
Denizli güzeldir, taşıyla suyuyla,
hem de tozuyla…
Kızları alımlı, güler bakışıyla.
Çil horoz öter ki çınlatır Honaz Dağı’nı,
adı kalır dillerde, düşmez yakadan.
Avşar beyleri var, yiğit sözlü;
at üstünde duruşu dillere destan.
Mertliği kuşanmış, şanı yürümüş,
düz ovada bayrak, dağ başında burç.
“Aşk olsun” demişler elâ gözlü yâre,
tarihe ad yazmışlar demirbilek ile.
Yörüklerdir konar göçer bu diyara,
çadırından eser bozkırın havası.
Yaylası serindir, koyunu semiz;
yol bilir, yıldız bilir, her dem öter horozu.
Alnı açık, sözü mert, yüreği geniş;
misafir baş tacı, düşmana ateş.
Akşam Buldan’ın dumanı tüter,
bezi beyaz, incecik, has gümüş gibi.
Tezgâhta dokunur nakış nakış,
giyenin tenini okşar, söz olur dilde.
Kilimdir yere serilen hikâye;
her motifi ayrı bir mana, bir iz.
Al, mor, yeşil, toprak rengi
Yörük kadının elinde dirilir renkler.
Laodikya’da tarih uyur taş altında,
her rüzgâr esişinde anlatır hikâyesini.
Çal’ın Çökelesi bakar ovaya,
Bekilli’nin şarabı tutar aklı başı.
Çivril ovası uzanır ufka,
Buldan bezi incedir, kilim renk renk.
Çamlık’tan iner serinlik yaylalara,
kekik kokar yollar, dereler ışıl ışıl.
Pamukkale’nin beyazı göz alır,
güneş vurdukça yanar sanki avuç avuç.
Bir çınar gölgesinde demlenir çay;
sohbette geçmiş, gelecek, dünya.
Avşar’ın mertliği, Yörük’ün töresi
karışmıştır bu toprağın özüne.
Horoz sesi şafakta uyandırır şehri,
çarşı canlanır, bereket dolar her yanı.
Kilimde desen, Buldan bezinde ses;
emeğin şanı yürür Denizli’den.
Denizli güzeldir, taşıyla suyuyla,
hem de tozuyla…
Avşar’ın yüreği, Yörük’ün nefesi
bu toprağın sesi, bitmez türküsüyle…
GURBET
Gurbet geceleri uzar gari,
kor lambanın fitili.
Bir yanım kekik kokar,
bir yanım yanık zeytini.
Çamlık’tan eser yel,
sallar be beşik gibi.
Gari, şu dağların başı
neden dumanlı?
Bir tel sazım var, atadan kalma;
tel tel ayrılık, perde perde yanma.
İçimde bir çınar, kök salmış derine,
her dalında bir memleket, bir türkü.
Sen de bilirsin gari,
bu yollar taşlı.
Yürek de öyle:
hem yumuşak,
hem sıcak,
hem katı.
Belki bir sabah, şafak vaktinde
görünürsün.
Gözlerin ıslak,
cebinde bir avuç Denizli toprağı…
Varsın uzak olsun diyar,
gönül yakın ya.
Akşamın alacası düşünce sırtıma,
gene çalarım avazım çıktığı kadar:
“Gari gel!”
diye diye…