Yıllar önce, o dönem Türkiye’nin en büyük edebî, ilmî ve kültürel aylık dergisinin Amsterdam temsilciliğinde gönüllü olarak görev almıştım.
Birkaç arkadaş el ele vererek, derginin daha fazla insana ulaşabilmesi için canla başla çalışıyorduk.
Emek verince bazışeylerin gerçekten mümkün olduğunu görmüştük; Amsterdam’da neredeyse hiç tanınmayan
dergiye hatırı sayılır sayıda yıllık
abone kazandırmıştık.
Sadece hafta sonları
kurulan meşhur
Beverwijk pazarında
esnafa dergiyi tanıtıyor, ilgisini çekenlere ya dergi satıyor ya
da abonelik yaptırıyorduk.
Daha fazla kişiye ulaşabilmek için gerek Amsterdam’da gerekse Hollanda genelinde aylık toplantılar yapıyor; bu toplantılarda bilgi alışverişinde bulunuyor, yeni fikirleri tartışıyorduk. Ülke çapındaki toplantılardan biri Tilburg şehrinde yapılmıştı. Bu
toplantının en önemli özelliği,
derginin başyazarının da katılmış
olmasıydı. Amsterdam ekibi olarak çalışmalarımızı
detaylı bir şekilde anlattık. Ardından diğer şehirlerden gelen gönüllüler kendi faaliyetlerini
paylaştılar. Sonrasında sıra “Bundan sonra neler
yapabiliriz?” sorusuna gelmişti.
Tilburg’dan katılan bir arkadaş hemen söz alarak, dergi adına bir
kompozisyon yarışması düzenlemeyi önerdi. Yarışmayı düzenlemek kolaydı; lafla peynir gemisi yürütmek misali… Fikir ortaya atılmıştı ama işödüllere gelince herkes duraksadı.
Peki, dereceye girenlere ne hediye edilecekti?
Aradan yıllar geçti; Tilburg’dan gelen arkadaşın nasıl bir ödül düşündüğünü hatırlamıyorum. Yarışma ve ödüller meselesi en az iki saat boyunca toplantının ana gündemi oldu. Konu dönüp dolaşıp sponsor bulmaya geldi; çünkü yarışma düzenlemek, ödül vermek ciddi bir maddi
imkân gerektiriyordu. Oysa gönüllü olarak çalıştığımız dergi, bırakın
maddi destek vermeyi, abonelere indirim yapmayı bile kabul etmemişti.
Tam bu sırada, kompozisyon yarışması fikrini ortaya atıp en az iki saatimizi alan vatandaş, gitmek için izin istedi. Oysa toplantı henüz bitmemişti; hatta en hararetli anındaydık.
Sebebini sorduğumuzda şu cevabı aldık: “Abi, benim dergiyle bir alakam yok. Ben bu binanın çaycısıyım! Ev sahibi olarak toplantıya katılınmamasının ayıp olacağı düşünülmüş, o yüzden bu görev bana
verildi…” O günün en büyük
kazanımı, arkadaşın çaycı olduğunu —geç de olsa—öğrenmemizdi. Ya söylemeseydi?
Sözü uzatmayayım; gelişmelere ve icraatlara bakınca, kocaman dünyada ne kadar çok ‘çaycı’ olduğunu
insan daha iyi anlıyor…
( Ben Çaycıyım Abi başlıklı yazı hotamisli tarafından 13.01.2026 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. ) Okuduğunuz Yazının Site Kurallarını İhlal Ettiğini Düşünüyorsanız, Site Yönetimine Bildirmek İçin Tıklayınız.