yere insana yapıştırılan sıfatlar mademki doğru değildi hiç biri.
Hem onun en büyük sermayesi beyni
idi:
Hani, birilerinin yok saydığı…
Ne de olsa duyguları idi prim yapan
elbet yazdığı kadar da racon kesendi duygular kalemine katık ettiği…
Ya, şimdi?
İteledi her birini elbet yüreği yine
büyüktü yine hatırşinas lakin beynini koydu önüne bir de şapkasını başına büyük
gelen ama asıl onun yüreği idi sevmeyenlere kat ve kat büyük gelen ve haz
etmedikleri.
Beynin atıl kapasitesi.
Sayısız nöron emre amade.
Ya, aşk?
Ya, şiirler?
Hepsini de tek tek koydu sıraya ama
en öne beynini yerleştirdi.
Akıl akıldan üstün müydü peki?
Hani, şaire akıl verenler?
Ama tek güvencesi ve tek hocası vardı
onun ve ona her şeyi ama her şeyi öğreten ve illa ki ona sadık kalacaktı.
Ve illa ki de sahip çıkacaktı neyi
var neyi yok elbet aklına da kalemine de hayatına da…
Gülüm/sedi şair içindeki çocuğa gerçi
onu rölantiye almıştı ama ve…
En güzel rengi diledi ve sahiplendi
ve en güzel duyguları hele ki şairi insan yapan ve kendine bir o kadar
insanlara sevdiren…
Ne miydi sırrı?
Elbette beyin gücü ama öncesinde iman
gücü…
Ya, Allah dedi ve girişti işine
gücüne elbet Rabbinin de izniyle…
- Yorumlar 4
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.