Bir düş küresine hapsolmuş o gülüş
Bakaya kalan fısıltılar değil asla
Ne de esmer gecenin teninde saklı
Hem insanlık hem de unutulmuş vefa…
Övünç taneleri yağmakta göğün aralık
bıraktığı kapıdan
Kimine göre efkâr dağıtılan
Kimine göre isyan ve işte kandırılan
insan
Azameti zalimin mendebur yeislerin
Hâkimiyeti ne ki ne?
İçerlediği filan da yok artık şairin
İçtiği ne şerbet ne hüzün ne de
musluğu olmayan
Çeşmenin akmaya doymayan
Suyundan da öte
Elbet aşkla yaşarken
İzahı var yok da değil ne de olsa gitmek
için çok erken
Manidar yıldızlar
Aşkın kerameti şairin kulağına
fısıldar
Hâkim olan Rabbine yürür ve sever
Kimi ise durduk yere nefret edip
nasıl da söver
Azığa almadığı değil
Azınlık iken mahal
Veren
Cebbar iklim ve yağan bereketin
ifratı filan da değil
Ne de olsa toprak doymak bilmiyor
Hem yağmura hem de insan bedenlerine
Akla zarar tüm o gidenler
Ansızın veda etmeden dahi
Oysaki nasıl da inat etmişti şair
Eh, anne sesi anne nefesi:
Var mı ötesi, söylesin birisi?
Efkâr değilse esen rüzgârda saklı
Hakkın rahmeti elbette yürekte baki
Dualar
Ve dinmez ezan sesi
Öyle ki:
Beş vakit dahi yetmedi gitti
Sınanmak ve kolları sıvamak
Ne yanlış ne yalan ederi ve atarı
kiminin
Rayiç değerin kifayetsiz seyri
Elbet nasıl da gözünü boyadı kâfirin
Hulasası aşk aslında kâinatın…
Aşkın teferruatında saklı
yazmadıklarının
Yanında kar kalanın
Olmaz mı akıbeti?
Aşk şiarı ve ilham tüfeği
Namlusu dayalı kâğıda
Aklı elbet duyumsadıklarında
Bazen yetinmek bilmeyenlerden öte ve
uzak olsa da
Ne sancı ne sanrı
Gördüklerine ve yaşadıklarına en çok
da annesine duacı…