Gökyüzü Kargaların Yokluğudur
Bir arayışın güftesi adeta ömür hani
zamanla mekânla sınırlı yaşantılarımıza sunmak istediklerimiz…
Düş gücüne rağbet eden bir gökyüzü ve
pervazında saklı hayaletle üstelik sadece dünde kalanlar da değil…
Bir Joyce ’ta saklı iken hayat
düzlemi en çok da çoğalan bir varlık iken insan asla da geri duramayan topluma
karışmaktan ve tin-ikizini arayan…
Bir diğer ucu hayatın tıpkı Kafka’nın
öncülük ettiği yalnızlığın perdeleri sıkı sıkıya kapalı iken ve kimselerin de
müdahale etmesini istemediği bir hayat özlemi ve yalnız yaşayan ve yalnız ölen
bir ekol.
Kalabalık bir hayat sürek James Joyce
ve yalnızlığa düşkün diğer yandan yalnız kalmasına izin verilmeyen.
Terazinin hangi kefesi ağır basıyorsa
oysaki bunu genellemek pek de imkân dâhilinde değil ne de olsa hayat sunulandan
ibaret olduğu kadar bireyin de uğraşısı ile kendine göre bir şekil alıyor ve
kader çizgisi nerede başlayıp da nerede sonlanacaksa.
Sözcükler kimi zaman hayata birkaç
beden büyük gelen ne de olsa hayatın iz düşümü kelimelerle farklı anlamlar kazanabilmekte
ve kişi izah ettiği kadar anlaşılır yine de kimi zaman anlaşılmak o kadar da
basit değil…
Bir yüklemse hayat, özne illa ki
baskı altında ve işte gizli özne olmaya meyleden…
Emir kipleri ile gidişler-gelişler
kimi zaman sınırlandırılırken insanın genelde gözü görmüyor her detayı ve ulvi
bir istikamette an gelip kalp gözü biçimleniyor inancın eşliğinde kuleler
dikiyoruz hayata: kimi zaman görünmeyeni resmetmek istiyoruz lakin an geliyor
tek bir detay bile resmin genelini görmemize izin vermiyor.
Belki de bizleriz birbirimizin
hayatından çaldıklarımızla kendimize sahte ve çalıntı dünyalar yarattığımız…
An geliyor ve hayaller gasp ediliyor
elbet çalınan huzur kimi zaman yaşama sevincine dahi ket vuran bir düzen elbet
kolaylıkla düze çıkamadığımız oysaki görüntü itibari ile herkesin mükemmel ve
imrenilesi hayatları var ve işte hizmete giren düş gücü en azından can yakan
gerçekleri kısa süreliğine de olsa görmezden geliyoruz.
Bir şiirse hayatı resmeden ya da bir hikâye
aslında kendi hikâyemizi yazdığımızı sanıp rolümüzü de bir o kadar üstün bir
performansla oynuyoruz.
Ve sahne…
Görüntü itibari ile mükemmel roller
biçilmiş bizlere ya, arka plandaki hüzün neyin nesi? Elbet bir şeylere
duyduğumuz özlem kimi zaman sevginin dahi ulaşamadığı buz dağının en zirvesinde
bir karanlığı delmek isterken…
Roller kimi zaman halis munis.
Kimi zaman bıçkın gölgeler ve sus pus
bir evren oysaki gürültü had safhada tıpkı adaletsizlik gibi tıpkı önü
alınmayan acı gibi…
‘’Gökyüzü kargaların yokluğudur.’’
(Kafka)
İbraz ettiği üzere Kafka’nın; yaşam
insanı asla kendi haline bırakmıyor.
Ne kadar uzağında kalmak isteseniz de
belanın ya da felaketlerin illa ki bela gelip de sizi buluyor.
Sorunsuz insan sahiden mevcut mu
yeryüzünde peki?
Elbet karşılığı mutlu insan hele ki
günümüz dünyasında sorunsuz insana da kolayca rastlanmazken.
Zorunluluklar elbet hayatın size
yaşattığı ve nice zorluk ve asla dinmek bilmeyen bir çırpınış: sözüm ona yalnız
kalmak ve kendisi olabilmek adına umutsuzca çırpınan birey.
Elbet boş bir çabadan ibaret iken tüm
olup biten.
Boğuşmak zorunda kaldığımız sayısız
gereksiz detay ve de bizi zorlayan nice insan ve asla kendisi olmayı
başaramayan bir insan ve nicesi.
Ve işte en baştaki inancın ispatı:
Gökyüzü kargaların yokluğudur da
gerçekten.
Bir uzlaşım ise hasretini duyduğumuz
ve çıkış noktamız sadece kendimiz olmaksa elbet hayal kurduğumuz kadar mutlu ve
sorunsuzuz hele ki günümüzde değişmeyen gerçekleri de illa ki kabul ettiğimiz…
Bir düşe endeksli olmaksa yaşamak,
yazmak ve sevmek için binlerce sebep de bulabiliriz hani tıpkı dünde olduğu
gibi ve bir aşkın şiarı iken şiirler yazmakla aşılası duvarlar ve sınırlar
gerçi iç dünyamızın da ihlal edilmesine engel olamazken bir hayalle yetinmeyi
bilmek bile mutluluğun çıtasını yükselten…
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.