
Alacakaranlık düşer;
en çok üşüyenlere ki ,
sonsuz bir notayla.
Sesler dökülür zifirden, tepeden
keskin bir tıngırtı keser boşluğu.
Ağıtlar, katı bir ayazla büyümüş,
bağırır karanlığın kemik çatısında.
Biliyorlar ki yağmur altın toz değil,
pasın çocuğudur, uyur çamur yatağında.
antik izler, bir halkın kayıp solukları,
toplanır avuçlarda bulanık, ağır, yorgun.
Buzlar kırılır usulca, bir kadının bileğinde.
Kar erir dilinde, acı ve tatlı.
Darbuka derisi gerilir, narin tırnaklar altında,
bir yüz ki ay ışığından daha güzel ve doğal.
Roman kızlarının dansı, tuz kokar saçları,
kıyıya vuran bir şarkının son notasında.
Gizlice, bir dalganın iç çekişinde,
Dans eder masallar, topluluk, derin, sessiz.
Ve yine de mutluluk içinde...